Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Günde, ayda, yılda kaç kere yaşıyorum bilmiyorum ama benim kalbim kolay kırılıyor. Nasır tutmasına izin vermiyorum yıllardır. Önemsiyorum insanları ve hayatı. Mantığımı ve bütün savunma mekanizmalarımı ortaya koyduğum ilişkilerim olsun istemiyorum. Çünkü o zaman paylaşmaya mı yoksa savaşa mı gidiyorum anlayamıyorum. Doğal olarak karşımdakinden de böyle bir beklentim oluyor. Eğer ben samimi olursam, karşımdaki de bana aynı samimiyetle yaklaşır umudu taşıyorum. Bu umudu kimse ve hiçbir şey için elden bırakamıyorum.

        BİLMEDEN BEN DE KIRMIŞ MIYDIM?

        Geçen gün, biri yine kırdı kalbimi. Aşk meselesi falan değildi. Bir arkadaşlık meselesiydi. Öyleleri daha çok yakıyor zaten canını. Bir anlık bir öfkeyle, aldı eline kalbimi. "Dur yapma! Sakın!" demem gereken yerde bir iç tıkanıklığı mıdır nedir, bir şey diyemedim. Ben telefonda sus pus, celladın beni kırmasını izledim. Mazoşist bir tavırdı benimkisi. Acıtacağını bilmiş ve ona bunu yapması için izin vermiştim. Hem bu ilk defa da olmuyordu. Son vuruşun, bir öncekilerden daha sert olacağını biliyordum. Hep öyle olur zaten, kırıcı insanlar hızlarını bir türlü alamazlar. Onlar kırmanın ne demek olduğunu bile anlamazlar. İşin tuhaf tarafı, sadist de değillerdir. Hoyratlardır. Küçük bir çocuğun etrafı yıkıp, dökmesi gibidir onların tavrı. Kendini çok fazla önemsemenin getirdiği, hayata karşı bir laubaliyet gibi onlarınki. Konunun üzerinde çok uzun süre durmadım. Fakat aniden ilk kalp kırıklığım geldi aklıma. Ne kadar da çok canım yanmıştı. Kalbime ateş düştüğünü, göz yaşlarımı tutamaz olduğumu, boğazımın düğüm düğüm, gözyaşlarımın sel olduğunu hatırladım. Seneler öncesine gidip yere oturup ağlayan "ben"in kafasını okşadım. "Acaba ben böyle bir şey hissettirmiş miyimdir kimseye" diye düşündüm. Farkında olmadan birinin kalbini çatır çutur ezmiş miyimdir? Sabahlara kadar ağlamış mıdır, çok acı çekmiş midir? Düşüncesi bile fena geldi. İnsanın vicdanıyla muhasebesi çok travmatik olabiliyor.

        Çok canımın acıdığını hissettiğim bir anda, ben de çekmiştim hançeri birine. Kim bilir kaç tanesine. Muhtemelen, en fenalarını da en yakınımdakilere yapmıştım. Korkunç hissediyor insan böyle düşününce. Ne de olsa kalp kırıklığı nerdeyse ölümcül bir duygu. Böyle düşünerek etrafıma baktığımda her yer kan gölü. Günde kaç insan kaç kişiyi duygusal anlamda parçalıyordur acaba? Bunu bir de hiç düşünmeden, bir saniye olsun duraksamadan yapanlar yok mu... İnsan kırıldıkça kalbi de nasırlaşıyor. Önce üzerini ufak kabuklar bağlıyor, sonra onlar arada kanıyor. Tekrar kanama yapan yerler daha büyük kabuklanmalara sebep oluyor. Bir yerde nasır da tutabiliyor kalp. Fakat nasır tuttu mu da, eski coşkusu kalmıyor. Kolay kırılmadığı gibi kolay teslim de olmuyor, kolay kolay da sevemiyor. İnsan bazen, insan olduğumuzu hatırlatma ihtiyacı duyuyor, gülen suratlarımızın ardında sakladıklarımızdan bahsetmeden edemiyor.

        Diğer Yazılar