Tekerlek kırılmadan
Aylardır kaos içinde sürüklenen futbolumuzun dümeninde artık yeni bir federasyon var. Çok zor bir dönemde görev üstlenen yeni federasyonun işinin güç olduğunu hepimiz biliyoruz. Böylesine karışık bir ortamdan kolayca sıyrılıp bu gemiyi limana yanaştırmak da öyle sanıldığı gibi basit bir iş değil. Böylesine sıkıntılı süreçten çıkmak için futbolun içindeki tüm paydaşların bir araya gelerek ortak bir akıl içinde beraber çalışması gerekliliğini hep vurguladık. Ancak çiçeği burnundaki federasyonun çok da rahat bırakılmayacağını daha ilk günlerden yaşamaya başladık.
Sayın Yıldırım Demirören ve ekibi açıklanır açıklanmaz daha hiçbir icraat yapmadan neredeyse yaylım ateşine tutulmaya başladılar bile. Bir federasyonun başarılı olup olmayacağına peşinen karar veremezsiniz. Elbette ki göreve getirilen isimler tartışma konusu olabilir. Ancak acele hüküm, hemen bombardımana başlamak yarardan çok zarar getirir. En çok tartışılan isimlerin başında MHK'nın başkanlığına atanan Zekeriya Alp geliyor. Alp, yıllarca Beşiktaş'a ve milli takıma başarıyla hizmet etmiş, saygın ve dürüstlüğünden kimsenin şüphe duymayacağı bir futbol adamı. Hakemlik nosyonunun olmadığı görüşüne bir yere kadar saygım var. Fakat bir insanın henüz hiçbir icraatını görmeden peşin hükümle eleştirilmesini pek anlamış değilim. Elbette yeni federasyon başkanı tanıdığı, bildiği ve güvendiği isimlerle çalışmak isteyecektir. Bu da onun en doğal hakkıdır. Eğer illa eleştirecekseniz biraz bekleyin, yaptıklarını görün ve ona göre bir yorum getirin. Tekerlek kırılmadan yol göstermek istedim diyenler çıkabilecektir. Ama peşin hükümle işi baştan kestirip atmanın çok doğru olmadığını bir kez daha hatırlatmak istiyorum.
Yıldırım Demirören federasyonu gerçekten zor ve çözülmesi güç olan problemlerin bulunduğu bir dönemde görev üstlendi. Hem de bu problemler Türk futbol tarihinde belki de şimdiye kadar hiç yaşanmamış olaylar yumağından çıktı. Şimdi görüyorum eski defterler açılıp yeni tartışmalar ortaya atılmak isteniyor. Bu karanlık ve zorlu yoldan kurtulup aydınlığa çıkmak istiyorsak beyaz bir sayfanın açılmasının şart olduğunu söylemiştik. Ama üzülerek görüyoruz ki bu işleri bu noktaya getirenlerin beyaz sayfaları açmaya pek niyetleri yok. Onlar çok iyi bildikleri eski yaraları kaşımaya ve beslendikleri kaosu sürdürmeye niyetliler. Bu tutumun Türk futbolunu batağa sürükleyeceğini bildikleri halde ısrarla çözüm yerine çözümsüzlük ürütme çabalarını sürdürerek, sözüm ona Türk futboluna yardımcı olmaya çalışıyorlar. Arkadaşlar eğer hepimizin elimizi taşın altına sokmazsak ve sorumluluk bilinciyle hareket etmezsek bir noktaya varamayız. Tıpkı Aydınlar gibi bu federasyonu da en kısa sürede gönderir, sonra da biz ne yaptık diye dizimizi döveriz. Bari ben de tekerlek kırılmadan birlik beraberlik çağrımı bir kez daha yineleyeyim, belki iyi niyetliler bu kez daha cesur olurlar.
Kurallar niçin var?
Sporda belirgin kurallar vardır. Bu kurallar sporun daha düzenli bir biçimde yapılması için konmuştur ve bu kurallara uymak sporu daha yüceltir. Bunları niye söyledik. Geçtiğimiz hafta sonu Ankara'da yaşanan olayda basketboldaki alışılmadık uygulama aklımıza getirdi de ondan. Kurallara göre bir takımın müsabaka saatinden en az bir saat önce maçın oynanacağı yerde olması gerekir. Hava muhalefeti karşınıza engel olarak çıksa da önleminizi ona göre alıp size verilen süre içinde maçın oynanacağı alana gideceksiniz. Eğer gitmezseniz bunun cezası da karşılığında bellidir. Ancak Telekom takımı sahaya geldiği halde kara saplanan Fenerbahçe basketbol takımı maçın oynanacağı salona ulaşamayınca federasyon maçın bir gün sonraya ertelenmesine karar vermiş. Düşünün hakemler sahaya bile çıkmamışlar. Yani karar çoktan verilmiş bile.
Takımdan takıma değişebileceğini sandığım bu uygulamanın sporun kurallarına pek uygun olmadığını düşünüyorum. Tamam spor önce maçın oynanmasını emreder. Ama kurallarda boşuna yazılmamıştır. Eğer kuralları bir defa değiştirirsek bunun arkası gelir diye düşünüyorum. Bu yüzden alınacak her kararda mutlaka çok dikkatli olunması gerekir. Maç saatinde salona gelinip rakibini bekleyen Telekomlu basketbolcular ne günahı var.
Yarın geç olabilir
Bu yıl ilk kez üç takımla katıldığımız ve en az birini istanbul'da düzenlenecek dörtlü finale göndermeye hesapladığımız Avrupa ligine erken havlu atmanın şaşkınlığını yaşıyoruz. Büyük bütçelerle oluşturulan kadrolara karşın gerekli sonucu neden alamadığımızı daha uzun süre tartışacağımızı sanıyorum. Ancak aylar önce yazdığımız yazılarda bu konuya dikkat çekip takımlarımızı uyarmıştık. Görünen o ki bu uyarılara pek kulak asılmamış. Galiba bizim ligimiz bize yeter düşüncesi biraz ağır bastı. Avrupa hayalimiz yine bir başka bahara kaldı.
Anadolu Efes ve Fenerbahçe Ülker'in iddialı kadrolarına karşın son 8'in dışında kalmaları gerçekten çıklanacak gibi değil. Bu sezon ilk kez katıldığı Avrupa liginde son ana dek savaşan Galatasaray'ın bu hedefin uzağında kalmasına anlayışla bakabiliriz. Ancak diğer iki temsilcilerimizin şapkalarını önlerine koyup biz nerede hata yaptık diye şimdiden düşünmeye başlamaları gerek. Yoksa yarın yine geç olabilir.