Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat

        Bosna-Hersek’teki kadın ticaretine kimliksiz, sorunları olan bir gizli polisin üzerinden bakış atan “Muhbir”, ne yazık ki bu tabanı bir anlatı üzerinden tuvale aktarabilecek bir yönetmene sahip değil. Bu da filmi ‘tek sosyal cümle yeterli, festivalleri dolaşırız’ düşüncesinin ötesinde Rachel Weisz’ın oyunculuğu dışında bir ‘başıboşluk’a hapsetmiş. Ancak her şeye rağmen Amerikan emperyalizmine eleştirel bakış atma hedefindeki sosyopolitik damarıyla ilgi uyandırabilecek, Türkiye’de vizyona girmeyen “Muhbir”in DVD’si bizde de raflara girdi.

        Avrupa Birliği’nin ve Amerikan hükümetinin göz yumduğu, Bosna-Hersek’teki fuhuş sorunsalına bakış atan bir eser. Sözde politik-gerilim olduğunu düşünse de elimizdeki yapıt, ilginçtir bölgeye yolladığı görevliyi ‘polis’ kimliğine sokarak bütün bu işlerliğini kaybediyor. Bu da “Muhbir”e (“The Whistleblower”, 2010) sosyal meselesi dolgun duran ve ‘adaleti sağlayan’ bir polisiye kimliği getiriyor.

        Kimliksiz bir kadın

        Rachel Weisz’ın canlandırdığı Kathryn Bolkovac, özel hayatında tekdüze yaşam sürdüğü için ‘ayrıksı seks’e ihtiyaç duyan, bunu da o ülkede başkasında bulan bir kadın kimliğinin adresi. Onun bölgeye gelmesiyle beraber ise her şey gerçek bir ‘çorba’ halini alıyor. En azından filmin kadın yönetmeni öyle olduğunu düşünüyor olmalı.

        Aslında daha iddialı ismi ‘Whistleblower’dan (Tam Türkçesiyle ıslık çalma) başlayarak karşımıza son derece önemli şeyler ve söylenmemiş laflar çıkaracağına inanan bir eser sözünü ettiğimiz. Bu görüş ışığında da ‘kadın ticaretine kapitalizm katkısı’ üzerinden akan sert bir söylemin izini sürüyoruz. Film, temelde insanları köşeye sıkıştıran organize kurumların sistemine, bürokratik düzene bakış atıyor. Ancak gariptir yönetmen, herhangi bir sahneyi en azından gerektiği gibi sinemalaştırmak için bile uğraşmamış.

        Objektif tercihleri nasıl yapılır, oyuncular nasıl kullanılır?

        Bu sebeple de bir görsel bütünlükle yüzleşmek zorlaşıyor filmi izlerken. Yönetmenin daha açılışta netsiz aldığı Bosnalı fahişelerden başlayarak devamında objektif yerleştirme konusundaki sıkıntıları, nihayetinde karanlığa kendini kaptırıp ‘kapkara dünya’yı yansıtacağını düşününce adeta olanlar olmuş.

        Bu durumda ancak Rachel Weisz’ın yüksek performans yetisiyle ayakta duruyor bu sinemasal bütün. Zaten Monica Bellucci, aksanla İngilizce konuşup beyazlaştırılmış saçlarıyla dikkat çeken bir görevliyi canlandırırken, Strathairn ile Redgrave’in ne yaptıklarını bilmeden setin ortasında kendilerini buldukları çok açık. Lafın özü yönetmen, sinemada ‘sosyal mesele oldu mu film olur, gerisine gerek yok’ diye düşünen isimlerden biri. Bu konuda da fazlaca Ken Loach’u ve Avrupa’da ‘sanatsal’ amaçla çekilen filmleri akla getiriyor “Muhbir”. Üstelik sözü geçen eserin hangi türün içinde olduğunu bilmemesi de bu durumu perçinliyor.

        Tabii işin daha da hüzünlü tarafı, burada Bosnalı karakterlerin adeta sokaktan toplanmış oyunculardan seçilmiş gibi ‘figürasyon’ kokmaları. Bu da filmin mesajını yumuşatıp ‘ırkçı’ bir bakış açısına yönelmesini sağlarken, ana omurgaya da bir kartonluk getiriyor. Uzun lafın kısası yönetmene ‘sadece tek cümleden film çıkmaz’ hatırlatmasını yapmak boynumuzun borcu.

        FİLMİN NOTU: 3.8

        Künye:

        Muhbir (The Whistleblower)

        Yönetmen: Larysa Kondracki

        Oyuncular: Rachel Weisz, Vanessa Redgrave, David Strathairn, Nikolaj Lie Kaas, Monica Bellucci

        Süre: 112 dk.

        Yıl: 2010

        keremakca@haberturk.com

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ