Marka sadakatimiz gelecekte hangi boyutlara ulaşır?
Herkes kendine favori bir marka belirliyor. O marka, piyasaya ne sürerse koşar adımlarla gidip alıyor, uzmanlar ise bu davranışa marka sadakati adını veriyor. Peki, bu işin sonu nereye varacak, mesela 50 yıl sonra sadakatimiz ne boyutta olacak?
Birçoğumuz, içinde ciddi şekilde sadakat duygusu besliyor. Hepimiz aşağı yukarı benzer derecede eşimize, dostumuza, ailemize ve arkadaşlarımıza sadığız. Ancak bahsettiğim ayrı bir sadakat; kullandığı ürünlerin markasına olan ya da favori markasının çıkardığı her ürüne, duyulan sadakat. Hoppala bu sadakat yeni mi çıktı demeyin. Yeni çıkmış olsa, tanınmış firmalar; hem kıyafet, hem ayakkabı, hem çanta, hem koltuk, hem araba, hem bisiklet, hem otel, hem restoran, hem gazoz şişesi, hem de mutfak ekipmanı tasarlıyor olmazdı. Birileri, en sevdiği marka, araba tasarladı diye koşar adımlarla gidip alıyor ki, yetkililer kendini kızartma tavası tasarlamaya da mecbur hissediyor. Bahsettiğimiz markalar, kısacık zamanda alıyor başını gidiyor, oldukça hızlı bir büyüme kaydediyor. Tasarımların devamı geldikçe geliyor, sadakat artıkça artıyor. 2012 yılı itibariyle sadakatimiz kırmızı çizgiye ulaşmış durumda. Önümüzdeki 50 yıl nereye varacağı ise ciddi şekilde merak ediliyor!
Bebekleri mışıl mışıl uyutuyor (!)
Çocuk arabaları arasında oldukça tercih edildiğini, gözlemleyerek öğrendiğim, Bugoboo firması, ünlü İtalyan moda büyüğü Missioni ile ortak bir tasarıma imza atmış. Arabanın Cameleon modeli, Missioni’nin hem geleneksel hem de kurumsal desenleri ile taçlandırılmış ve ortaya sadece deseninden ötürü diğer arabalardan daha fiyatlı olan bir model çıkmış. Şimdi biraz sesli düşünelim. Bir bebek arabasında moda markasının imzasının olması, anneye ve bebeğe ayrı ayrı ne kazandırabilir? Bebeğin muhtemelen umru olmaz ama anne Missioni firmasının her ürününü kullanıyor, ciddi bir sadakat besliyorsa, bu yeni işbirliğinden ötürü epey mutlu olacak, mutlaka bir tane edinecektir. Arabanın üzerine Missioni imzası olduğu için, bebek, ilerlemesine gerek kalmadan içine yatar yatmaz uyuyorsa, uyanık olduğu saatler içerisinde gıkını çıkarmadan, sadece malum desenlere hayran hayran bakarak uslu uslu oturuyorsa, ‘başımızla beraber’ tüm anneler toplu halde hem satış hem de sadakat rekoru kıralım. Ancak işin aslında, tek katma değerin anneye ve genel anlamda stiline olduğunu farkındayız. Girişimci olsanız, “hadi canım sırf tanınmış bir desen var diye bu arabaya kim daha fazla ödemeye razı olur?” deyip büyük olasılıkla hiç girmeyeceğiniz bir işin başarı kazanması, sadece, marka sadakatinin; göz boyama, hipnoz etme, kendine bağlama ve kendinden geçirme özellikleriyle açıklanabilir.
Hamburgerinizi
hangi markadan alırdınız?
En çok ziyaret ettiğim sitelerden birisi Cool Hunter. Restoran, moda, mekan, seyahat, tasarım, mimarlık ve markalar üzerine, ‘cool’ olan ne varsa, gerek onların gerekse ünlü ajansların görselleriyle birlikte sitede sunuyor. Geçtiğimiz günlerde, tasarım bölümünde, yine ünlü bir ajansın, moda haftaları için McDonald’sı baz alarak ürettiği ürünleri sergilemişler. McDonald’s ve modanın biraraya gelmesi teoride pek mümkün görünmese de, bildiğiniz patates kızartmalarını Gucci ve Hermes, 40 yıllık hamburgeri ise Burberry logolu paketlere sarmışlar. Üzerine de tatlı yiyip tatlı konuşmak adına Paul Smith logolu bir ‘sundae’ hazırlamışlar.
Kim yer demeyin ya da yediğimiz hamburgerin üzerinde Burberry yazsa ne olur, yazmasa ne olur diye düşünmeyin. Dedim ya sadakatte öyle bir sınıra geldik ki, evlerimizin dış cephesine Louis Vuitton logosu ya da Ralph Lauren arması koymamız an meselesi. Tuvalet kağıtlarının bile tasarımcılar tarafından tasarlandığı, bizim için hiçbir özel anlamı olmayan desen ve logoların dış görünümümüze hakim olduğu bir dünyada yaşadığımızı unutmayın. Birileri dur demezse, moda markalarının bizzat tasarlayıp, çantası, mama kabı ve tasmasıyla paket halinde eve gönderilen evcil hayvanların piyasaya sürüleceğinden korkuyorum.