Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması
HABERTURK.COM

Meltem ŞAHBAZ / HABERTÜRK

Dünyaca ünlü keman virtüözümüz Cihat Aşkın, yepyeni bir projeyi hayata geçiriyor. "Yeni Türk Müziği Hareketi" adlı proje ile Türk müziğini dünyaya taşımaya kararlı. Projenin ilk konseri öncesi bir araya geldik ve Yeni Türk Müziği Hareketi nasıl ortaya çıktığından projenin ayrıntılarına uzanan bir sohbet ettik...

Cihat Bey, Klasik Batı müziği ve Türk müziğini en iyi bilen müzisyenlerdensiniz. 11 yaşında İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuvarı'nda başladığınız eğitiminize Londra Kraliyet Müzik Koleji’nde devam etmişsiniz. Bu iki ayrı dünya sizi nasıl besledi?

Doğu ve Batı dünyası medeniyetin iki ayrı kutbu. Bu iki kültürü de almak bence büyük bir zenginlik. Ben hem Türk müziği hem de batı müziğini bildiğim için kendimi çok şanslı addediyorum. Kültürel ayrımların hızla arttığı günümüz dünyasında doğu ve batının birbirine ihtiyacı var. Doğu güneşin doğduğu yerdir ve tüm dünyaya ışık götürür. Doğu dünyası yüzyıllar boyunca medeniyetlerin beşiği olmuş ve dünyayı ruhu ile beslemiştir. Doğu dünyası mutluluğu huzurda, batı dünyası ise refahta aramıştır. Huzur ve refahın birleştiği yer ise idealdir. Dünya barışı için doğu ve batının öncelikle düşünce ve sanatta kucaklaşması gerekiyor. Bunun tüm insanlığa yayılması için de Türkiye’nin başı çekmesi lazım. Doğu ve batının kucaklaşması ancak bizim toplumumuzun kucaklaşması ile ve daha sonra bu anlayışın diğer medeniyetlere yansımasıyla mümkün olur.

Öğrenci olarak başladığınız İTÜ Türk Müziği Devlet Konservatuvarı'nda eğitimcisiniz, öğretim üyeliği yapıyorsunuz. Öğrencilik günlerinden bu yana baktığınızda Türk müziğinde neler değişti?

Türk müziği hep bireylerin ortaya koymuş oldukları sanat gücü sayesinde gelişti. Bu tarihte de böyleydi, günümüzde de aynı şekilde yürüyor ve gelecekte de sürüp gidecek. Ne yazık ki toplumsal ve kurumsal anlamda sanatın korunup kollanması ülkemizde yeterli ilgi bulamıyor. Başarı grafiği yakalayan sanatçılar daima bireysel başarıları ile müziğimizi çekip götürüyorlar. Özellikle 1990'lardan sonra Türk müziği sanatçılarımız uluslararası alanda da başarı göstermeye başladılar. Ancak kurumların ve konservatuvarların da bu sanatsal başarıları desteklemeleri gerek. Verdikleri eğitimleri bu perspektifte yeniden gözden geçirmeliler.

Eğitimde revizyon yapmak gerek yani... Peki Türk müziği sizce şu an hangi noktada?

Türk müziği icrası günümüzde yeterli derecede kaliteli yapılmıyor. Solistler, bireysel sanatçılar zaman zaman geleneği muhafaza edip güzel projeler ortaya koyabiliyorlar ancak müzik toplulukları anlamında genelde icra edilen müzikler oldukça yoz ve kaliteden uzak. Türk müziği denince sadece Türk Sanat Müziği'ni aklımıza getirmek de yanlış; zira bunun halk müziği var, dini müzik var, askeri müzik var, çoksesli akımlar var. Tüm bunları Türk müziği şemsiyesi altında toplamalıyız. Çoksesli müzik alanında da bireysel başarılar mevcut ancak uzun soluklu başarıların devamı için bunun özel sektör veya devlet tarafından bir ‘kimlik’ stratejisi çerçevesinde ele alınması gerekiyor. Çünkü kültür bir kimliktir ve kimliği olmayan bir devlet yaşayamaz.

Yeni projeniz Yeni Türk Müziği Hareketi tam da bu ihtiyaçtan ortaya çıktı sanırım, değil mi? Projenizi biraz anlatır mısınız?

Başlattığım bu harekette, Türk müziğinin zenginliğini, çeşitliliğini ve büyüsünü vurgulamayı amaçlayarak Türk müziğini yeniden yorumlayıp dünya sahnelerine taşımayı hedefliyoruz. Çünkü Türk müziğinin yeniden yorumlanması gerekiyor. Düşünsenize, sahip olduğumuz hazine eski ve yeni dünya kültürlerinin çıkış noktası. Bu hazineyi kullanarak yeteneğimiz ölçüsünde hayat bulmasını sağlamak da bizim başarımız olacak. Eskiyi yapanlar en güzel şekliyle ortaya bir miras bırakmışlar; eskiyi tekrar etmenin bir manası yok. Yeni şeylerin yazılması, eserlerin yeni bir anlayışla yeniden yorumlanması gibi bir harekete ihtiyaç var. Kaynağına sahip olduğumuz müziğimizin geliştirilmesi yerine, biz maalesef batıdan kültür ithal ettik. Halbuki yapmamız gereken kendi öz değerlerimizi dünyanın kullanmış olduğu son ölçütlerle işleyip ortaya koymak olmalıydı. Bu yapılmadı, eski kültür geliştirilmek yerine tamamıyla terk edildi ve ithal bir batı kültürü alındı. Asıl çağdaş Türk müziği olarak adlandırılması gereken, bizim yaptığımız Yeni Türk Müziği Hareketi’dir.

Projenizde bir dizi konserler var. Bu konserlerden ilki, Muzaffer Sarısözen ve Yeni Halk Müziği. Cengiz Özkan’la beraber sahnede olacaksınız. Sarısözen’in izinden giderek Türk halk müziği geleneğini modern bir şekilde yorumlayıp dünyaya taşımak gayesindesiniz değil mi?

Cengiz, benim okul arkadaşım, aynı okulda büyüdük. Kendisi bizim müziğimizin en büyük yorumcularından biridir. Onunla çalışmadan önce de onun yapmış olduğu kayıtları dinleyip büyük zevk alırdım. Sarısözen’i seçmemin nedeni ise Sarısözen’in halk müziğimizde büyük bir devrim yapmış olması. 1940'lı yıllarda Anadolu’nun her yerinden toplanan ezgiler derlenerek arşivleştirilmiş, radyoda birlikte çalma geleneği başlatılmış, Yurttan Sesler korosunu kurarak bir devrim yapmış. Sarısözen aynı zamanda bir kemancı. Keman eğitimi almış olması benimle onun arasında duygusal bir bağ kuruyor. O devrimci bir kişilik aynı zamanda halk müziğinin kendi yapısından ortaya çıkan çok sesliliği savunmuş ve bu konuda makaleler yazmış bir müzik adamı. Herhalde bütün bunlardan sonra Sarısözen’i niçin yakın hissettiğim ortada...

İkinci konseriniz Doğu ve Batı'nın Yeniden Kucaklaşması başlıklı. Konserde Dilek Türkan ve Teyfik Rodos olacak. Üçünüz birlikte Doğu ile Batı’yı aynı potada eriteceksiniz. “Itri ile Bach’ı, Mozart ile Dede Efendi’yi, Aşık Veysel ile Beethoven’ı aynı dili konuşmasalar da aynı şeyleri söylediklerini” göstereceğiniz bir konser olacak sizin deyiminizle değil mi? Biraz anlatır mısınız bu konseri de?

Itri ile Bach, Mozart ile Dede Efendi, Aşık Veysel ile Beethoven ve niceleri farklı dilleri konuşsalar dahi aynı şeyleri söylerler. Onlar kendi söylemlerinde sanat eserleri yaratırken ulaşmak istedikleri nokta aslında iç huzuru. "Doğu dünyası için mutluluk huzurda Batı dünyası için refahtadır" demiştim. Ama bu iki felsefe nerede birleşecek? İşte sanat bunun için var. Biz tarihimiz boyunca batıya açılmayı, batılılar ise doğuya ulaşmayı istemişler ama bazıları bunu müziklerine de yansıtmışlar. Batıda doğuyu arayanlar doğuda ise batıyı arayanlar bu konserin temasını oluşturuyor.

Bu projenin ‘yeni’liği vurgulamasını göz önüne aldığımda, genç sanatçılarla beraber çalışacağınız gibi bir izlenim ediniyorum.

Ben hayatımda her zaman genç sanatçılarla çalışmayı ilke edinmiş biriyim. Çünkü gençlerle çalışmak hem bana dinamizm veriyor hem de onlara tecrübelerimi aktarmak hoşuma gidiyor. Çünkü genç arkadaşlar artık yeni şeyler yapmak istiyorlar ve ben onların hislerini anlıyorum.

Bu proje Türk müziğini dünyaya taşımayı amaçlarken, bir taraftan genç Türk nesline de hitap ediyor, değil mi? Hem Türk müziğini hem de klasik Batı müziğini genç nesle sevdirme gibi bir misyonu da var diyebilir miyiz?

Kendini bu harekette ifade eden genç nesil pek tabii bizimle birlikte olacak. Ancak bizim başka bir tarz müziği sevdirme gibi bir misyonumuz yok.

Projeyi yurt dışına da taşıyacak mısınız?

Projemizi yurt dışına taşımak için öncelikle bizim hareketimize inanan kitleler önemli. Eğer halkımız ve devletimiz bizim ortaya koyduğumuz çalışmaları beğenirse, projemizi daha geniş kitlelere taşımamak için bir neden yok.

Yeni Türk Müziği hareketi müzik camiasından ve çevrenizden nasıl yorumlar aldı?

Proje şu anda çok yeni ama destekleyenler çoğunlukta. Arada sırada tamamen siyasi içerikli bazı söylemlerle bizi yıpratmak isteyen kimseler olmuyor değil ama bizim işimiz siyaset ile değil sanatla. Biz sanatçıyız ve tek istediğimiz sahip olduğumuz kültürel varlığımızın halkımızın ve milletimizin hizmetinde olması, bunu gerçekleştirirken halkımızın en üst derecede layık olduğu kültürel seviyede eserler dinleyebilmesi.

Bu proje Türk müziğini nereye götürecek? Mesela yeni isimler kazandıracak mı Türk müziğine?

Türk müziğinin özgün seslerini korurken dünyanın diğer kıtalarında da icra edilmesini kolaylaştıracak. Neden bizim bağlamamız da gitar gibi dünyanın kabul ettiği popüler biz çalgı olmasın ki? Neden biz kendi çalgılarımızla dünyanın çaldığı eserleri çalmayalım, onlardan neden mahrum kılalım? Zaten bugün kendini ispat etmiş büyük Türk müziği çalgıcılarımız bu alanda da başarılı örnekler veriyorlar. Neden yabancı müzisyenlere Türk müziğini icra edebilecekleri notasyon sistemlerini öğretmeyelim? Biz kendimizi iyi ifade edebilmek için notalarımızı ve müziğimizi yaygınlaştıracak imkanları kullanırsak Türk müziğini dünya çapında daha iyi temsil etmiş olmaz mıyız? Sürekli kendi müziğimizi yurt dışında yaşayan Türk işçilerine mi çalacağız? Onlar zaten bizim. Asıl kendi kültürümüzü, özümüzü bozmadan farklı kitlelere ifade etmemiz lazım. Onlar gibi olmamıza gerek yok, biz eğer kendimiz gibi kalıp kendimiz olabilirsek bayrağımızı dünyada daha iyi dalgalandırabileceğimize inanıyorum.

Bu iki konser dışında proje kapsamında kesinleşmiş başka konserler var mı? Varsa okuyucularımızı da haberdar edelim...

25 Ocak'ta Muzaffer Sarısözen ile Yeni Halk Müziği, 8 Şubat'ta ise Doğu ve Batı'nın Yeniden Kucaklaşması konserleri var. En yakın konserler olması sebebiyle bu iki konserin önemi bizim için çok büyük. Ama yakın zamanda farklı projelerle seyircilerimizin karşısında olacağız.

Çok teşekkür ederim sohbetiniz için, projenizin başarılı olmasını diliyorum. Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Seyircilerimiz bizi ve Yeni Türk Müziği Hareketi’mizi takip etsinler. Ben de teşekkür ederim...

Meltem ŞAHBAZ / HABERTÜRK