Atatürk düşmanları
Yandaş bir gazetenin köşelerinden birine çöreklenmiş yazar, 4 Nisan tarihli yazısında diyor ki:
“Başbakan Erdoğan, o sırada İnönü’nün Başbakan olduğunu belirtti dün. Ama Cumhurbaşkanı’nın kim olduğunu söylemedi. O sırada Cumhurbaşkanı Atatürk idi.”
Başbakan bile “Sizin kurucunuz Nazilerle, faşistlerle dostluk kurmuştu” diyemiyor. Nedeni “Atatürk’ü Koruma Kanunu.”
“Yasa genel ve soyuttur. Çağdaş hukukta kişiye özel yasa olmaz.”
“Demokrat Parti’nin en yanlış icraatlarından biri olan, 31 Temmuz 1951 tarihli ve 5816 Sayılı Atatürk’ü Koruma Kanunu’nun, kaldırılması zamanı geldi...” diyor bir Atatürk düşmanı.
Bu ‘arkadaş’ın Atatürk’ün başardığı devrimlerin, bizzat kendisine çok büyük yaşam alanları hazırladığını unutarak muhtemelen efendilerinin emri ile toplumun görüşlerini test ederek bundan sonra sıranın, Atatürk’ü unutturmak maksadı ile öncelikle Atatürk Kanunu’nun kaldırılması için bir kampanya başlattığını anlamak zor değildir.
Bir de diyor, çağdaş hukukta kişiye özel yasa olmaz...mış.
Çok güzel de... Daha geçen hafta MİT Müsteşarı Hakan Fidan için çıkarılan kanun, kişiye özel değil mi!...?
Atatürk devrimlerinden nasibini almamış, gözleri kör, kulakları sağır bazı mendeburların toplumu zehirlemesini görmezden gelemeyiz.
Beni asıl üzen, Erdal Şafak gibi, hayat felsefesi ve dünya görüşünü çok yakından bildiğimiz, Atatürk sevgisi ile dopdolu, uygar ve aydın bir genel yayın yönetmeninin bu tür yazılara nasıl izin verdiğidir. Ama emir yüksekten gelince Erdal ne yapsın? O da aynı şemsiyenin altına sığınma zorunda kalmış. Biliyorsunuz emir, demiri keser.
Bakın kaldırılması istenen kanun ne diyor:
KANUN NO: 5816
Atatürk aleyhine işlenen suçlar hakkında kanun
MADDE 1 - Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Atatürk’ü temsil eden heykel, büst ve âbideleri veyahut Atatürk’ün kabrini tahrip eden, kıran, bozan veya kirleten kimseye bir yıldan beş yıla kadar ağır hapis cezası verilir.
Yukarki fıkralarda yazılı suçları işlemeye başkalarını teşvik eden kimse asıl fail gibi cezalandırılır.
MADDE 2 - Birinci maddede yazılı suçlar; iki veya daha fazla kimseler tarafından toplu olarak veya umumi veya umuma açık mahallerde yahut basın vasıtasıyla işlenirse hükmolunacak ceza yarı nispetinde artırılır.
Birinci maddenin ikinci fıkrasında yazılı suçlar zor kullanılarak işlenir veya bu suretle işlenmesine teşebbüs olunursa verilecek ceza bir misli artırılır.
MADDE 3 - Bu kanunda yazılı suçlardan dolayı Cumhuriyet savcılıklarınca re’sen takibat yapılır.
Bakalım, savcılık ne yapacak?
Unutulmasın ki Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız ve diğer hükümet üyeleri ile kamu kurumları çalışanları, ordumuzun en yüksek komutanları, astsubayına, erine kadar ve Türk halkı ve çocuklarımız her yıl milli bayramlarda Atatürk’e saygılarının ifadesi olarak yıllardan beri Anıt Kabri’ni ziyaret ederler.
Sadece onlar mı...?
Ülkeye gelen yabancı devlet adamları, bilim adamları da saygıda kusur etmezler.
Bir fıkra ile yazıyı noktalayalım.
Biliyorsunuz ama bir kez daha yazayım. Victor Hugo, yaşadığı çağda da bugün de dünyaca ünlü bir yazardır.
Bir gün dost toplantılarından sonra geç vakit evine gelmiş. Kasıkları kendisini o kadar sıkıştırmış ki kapıyı çalıp tuvalete gidecek zaman kalmamış. Hemen evinin duvarına ilişmiş ve ihtiyacını gidermiş.
O sırada yoldan geçen dört - beş genç koşarak Victor Hugo’nun yanına gelmişler ve “Sen nasıl Victor Hugo’nun duvarına işersin?” diyerek dövmeye başlamışlar.
Sokak karanlık. İşeyenin Victor Hugo olduğunu anlayamamışlar. Gerçeği anlayınca özür dilemişler. Ama... Bu dayaktan büyük üstat son derece memnun kalmış. Neden mi?
Onu da siz değerlendirin.
Not: Bir haftadır Balçova ılıcalarında tedavideyim.
Her yıl gelen Norveçliler 11 Nisan’da yeni sezona başlıyorlar. İşte devletin sosyal adaleti bu... İleride Balçova’yı size detayları ile anlatacağım.