Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Sevgilimle değişik bir romantizm anlayışımız var. Öyle mumlar, çiçekler, herkes tarafından tanınmış ritüellerden hoşlanmıyoruz. Daha gerçekçi ve filmlerde görülmeyen romantiklikleri bağlıyor beni ona. Bunlardan birini bir diş operasyonu girişimi sırasında yaşadım. O malum 20 yaş dişi! Bana bu denli çektirmiş olan diş, artık aileden biri gibi oldu haliyle. Arayıp hatırımı soranlar bile var neticede...

        O gün felaket bir diş çektirme fobisiyle çene cerrahımın ofisinde aldım soluğu. Herkes son derece rahat. Sanırsınız bahçede çiçek toplamaya çıkacaklar. Benim betim benzim atmış. Bir de dişimi kaybedeceğim duygusallığı içerisine düşmüşüm. Diş çektirmeye değil de, doğumhaneye gidiyorum sanki. Ağladım ağlayacağım. O kâbus yeşilimsi koltuğa oturttular beni.

        GÖZLERİNİ BENDEN AYIRMADI

        Doktor, erkek arkadaşım fenalaşmasın diye onu odadan çıkarmak istedi. Fakat bizimki meraklı, çıkmıyor. Önceleri sakindi. Uyuşturma sırasında ben ona bakıyorum, o iğneye. Doktorcuğum da çiçek sular gibi nazik nazik batırıp çıkarıyor iğneyi. Neyse ki bende nabız 130, adrenalinden ağrı falan hissetmiyorum. Yatay bir halde olduğum için de bayılmam söz konusu değil. Doktor uyuşturma bittikten sonra tornavidayı andıran aletlerle dişimi olduğu yerden çıkarmaya başlıyor. Ben pek bir şey hissetmiyorum tabii. Fakat sevgili ağzımın içinde beliriyor.

        Doktor dişi yerinden oynattıkça, bizimki dizlerime tutunuyor. "Yok bir şey, bak geçiyor" diyor ama surat ifadesinden ağzımın bir kısmına fena bir şeyler olduğu hissine kapılıyorum. Herkes ağzımın içindeyken hareket edemediğimden "Ne oluyor?" gibisinden sesler çıkarmaya çalışıyorum. Ben "lıııh, hum" yaptıkça, doktor panikleyip "Acıdı mı?" diyor. El işaretleriyle sevgilimin buz kesmiş suratını gösteriyorum. Doktor dişi çıkardıkça, o bana daha da yaklaşıyor. Gözlerini gözlerimden ayırmıyor. Beni biliyor. "Doktor söylemez, sen kötü bir şey olursa söyle" bakışları atıyorum. Kafasını "Tamam" anlamında sallıyor.

        'SENİ SEVİYORUM'UN HALLERİ...

        Diş çıktıktan sonra hemen arkasından "Hııı" diye bir ses geliyor her ikisinden de. "Ne var?" bile diyemeden ağzıma makasla girişilip bir şeyler kesilmeye başlanıyor. Sevgili başımda çocuğun dikkatini çekmek için yapılan "Canım, ay ne şekersin" gibi şeyler derken, doktor operasyonun en acılı bölümüne girişiyor ve dişimin altından kist çıkarıyor. Diş çok çirkin bir halde ve kistli olduğundan bana göstermek istemiyor sevgili. Dikişler atılırken ağzımın içindeki yerini tekrardan alıyor. "Bitttiii" diye ellerini çırpıyor. Kendimi küçükken babama attığım gülücüklerden birini atarken yakalıyorum. Dişlerim yokkenki hallerim geliyor aklıma. Sevgilinin o güne kadar yaptığı bütün eksiler bir anda siliniveriyor. Kaba olduğu anlar, onu paralamak istediğim, haksız bulduğum, yargıladığım anları, hiç gelmeyen çiçekleri, çalışmaktan beni görmeye vakit bulamadığı zamanları sanki bana geri veriyor. Sırıta sırıta çıkıyoruz kol kola.

        Arabaya bindiğimiz anda uyuşturucu etkisini kaybetmeye başlıyor. Fakat o yanımda olduğu ve biraz önce elimi tuttuğu için rahatlamış hissediyorum. Birkaç dakika geçmiyor ki, "Acil işe yetişmeliyim, sen araba kullanamazsın, seni taksiye bindireyim" diyor. Ağrı eşiğim bir anda düşüyor ve fazla ağrımayan yaramı dünyadaki en büyük felakete dönüştürüveriyorum. Latince'den devşirme kelimelerle konuşuyormuş gibi bazı şeyler demeye çalışıyorum. Anlıyor. Beni eve götürüyor. Hiç şansı yok, şımaracağım; biliyor. Yanımdan gitmemesi için o gün hiç sırıtmayacağımı anlıyor.

        Bazen romantizm kendini çok farklı şekillerde gösterebiliyor. "Seni seviyorum"un türlü halleri var. Benim için o gün, mum ışığında bir yemekten çok daha fazla şey ifade ediyor. İflah olmayan bir romantiğim biliyorum. Herkese tavsiye ediyorum.

        Diğer Yazılar