Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        18’inci yüzyılda Prusya Kralı Büyük Frederick, Postdam Ormanları’nda gezerken bölgeyi çok beğenir ve bir saray yaptırmak ister. Ancak bir mani vardır; saray bahçesine isabet edecek yerde bir değirmen bulunmaktadır.

        Kral adamlarına emir verir; “Gidin, değirmeni satın alın.” Satış bedeli astronomik rakamlara ulaşmasına rağmen değirmenci, “Satmam” diye diretir.

        Sonuçta Kral Frederick’in huzuruna çıkarılır.

        Kral kızar; “Sen benim Prusya Kralı olduğumu bilmiyor musun?” der.

        “Biliyorum” der değirmenci; “Sen de benim değirmenin tapulu sahibi olduğumu biliyorsun.”

        “O halde zorla alırım” der kral.

        Değirmenci hiç telaşlanmadan cevap verir; “Berlin’de hakimler var.”

        Bu konuşmadan sonra kral yumuşar. Kendisinin düzenlediği adalet sisteminin halkında uyandırdığı olumlu etkiyi test etmiş olmanın huzuru içinde değirmene dokunmaz.

        Bugün hala o değirmen sarayın bahçesinde, adalet timsali olarak yerindedir. Ve kral bile olsanız adaletin hakimler ve mahkemelerin en yüce sığınak olduğunun kanıtıdır.

        Evliya Çelebi’den bir aktarma yapalım.

        Fatih Sultan Mehmet, yeni yaptıracağı bir cami için bir Rum mimarı görevlendirir. Mimar, padişahın verdiği iki mermer sütunu proje gereği kısaltır. Fatih çok sinirlenir. Mimarın elini kestirir. Mimar, Fatih aleyhine dava açar. Bazı kadılar korkar, davaya bakmazlar. Sonuçta Üsküdar Kadısı Hızır Bey davaya bakar. Padişah gelir ve ‘kadı’nın huzurunda davacı ile birlikte ayakta bekletilir. Sonuçta karar açıklanır. Fatih’in iki eli kesilecektir. Şaşkına dönen mimar, hemen davadan vazgeçer. Fatih’in eli kesilmekten kurtulur. Buna karşın mimara her gün için 10 altın ödemesine karar verilir.

        Evliya Çelebi diyor ki:

        Karardan sonra Fatih, elindeki sopayı kadıya gösterir. “Eğer sen, kısasa kısas hükmünü uygulamasan ve beni mahkum etmeseydin seni burada öldürürdüm.” Kadı cevap verir; “Yüce padişahım, eğer sen de benim kararımı kabul etmeseydin şu sakladığım kama ile ben de seni buracıkta öldürürdüm.”

        İşte adalet budur.

        Şunu ifade etmek isteriz ki hakimler de savcılar da cesur olmalıdır. Vicdanlarından ve kanunlardan başka dayanakları ve güvenceleri yoktur.

        Şimdi ben de “İzmir’de hakimler var” diyebilirim. Davalar kazanırız. Davalar kaybederiz. Bütün kararlar onların adalet anlayışı, hukuk bilgileri ve vicdanı ile yoğrulmuş kararlardır.

        Acaba her karar “adildir, doğrudur, hukuka uygundur” diyebilir miyiz? Kesinlikle hayır. Öyle olsa Yargıtay’a, Danıştay’a gerek kalmazdı.

        Kant, “Adaletsiz bir ülke mezbahadan farksızdır” derken Gandi, “Bırakın adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun”; “Adalet topaldır. Ağır yürür fakat gideceği yere er geç varır”;

        Seneka, “Bir tek kişiye yapılan haksızlık, bütün topluma yapılan bir tehdittir”;

        Vauvenargues, “Bir rejim, halkın adalete inanmaz bir noktaya gelince o rejim mahkum olmuştur” der.

        Bugün acaba öyle mi...?

        Adaletin olmadığı yerde, demokrasi de yoktur.

        Diğer Yazılar