Bu diyarda işler iyi gitmiyor
Tony Judt her zaman keyifle okuduğum bir yazar, aynı zamanda da büyük bir tarihçidir. En çok okunan kitaplarından olan “Savaş Sonrası” (Postwar) ve “Yeniden
Değerlendirmeler” (Reappraisals) geçen yüzyılın bilinmeyen birçok yönünü
ortaya çıkaran yapıtlardı. Judt’ın iki yıla yakın süredir çaresi olmayan bir nörolojik hastalıkla mücadele ettiğini Soli Özel’in Habertürk Gazetesi’ndeki bir yazısından öğrendim. Giderek vücudundaki tüm uzuvların işlevlerini yitirdiğini, onun ise ısrarla mücadeleye devam ederek dünya ile iletişimini konuşarak kurduğunu, ancak her
geçen gün o yetisini de kaybetmekte olduğunu yazıyordu Soli Özel. Üzülmüştüm böyle bir bilgenin dünyadan kayıp gideceğinden.
İDEALİ VE FİKİRLERİOLMAYAN GENÇLİK
Tony Judt’ın son kitabını geçenlerde aldım. “Ill Fares the Land” ismini taşıyor. “İşler
Kötüye Gidiyor” ya da “Bu Diyarda İşler İyi Gitmiyor” şeklinde tercüme edebileceğimiz bu son kitabı da bir çok çarpıcı gözlemleri içeriyor. Dünyada yoksulluk başta olmak üzere iyiye gitmeyen birçok iş olduğunun altını iziyor.
Bu arada öğrencilerinin şikâyetlerini dile getiriyor. Onların gözlemlerine göre, zamanımızdaki yeni neslin idealleri ya da fikirleri yok. Oysa kendisinin de yetiştiği 60’lı ya da 70’li yıllarda bundan çok daha farklı bir gençlik vardı. Ortam çok farklıydı.
Judt’a göre 60’lı yıllarda yetişenler bazılarının belirttiği gibi kaybolmuş bir nesil değil, idealleri olan gençlerden oluşuyordu. Bir çoğu sol ya da sağ inançlarına göre
dünyada bazı şeyleri değiştirmeyi amaç edinmişlerdi. Oysa şimdi etrafımıza baktığımızda yeni yetişen neslin böyle bir amacının olmadığını hemen gözlemliyoruz. İşin kolayına kaçıyorlar. Vatanı kurtarma gibi bir çabaları ya da
düşünceleri ne yazık ki yok.
SOSYAL DEMOKRASİYE YENİ BİR BAKIŞ
Tony Judt sosyalizm ile sosyal demokrasi ayırımını detayları ile irdeliyor. Sosyalizmin çöktüğünü, buna karşı sosyal demokrasinin önünün açık olduğunu belirtiyor. Tony Judt’ın bir başka saptaması da sosyal demokrasinin ABD’nin yapısına uymaması. “Liberaller tarihsel olarak diğer kişileri kendi hayatlarının dışında bırakmak isterler” yaklaşımından hareketle, dayanışma ve beraber çalışmayı gerektiren sosyal demokrasiyi ABD’de uygulamanın zorluğuna değiniyor.
Avrupa tarafında ise sosyal demokratların savunmacı ve özür dileyici bir davranış sergilemelerini eleştiriyor. Avrupa’da uygulanan modelin hem çok pahalı hem de
ekonomik etkinliğinin fazla olmadığını dile getirerek sosyal demokrasinin kendine yeni yön bulması gereği üzerinde duruyor. Tony Judt “şimdi ise uykudan uyanma vakti geldi” diyor. Yaşanan küresel kriz dünyanın bu iyi gitmeyen işlerini tersine çevirecekmiş gibi görünüyor. Ülkelerinin ve bankacılık sistemlerinin batacağını anlayan hükümetlerin politikalarını değiştirmelerinin bunun bir işareti olduğunu da söylüyor. Ne var ki şu anda kimsenin devletin işlevlerini tekrar düşünmek gibi bir görev üstlenmediğinin altını da çiziyor. Tony Judt’ın bir başka saptaması da
dünyanın güvensizlik çağına giriyor olması gerçeği. Ekonomik güvensizlik, fiziksel
güvensizlik ve politik güvensizlik bu çağın önemli öğeleri olarak karşımıza çıkıyor. “Güvensizlik korkunun bir nedenidir” diyen Judt, güven unsurunun giderek
aşındırıldığını söylüyor. Sonunda da güveni sağlamak için kişilerin hürriyetlerinden
fedakârlık edeceklerini ve giderek devletin hâkimiyetinin arttığı bir dünyanın yaratılacağını ileri sürüyor. Judt’ın bu öngörüsü doğruysa önümüzdeki dönemde “demokratik diktatörlerin” sayısı artacakmış gibi görünüyor. İlginç ve gerçekçi görüşleri içeren bu kitabı okumanızı öneririm.