Bu kin nereye kadar
Gerçekten garipliklerle dolu bir ülkeyiz. Kime sorsanız hepimiz sporu sevdiğimizden söz eder ve sporun erdemlerini sıralamaya başlarız. Ancak iş sportmenliğe gelince, işte onu pek becerebildiğimizi söylemek zor. Hemen her fırsatta sporun dostluk, barış ve kardeşlik olduğunu vurgularız da, iş uygulamaya gelince sınıfta kalıveririz. Geçtiğimiz hafta sonu yaşadıklarımızdan sonra bizde iporun dostluk ve barış almadığını bir kez daha anlamının üzüntüsünü hala taşıyorum. Ne yazık ki bizde spor bu erdemli kavramını çoktan bırakıp kin ve nefrete dönüşmüş. Rakibe saygı göstermek kavramı çoktan unutulup yerine atılan kin tohumları işi önlenemez bir düşmanlık boyutuna taşımış.
Örnek saymakla bitmez. Türk sporunun 2 güzide takımı F.Bahçe ile G.Saraylı bayan basketbolcuları, rekabetlerini uluslararası platforma taşımış, hedefleri de Avrupa'nın en büyük kupasını müzelerine götürmek. Bunun için sahada kıran kırana mücadele veriyorlar. Sezon başından beri takımlarını deplasmanlarda izleyemeyen taraftarlar da bu kez bir arada. Anlayacağınız sporun güzelliklerini yaşamak için şahane bir ortam. Türk ı sporunun bu gurur tablosunu yaşamak, ülkemizde sporun ne kadar sevildiğini ele güne karşı göstermek için güzel bir fırsat değil mi? Ama ne gezer. Güzellikleri, alkışlayacağımız, takımımızı destekleyeceğimiz yerde rakip taraftarla uğraşmayı seçiyoruz. Ağıza alınmayacak küfürler havalarda uçuşuyor sürekli. Spor alanlarına girmesi yasaklı yanıcı ve patlayıcı maddeler durmadan sahaya yağıyor. Anlayacağınız maç maçlıktan çıkıyor. Karşılaşma sonunda da spor alanlarına yakışmayacak bir kavga başlıyor. Güvenlik güçleri zorlukla önlüyorlar bu barbar kavgayı. Salondaki ve televizyonları başındaki binlerce yabancı göz de bir anlam veremiyor tabii ki bu acayip duruma. Kinin, düşmanlığın bir kadın maçında bile bu boyutlara ulaşması gerçekten çok acı.
Geçelim bir başka örneğe. Hepimizin çok sevdiği futbolu nasıl kirlettiğimizi gösteren o çirkin örneğe. Trabzonlu taraftarlar, sözüm ona F.Bahçe'yi protesto etmek için bir gösteri hazırlamışlar. Maçın 34. dakikasında sahaya atletlerini fırlatıyorlar. Hadi bu bir yere kadar kabul edilebilir diyelim. Peki ya sonrası. Sahaya ayakkabı, telefon, metal parçaları, içi dolu pet su şişeleri, hatta ucu açık çakı bile yağıyor. F.Bahçeli futbolcular, topu korner ve taçtan oyuna sokmakta dahi zorlanıyor. Kaleci Volkan kendisini sıyırıp geçen bıçağı hakeme götürürken, tribünlerden yine ağıza alınmayacak hakaretler yükseliyor. Sen bıçağı atarken iyi de, canını tehlikeye atan o bıçağı hakeme götüren Volkan mı suçlu? Stada nasıl sokulduğu belli olmayan, kin ve nefret tohumları saçan o pankartları tribünlere asanların bu tablo da hiç mi günahı yok?
Anlayamadığım bir başka nokta da, bunun nasıl bir takım sevgisi olduğu? Sen o bıçağı atarak takımını sevdiğini mi sanıyorsun. Güya o çok sevdiğin takımına zarar verebileceğini düşünemeyecek kadar akılsız mısın? Şimdi o çok sevdiğin takımın Süper Final'de ceza alırsa mutlu mu olacaksın?
İşte geldiğimiz nokta bu. Kin ve düşmanlık sarmış dört bir yanımızı, sağlıklı düşünmeyi, sportmenliği çoktan unutmuşuz. Sahada birbirleriyle mücadele ederken sportmenliği elden bırakmayan oyuncuların sergiledikleri o güzel tabloları görmezden gelip kendimizi salt kin kusmaya vermişsek, varın gerisini siz düşünün.
Biz bu çirkinlikleri yaşamayalım diye sporda şiddeti önlemek için yasa bile çıkardık. Ancak çıkardığımız bu yasada işin şiddeti önleme boyutunu pek önemsemeyip şike ve teşvik boyutuna fazla önem verince belki de yeni düşmanlıklar yaratıp şiddetin daha yüksek noktalara ulaşmasına çanak tuttuk. Son hafta yaşananlar bunu açık bir göstergesidir. Gelinen bu noktadan sonra çok daha gerilimli geçmesi beklenen süper final maçlarının altından nasıl kalkacağız diye düşünmeden de edemiyorum. Bu arada deplasmana taraftar götürmeme fikrini pek savunmamama karşın, bu yaşananları görünce galiba başka çare de yok demeye başladığımı da itiraf edeyim.
Terim farkı
Geçtiğimiz sezonun G.Saray'ı ile bu yılın G.Saray'ı arasında gece ile gündüz kadar fark var. Geçen yıl yenilgiyi kanıksayan o takım yerine, bu sezon asla pes etmeyen bir takımı izlemek, Sarı-Kırmızılılar'a büyük keyif veriyor. Bu değişimin temel nedeni ise kuşkusuz Fatih Terim'in takıma aşıladığı cesaret ve güven. Kazanmayı kafasına koymuş oyuncuların kararlılığıyla sahaya çıkıp mücadele eden bu takım, şampiyonluğun en güçlü adayı olarak gösteriliyorsa, Terim'in ve ona destek olan G.Saray yönetiminin bunda payı büyük. Her geçen gün daha iyi futbol sergileyen G.Saray'ın süper finalde daha keyifli bir görüntü çizeceğini söylemek sanırım falcılık olmaz.