HABERTÜRK Gazetesi yazarlarının köşeleri, saat 14:00'den itibaren güncellenmektedir.
[javascript protected email address]
06 Şubat 2012 Pazartesi, 11:50:07
Geçen hafta “Berlin’de hakimler varsa İzmir’de de var” diye başlık attığım yazıma, hem olumlu hem de olumsuz yanıtlar geldi.
Bir hukukçu arkadaşım “Türkiye Barolar Birliği İnsan Hakları Merkezi”nin hazırladığı ‘Tutuklama Raporu’nu tetkik imkanı bulup bulamadığımı sordu.
Bu çalışma raporu geçen yıl şubat ayından beri elimde, defalarca okudum ve esinlendim.
Bunu hazırlayan başta TBB İnsan Hakları Merkezi Başkanı Sayın Prof. Dr. Rona Aybar olmak üzere ekibine teşekkür ve minnet borcumu sunmak isterim. Bu kitapçığın sunuş bölümünde, Türkiye Barolar Birliği Başkanı avukat Ahsen Coşar’ın dediği gibi; “Tutuklama kararı, bir hakka, yani özgürlük hakkına, hukuk yoluyla da olsa tecavüz niteliği taşıdığı, adil yargılanma hakkı ile doğrudan ilişkili ve yine ceza değil bir önlem, kural değil bir istisna olduğu için son derece dikkatli biçimde verilmesi gereken yargı kararlarındandır. Ne yazık ki, ülkemizde mahkemeler tarafından çok sık ve çoğu zaman da keyfi olarak verilmekle, tutuklama kararları, istisna ve önlem olmaktan çıkarak kurala ve hatta cezaya dönüşmüştür.
Tutuklamaya ilişkin yargı kararlarındaki bu keyfilik ve çifte standartlık mağdur olan sade yurttaşlar tarafından yakınma, avukatlar tarafından eleştiri konusu yapılmasına rağmen kamuoyundan yeteri kadar ilgi, tepki ve destek görmemiştir.
Süreç ve işleyiş, sade yurttaşa yönelik olarak böyle devam ederken “Ergenekon” olarak isimlendirilen soruşturma ve kovuşturmalarla birlikte, kimi askerlerin, gazetecilerin, siyasetçilerin, akademisyenlerin, yani sade yurttaş dışındaki kişilerin ne ile suçlandıklarını dahi tam olarak bilmeden tutuklanmalarının hemen ardından, tutuklama olgusu, başta siyasetçiler, hukukçular, yazılı ve görsel medya olmak üzere ülke kamuoyunun gündemine gelip oturmuş, yoğun itiraz, eleştiri ve tartışmaları da beraberinde getirmiştir.”
İşte sorun burada...
Neden bazı hakimler birbirlerinden farklı kararlar veriyorlar...
Bazı hakimler, anayasının
38. maddesindeki masumiyet karinesine riayet ederken, bazıları Anayasanın bu emredici hükmünü yok... farzediyorlar...Neden...Neden...
Örneğin: “Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin (8 Haziran 2010 tarihli, E. 2009/16 E, K.2010/11 sayılı) “Haberal kararı” da, yasadaki hükümlerin zorlanarak ya da göz ardı edilerek tutuklama kararı verilmesinin “ağır kusur oluşturduğunu” belirtmiştir. Daire kararında, Anayasa’nın 38. maddesinde kabul edilmiş olan “masumiyet karinesi” ne aykırılık oluşturan tutukluluk hallerinde, işleme konu olan kişiye tazminat verilmesi gerektiğini de belirtmiştir.”
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi çeşitli kararlarında, “ceza yargılamasının tutuksuz yapılması asıldır”. Aksi halde bu durum masumiyet karinesine ve adil yargılama hakkının ihlali anlamına gelir ki, bu şüpheli ve sanıkların telafisi mümkün olmayan kişilk haklarına ve özgürlüklerine tecavüz anlamını taşıdığı defalarca ifade edilmiştir.
“İZMİR’DE HAKİMLER VAR” demiştim..
Yazılı basından öğreniyoruz ki, İzmir 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan sanıkların 5 yıldır devam eden muhakemeleri sonunda tutuklu bulunan sanıklar da dahil toplam 34 kişinin suç örgütü oluşturduğundan bahisle açılan davada sanıkların tamamı beraat etmişlerdir.
Burada önemli olan “suç örgütü” iddiası ile bir kısım sanıkların tutuklanmış olmalarıdır.
Şimdi, tutuklu olan ve beraat eden bu sanıkların devlete karşı tazminat isteme hakları vardır. Ancak, devletin verdiği tazminatlar herkesçe malumdur. O sanıklardan hiçbiri, yeniden devletle karşı karşıya gelmek Adliyelerde koşuşturmak istemezler.
Sonuçta ve bu kadar süre tutuklu kalmaları yanlarına kar kalmıştır.
Şimdi bu insanların adalet erkine güvenceleri kalmış mıdır acaba...
Emsal olması gereken bir misal daha verelim.
İzmir Gümrükler Başmüdürlüğü’nde yapılan bir operasyonla en büyüğünden en küçüğüne kadar devletin görevli memurları toplanarak adliyeye sevk edildi. Basında konu tartışıldı ve başmüdüre kadın temin edildiği ve her türlü rüşvetin bu memurlara sunulduğu iddia edildi. Savcılık tutuklama talebiyle iddianame hazırlayarak ilgili mahkemeye sundu. Ancak mahkeme, 12 sanığı da serbest bıraktı. Yine basından öğrendiğimize göre savcılık serbest bırakılan 12 sanık için bir üst mahkemeye başvurdu. Üst mahkeme de muhtemelen delillerin yetersizliği ve iddiaların asılsızlığı nedeniyle serbest bırakılanlar için bir alt mahkemenin verdiği kararı uygun buldu. Ve savcılığın ikinci talebini de reddetti.
Şimdi, evli ve çoluk çocuk sahibi olduğunu varsaydığımız başmüdür için gazetelerde çıkan “kadın temin edilerek görevi suistimal ettiği” iddiası karşısında bu başmüdürün gerek ailesi gerek yakınları gerekse mesai arkadaşları nezdinde içine düştüğü utanç verici durumu anlamak ve izah etmek mümkün mü...
İşte onun için diğer bazı illere göre “İzmir’ de hakimler var” dedirten emsal olaylardan bir-iki tanesi bunlardır.
Bazı savcı ve hakimler bardağın yarısı dolu derken, yine bazı savcı ve hakimler hayır, bardağın yarısı boştur... demektedir. İşte olay ve görüş farkı buradadır...