1469 yılına yemek siparişi vermeye ne dersiniz?
Edirnekapı'daki Kariye Müzesiyle komşu bir restoran Asitane. Batur Durmay ve ailesi, burayı 10 sene evvel açmış. Bana yeni kısmet oldu gitmek. Gidince anladım ki; 10 yıl kadar rötar yemiş taam duygum.
Asitane'nin mönüsünü tamamen Osmanlı saray mutfağına ait yemekler, tatlılar ve şerbetler oluşturuyor. Tüm reçetelerin aslına uygun olması en büyük iddiaları. Kullanılan her malzemeyi en iyisi nerede varsa oradan getiriyorlarmış. Aynı Osmanlı Sarayında olduğu gibi... Çok sevip ama sevdiğimi hep unuttuğum kuskus un bile, en iyisinin Maraş'tan getirildiği gibi..
Kevin Costner'ın taksiyle tek başına, Prens Charles'ınsa oldukça kalabalık bir grupla ziyaret ettiği Asitane'ye bizim cemiyet hayatımızın mensuplarının da epey ilgisi olduğunu öğrendim.
Mönüsünde bakın neler var neler?
SULTANLARA LAYIK MÖNÜ
1469'dan, kızarmış çavdar ekmeği üzerinde sirke ve sarımsaklı kemiksiz kuzu paçasının adı "Has paçası tiritli".
1539'dan, kayısı, rezaki üzümü ve bademle kısık ateşte pişirilmiş kuzu butu yahnisi ve yeşil pilavın adı "Mutancane".
1471'den, sirkeyle sotelenmiş soğan yatağı üzerinde ızgara tavuk ve kırmızı lahana turşusunun adıysa, "Kırma Tavuk Kebabı".
Bu lezzetleri, son yılların en gözde dizisi 'Muhteşem Yüzyıhn setine de taşıyormuş Asitane. Özel jetlerinin uçak içi ikramlarını Asiatane'den yükleten müşterileri de varmış. Zevkli olur aslında, kime nasip oluyorsa Osmanlı'nın saltanatını özel jetin pofidik koltuklarına gömülüp mideye indirmek.
Dekorundan havalandırmasına, restoran girişindeki lilyum dolu vazosundan ceviz kütüphanelerine kadar gayet hoş bir restoran Asitane. Tek kusuru, bir süre sonra masanızdakilerin kafalarında kalpak, sırtlarında kaftan varmış gibi görmenizi sağlayacak kadar "Osmanlı Osmanlı" müzik yayını...
ATİNA'NIN FERİ KAÇMIŞ...
Geçen yaz bir kez Atina'ya birkaç kez da Yunan Adaları'na gitmiştim. Kriz yine vardı. Ama hayata yansımamıştı. Kendileri bile "Yok bir şey" diyorlardı.
Öyle gibiydi de. Eğlence dünyası da yeme-içme dünyası da hiç "kriz yokmuş" gibi bol metaxa'lı, mastikalı, uzolu gidiyordu geçen yaz.
Açıkçası ben de hayata dair krizimsi bir şeyler sezememiştim. Zira restoranlar, barlar, kulüpler tıklım tıklımdı daha 4-5 ay öncesine kadar.
Fakat geçen haftaki Atina seyahatimde gerçekten "Allah düşmanıma vermesin" diyecek bir durumla karşılaştım. Ekonomik çöküş insanların yüz ifadelerini bile çöktürmüş. Hatta ağacın dalını, arabanın tamponunu, parkın bankının ahşabını bile çöktürmüş sanki.
Şehrin gece ışıklarını bile sanki bir el kısmış gibi. "Fer"i kaçmış. Şimdi hepsi bomboş. Umarım bir an evvel tekrar toparlarlar da; keyifli ve neşeli tatilin rotası olmaya devam eder Yunanistan...
'OK VE YAY'I E5'TEN KALDIRIN!
"Kumpanyalar yolu E-5"in üzerinde satılan geniş ürün yelpazesine yeni ve enteresan bir şeyler eklendiğinde hemen duyuruyorum sizlere; biliyorsunuz... Hoşuma gidiyor. Gülüyorum, eğleniyorum "Türk insanı"nın bu yaratıcılığı sayesinde.
Trafikte can çekişirken, karşınıza birden disko topu, muz, kıpırdayan bıyık filan çıkması çok matrak. Ancak bir "ok ve yay" var ki, epeydir yoktu. Yine çıktı.
Adam camıma yaklaşıp, övünerek anlattı bile. "Abi! Atar ve vurur da ha" diye... Cidden de yapar çünkü tahta okların ucu sivriltilmiş kurşun gibi bir demirimsi malzemeden.
Allah korusun; bu, adam bile öldürür.
Lütfen bu silah gibi oyuncağı "gözümüze soka soka" satmak yerine bir an önce kaldırın "Kumpanyalar yolu E-5"ten!