Yargılama başlıyor...
Aylardan beri hazırlıkları yapılan, delilleri toplanan, savcılık iddianamesi hazırlanan ünlü dava yarın başlıyor.
Bu dava için, yarın İzmir adliyesinde onlarca avukat boy gösterecektir. CMK’ya göre öncelikle tüm sanıkların hüviyet tespiti yapılacaktır. Bu tespitler savcılık makamı tarafından evvelce yapıldığı ve dosya içinde bulunduğu için çok zaman almayacaktır.
Esas sorun, benim de tetkik imkânı bulduğum, savcının ya da görevlendirilecek kişi veya kişilerin iddianameyi okumasıdır.
Bütün sanıklar ve avukatları, savcının görüşünü ezbere bilmesine rağmen, bu iddianameyi dinlemek zorundadır.
Yargıtay, bunun okunmasını mecburi kılmakta, aksi durumlarda (ki olmuştur) kararları USUL yönünden bozmaktadır.
İzmir’de hakimler var...
30 Ocak 2012 tarihindeki köşe yazımda ifade etmiştim. Yine tekrar ediyorum. “Berlin’de hakimler varsa, İzmir’de de var” demiştim. Yarın başlayacak davada bunu ve sonuçlarını göreceksiniz.
Bu, ister yetkili mahkeme olsun, ister olmasın. Hakimler de savcılar da adalet anlayışı içinde hukuk bilgileri, Yargıtay içtihatları ve en önemlisi vicdanlarının sesini dinleyerek karar vermek zorundadırlar.
Yarınki davada sabırlı olmak gerekir.
Unutulmasın...
-Anayasanın “masumiyet karinesi: suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar hiç kimse suçlu sayılamaz kuralı”
-Delilleri yoketme gizleme-değiştirme ve karartma,
-Sanığın kaçması, saklanması, kaçma şüphesi uyandıran somut olguların varlığı
-Cebir ve şiddet uygulaması gibi ceza hukukunun temelini teşkil eden konuların varlığını avukatlar kadar yargılama yapan hakimlerin de çok iyi bildiklerini unutmamak gerekir.
Ayrıca, uzun tutukluluk hallerinin infaza dönüştüğünü ve bunun zararlarının neler olduğunu, yargılamayı yapan hakimler de biliyorlar. Yine, tutuklamaların ailelerde ve toplumda ne gibi derin yaralar açtığını, ister Yargıtay’ın kararları bozması ile, ister uzun tutukluluklardan sonra, sonuçta bir beraat kararı ile, serbest bırakılma halinde sanıkların geçirdiği bu haksız tutuklamaların yarattığı travmaların, hiçbir şekilde telafisinin mümkün olmadığını ve hukukun hukuksuzluğunu, yargılama yapan hakimlerin de çok iyi bildiklerini unutmamak gerekir. Sözüm o ki, savunmaların, salt maddi vakıalar ve hukuk kuralları içinde yapılmasının, dalaşmaya, çatışmaya meydan verilmemesi gerçeğini, bir defa daha hatırlatmakta yarar görüyorum.
AZİZ KOCAOĞLU BİR SİMGEDİR
Evet, Kocaoğlu bir simgedir. İzmir’ in sevilen, sayılan, dürüstlüğüne herkesin inandığı, namuslu, şerefli, hak yemeyen, hakikatlerden ayrılmayan, kendisi ve güvendiği, inandığı, her şeyine kefil olduğu çalışma arkadaşları için adalet isteyen bir başkandır.
İzmirliler “O”nu bu sıfatları ile bilirler, bu nedenle severler. Ve O’nu, İzmir’e belediye başkanı seçmişlerdir. O, İzmir şehreminidir.
BİR UYARI
Öyle görülüyor ki, yarın, hem bazı milletvekilleri, belediye çalışanları, partililer ve sivil toplum örgütleri, Aziz Bey’e destek için duruşma salonu, adliye binası ve çevresinde toplanacaklardır. Lütfen ama lütfen, bu toplantıların son derece sessiz, vakur, olgun geçmesini sağlayın. Gerek Türk, gerek parti bayraklarınızı, evlerinizde ve partinizde bırakın. Kesinlikle ama kesinlikle, yazılı pankartlarla adliye binasına gelmeyin. “Megafon”larınızı evinizde bırakın... Tepkilerinizi, polisle çatışma noktasına vardırmayın. Bunlar, tarafsız yargıyı rahatsız eder. Bu davanın önemini, Aziz Kocaoğlu ve arkadaşlarını, yargılamayı yapacak olan hakimler de savcılar da biliyorlar.
Siz, muhtemelen taşkın hareketlerinizle yargının etkileneceğini düşünüyorsanız yanılırsınız... Kaldı ki, yarın savcılık iddianameyi okuyacaktır. Bunun okunması birkaç gün sürebilir. Tutuklu sanıkların, yarın-öbür gün tahliye edilebileceğini de düşünmeyin. Lütfen ama lütfen sabırlı olun. Adalet çok yakında tecelli edecektir.
Mahatma Gandi diyor ki;
“Bırakın adalet yerini bulsun. Adalet topaldır. Ağır yürür. Fakat gideceği yere er geç varır.”
Topal adalete güvenin.