Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        İngiltere Parlamentosu için söylenen bir deyim vardır; “Parlamento sadece kadını erkek, erkeği kadın yapamaz...” Bu deyim hukuki anlamda değerini kaybetmiştir. Aslında bu, halkın temsilcisi olan parlamentonun gücünü simgelemek için kullanılan bir deyimdir.

        Artık demokrasi, insan hakları, temel hak ve özgürlükler süzgecinden geçmeyen kanun, karar ve eylemi parlamentodan geçirmenin mümkün olmadığı bilinmektedir.

        Doğrusunu isterseniz ben ve benim gibi pek çok vatandaş bugünkü siyasal ortamdan, sonuçsuz atışmalardan, negatif konuşmalardan, politik taktiklerden son derece rahatsızlık duyuyoruz.

        Unutulmasın ki AK Parti’ye oy verenlerin yarısı kadar, bir diğer yarısı da oy vermemiştir.

        Bir süt dalaşıdır gidiyor. Bu gereksiz tartışmalar ve süt bahane edilerek hem iktidar hem muhalefet kadrosundan yapılan konuşmalar, söylemler, hakarete varan benzetmeler, bizim gibi tarafsız vatandaşları son derece huzursuz kılmaktadır.

        Bunlar, 21. asırda ilerleyen ve bölgesinde bir simge haline gelen Türkiye’ye ve onun siyasetçilerine hiç yakışmayan davranışlardır.

        Tutuklu milletvekilleri

        Aslında bugünkü yazımı tutuklu milletvekillerine ayırmıştım. Şimdi kaldığımız yerden devam edelim. İki hafta önce bu köşeden ifade etmiştim.

        “Artık herkes ve Türk milleti ve onun milletvekilleri biliyorlar ki eğer Sayın Başbakan isterse bu sorun birkaç günde çözülür. Tıpkı MİT Müsteşarı Hakan Fidan için çıkarılan özel yasa gibi...” demiştim.

        Çözülmek istenen sorun tutuklu milletvekillerinin, davalarının tutuksuz olarak devam etmesinin sağlanmasıdır. Bu konuya Başbakan’ın bugüne kadar sıcak baktığını gösteren en küçük bir işaretine, bir beyanına rastlamadık. Hiç şüphe etmiyorum ki böyle bir işaret almayan yargı da bildiği yolda devam etmiştir. Böyle bir işaret ve beyan olsa bile yargı ne yapardı? Kararı değişir ve tutuklamaları kaldırır mıydı? Bu da şüpheli.

        Şüpheli. Çünkü Başbakan ile senelerce PKK’nın yok olması yolunda, baş başa çalışan ve birlikte savaş veren Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’ un, eğer bir suçu varsa Anayasa gereğince Yüce Divan’da yargılanması gerekirken özel yetkili ağır ceza mahkemesinde yargılanmasına da Başbakan’dan hiç ses çıkmamış, sadece “Mesai arkadaşımdır. Tutuksuz yargılanması dileğimdir...” demiş olmasına rağmen, yargı bunu tercüme ederken “tutuklanmalı” diye değerlendirmiştir.

        Üç muhalefet partisi

        Bu yanlış hareketin mimarı, Meclis Başkanı Sayın Çiçek, bütün iyi niyeti ile Meclis’te grubu bulunan siyasi partilerin grup başkanvekillerini toplamış, CMK’nın 100. maddesine bir fıkra ilavesi yaparak sorunu çözeceklerini zannetmişlerdi. Bu davranış başından beri yanlıştı. AK Parti yetkilisinin bulunmadığı toplantıda kendi kendilerine gelin güvey oluyorlardı. Bu toplantıya muhalefetin başından beri itiraz etmesi gerekirken hayal dünyasına kapılmışlardır.

        Başbakan’ın defalarca söylediği “Bu konu AK Parti’yi ilgilendirmez. Tutuklu milletvekilleri muhalefet partilerinin sorunudur.”

        Bu açık red beyana rağmen Muhalefet Partileri Meclis Başkanı’nın iyi niyetine sığınmışlar ve ümitlenmişlerdi.

        Bu ülkede ne TBMM’si ne AK Parti kadrosu hatta Meclis Başkanı, Tayyip Bey’in verdiği kararın dışına çıkmaz, işaret ettiği yoldan yürümek zorundadırlar. Nitekim sonuçta öyle oldu. CHP tutuklu milletvekillerinin serbest kalması yönünde dik duramamıştır. Seçimlerden bir süre sonra Meclis’te yemin etmemek suretiyle bir süre direnmişler ve sonra Başbakan’ın, “Göreceksiniz, tıpış tıpış gelecekler ve yemin edecekler” söylemi gibi gerçekten tıpış tıpış geldiler ve yemin ettiler. Sadece Adana Milletvekili İsa Gök bir süre direnmiş, sonuçta o da yemin ederek görevine başlamıştır. Oysa hiçbir iktidar, buna AK Parti de dahil, Meclis’te muhalefet partisinin boykotuna dayanamazdı.

        İşte o gün CHP treni kaçırdı. Ve bir daha binemedi. Bundan sonra da bu iş zor... Bakalım daha neler göreceğiz.

        Not: Anadolu Sigorta

        Geçen gün arabamın süresi biten kasko poliçesi, sigortacım tarafından Anadolu Sigorta’dan yenilenerek gönderilmişti. Şaşırdım. Ve hemen iptal edilmesini, bir başka şirketten yapılmasını istedim. Bilirsiniz, bankalar yağmurlu havada şemsiye vermezler, sigortalar da (tabii hepsi değil) poliçe karşılıklarını alırken mutludur. Bir kaza halinde ödemeye gelince sizi öylesine yokuşa sürerler ki... Mahkemeye gitmekten başka çare bulamazsınız. Yakında sigorta hikayesini size anlatacağım, ibret alınsın diye...

        Diğer Yazılar