Yükselen bir trend; özel tasarım içki şişeleri
Devir imaj devri... Çevremizdeki her şey durumdan etkilenirken, gündelik hayatta tükettiğimiz içecekler de nasibini aldı. Artık hiçbir sıvı şişede durduğu gibi durmuyor, kaldı ki şişeler de durmadan değişiyor
Bira konusunda hatırı epey sayılan Heineken, geçtiğimiz aylarda bir tasarım yarışması düzenledi. 140 yıldır insanları bir araya getiren -ya da en azından kendini o şekilde konumlandıran- firma, bundan sonraki 140 yıl boyunca insanlar nasıl bir araya gelecek diye bir konu başlığı belirleyip, kazanan en iyi iki şişeyi ‘limited edition’ adı altında satışa sunacağını açıkladı. Marka bilindik, ürün milyonlar tarafından tüketilen olunca, haliyle talep fazlaydı. Sonuçlar kısa süre önce açıklandı; Lee ve Rodolfo adlı iki genç, kısa süre için bile olsa Heineken’in şişe tasarımcısı olarak tarihe geçti. Peki, dünyanın dört bir yanından duyulan, özel tasarım şişe kavramı yükselen bir eğilim mi? Bir şişe özel olarak tasarlanınca, içindekinin tadına tat katılıyor mu, sonuçtan hem üreten hem de tüketen aynı anda mutlu oluyor mu?
Dışıyla cezbediyor
Aslına bakarsanız şayet eve içki alma, dolabınızda daima hafif ya da ağır alkollü içecek bulundurma gibi bir alışkanlığınız yoksa, onları muhtemelen dışarıda tüketiyorsunuz demektir.
Yani çoğunlukla, akşam saat 8’den sonra gidilen mekanlarda, muhtemelen loş bir ışıkta başka bir deyişle şişeyi fazla inceleme imkanınız olmayacak yerlerde müşerref oluyorsunuz. Bu gibi durumlarda şişe tasarımının pek önemi yok aslında. Ancak içkisini marketten ya da özel dükkanlarından alan, evde değerli içkileri ağırlamak üzere özel alanları olanlar için tasarım konusu epey ayırt edici bir özellik.
İşte şişe tasarımının bu denli popülerlik kazanması, bu ikinci grup sayesinde gerçekleşti diye düşünüyorum. Absolut votkalarının sık sık ünlü sanatçılarla işbirliği yapması, yüzlerce belki binlerce özel şişe tasarımını satışa sunması, müdavimlerinin her bir değişik şişenin peşinde olması boşuna değil. Hoş şişelerin dışı değişince içi aynı alıyor, tadında farklılaşan birşey olmuyor ama olsun.
Sonuçta, içi yemeğin yanında biraz keyiflenmek isteyenleri, dışı ise seven sevmeyen herkesi cezbediyor. Düz ve renksiz bir şişe ile, altında sanatçı imzası olanın arasında, özünde hiçbir fark yokken, görselliğin herşey olduğu günümüzde, sıvılar da modadan nasibini alıyor.
Susuzluk hiçbir şey imaj her şeydir..
İlk paragraftaki son sorunun cevabına gelince; elbette sadece üreten mutlu oluyor. Tüketiciler, en fazla, kimi zaman ortaya çıkan sanateseri tadındaki tasarımlarla, kısa bir süreliğine gözünü gönlünü açıyor. Ha tabii buarada bazı akla gelmeyen tasarım fikirleriyle, genel kültürlerine katkıda da bulunabiliyorlar.
Heineken ile başladık onunla bitirelim. 1963 yılında Karayipler’e yaptığı bir seyahatte, sahilde birçok boş şişe gören, aynı zamanda barınma problemi gözleyen Alfred Heineken, tatil dönüşü Hollandalı mimar John Habreken ile ortaklaşa bir şişe tasarlar. Adı Wobo olur. Fonksiyonu ise bira taşımanın yanısıra bir nevi tuğla görevi görmesidir. Yatay olarak üst üste konulduğunda duvar örmeye yarayan şişeler belki de geri dönüşüm ile yaratıcılığın birleştiği ilk projelerden biri olur. Söylendiğine göre Bay Heineken’in evinde ve müzesinde Wobo’lardan oluşan epey baraka ve duvar bulunuyormuş.
Gördüğünüz üzere son derece basit şişeleri, kimi sadece hararetini almak, kimi keyiflenmek, kimi dekoratif olarak kullanmak kimiyse ev inşaa etmek için kullanıyor. Bir zamanlar bir reklam kampanyasında kullanıldığının aksine; artık susuzluk hiçbir şeydir, imaj her şeydir!