Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
HABERTURK.COM

Meltem ŞAHBAZ / HABERTÜRK

Türkiye'yi en çok seven, Türkiye'de en sık konser veren Brazzaville, uzun bir aradan sonra tekrar İstanbul'da konser verecek. Gruptan David Arthur Brown ile araya giren zamanda neler yaptığından, son albümüne uzanan bir sohbet gerçekleştirdik.

Sizinle konuşmayalı hayli uzun zaman geçti. Son albümden bahsederek başlayalım sohbete. The Oceans of Ganymede'e gelen tepkiler nasıl oldu? Albüm size şans getirdi mi?

Bence bu albüm bana şans getirdi. Harika bir hayatım var ve yaptığım işi çok seviyorum. Galiba bu da beni çok şanslı bir insan yapıyor...

Genelde bir-iki yıl aralıkla albüm çıkarıyordunuz. Bu albümün hazırlanması biraz daha uzun sürdü sanki, bir önceki albümünüz Morro Bay'den üç yıl sonra geldi. Niye bu kadar geç kaldı?

(Kahkaha atıyor) Bu kadar uzun süre geçtiğini fark etmemiştim. Ortalama iki yılda bir albüm çıkarıyorum. Bunu aslında stratejik olarak planlamıyorum. Neredeyse sürekli müzik yapıp kaydediyorum. Bir albüme yetecek kadar şarkı biriktiğinde de aralarında ortak bir konu aramaya başlıyorum. Sonra birkaç tane daha yazıyorum ve böylece albüm ortaya çıkıyor...

Yeni albümü sabırsızlıkla bekleyenler için biraz uzun bir süre olsa gerek... Peki albüm çalışmaları nasıl geçti?

Albümün bir kısmını Calle Casanova'daki eski stüdyomda, bir kısmını da Barselona'daki yeni stüdyomda ve St. Petersburg'daki bir stüdyoda kaydettim. Albümün bir kısmı da gitarist arkadaşım Kenny Lyon tarafından Los Angeles'taki stüdyosunda kaydedildi.

Farklı ellerin değdiği belli oluyor. Diğer albümlerinizi dinleyenler de fark ediyordur bence; bu albümde farklı tınılar var kesinlikle.

Bunu söylemenize şaşırmıyorum. Başka birinin albümü mikslemesine karar vermiştim. Çünkü gerçek bir mühendisin eli değince nasıl olacağını merak ediyordum. Bence çok da iyi bir iş çıktı ortaya ama yeni albümümü kendim yapmaya karar verdim. Çünkü bu süreci çok seviyorum.

Barselona'da yaşıyorsunuz ve sürekli konser vermek için ülke ülke geziyorsunuz. Hayranlarınızın gözünde sevdiği işi yaparken gezebilen şanslı bir adamsınız. Sizce de öyle misiniz?

Ben çok şanslı bir adamım. Bana verilen inanılmaz zengin ve dolu hayat için ne kadar müteşekkir olsam az. Ama her durumun iki tarafı vardır. Sürekli seyahat halinde olup konser vermenin karşılığı da evden sürekli uzak olmak. Bu da bazen özlem ve üzüntüyü beraberinde getiriyor. Bu inanılmaz dünyayı deneyimleyebiliyoruz ama bir yandan da içten içe ruhlarımız eve gitmek istiyor. Yıllar içinde klinik olarak ölüp daha sonra dirilen birkaç insanla tanıştım. Hepsi de dirilmeden önce "evde olmak" gibi inanılmaz ve daha önceden bilmedikleri bir duygu hissettiklerini söylediler. Her neyse, iyi haber, sonuç olarak hepimiz eve gidiyoruz... (Gülüyor)

Albüm kapağına değinmeden edemeyeceğim. Kapaktaki ufaklık ve yanınızdaki güzel hanım kim? Özel anısı olan bir fotoğraf sanırım.

Küçük çocuk benim, kadın da büyükannem DorothyIda Brown. Çocukluğumun büyük bir kısmında onunla beraber yaşadım ve o tanıdığım en inanılmaz insanlardan biriydi. Bir şairdi. Alkolik büyükbabamı terk edip teyzem daha ufak bir kızken onunla Meksika’ya taşındı. Ben henüz beş yaşındayken benim velayetimi alabilmek için mahkemelerde savaş verdi. Annem deliydi ve babam gitmişti, devlet de beni evlatlık vermek istiyordu. Hayatımı ona borçluyum. Şiir ve şarkı sözleri konusunda bildiğim her şeyi ondan öğrendim. Tanıdığım en iyi huylu insandı. Her zaman insanların içindeki iyiliğe bakardı. Onu her gün özlüyorum, ama bir yandan da varlığını her zaman yanımda hissediyorum.

Çok şanslıymışsınız böyle bir büyükanneniz olduğu için... Zemphira ile bir işbirliğiniz vardı bu albümde. Albümdeki Robot şarkısını beraber söylediniz. Daha önce de My Lover adlı harika bir şarkı kaydetmiştiniz. Başka işbirlikleri var mı gündemde?

Zemphira'ya karşı büyük bir saygım var. Harika bir sanatçı ama onunla başka bir işbirliği planım yok. Başka isimlerle ilgili konuşmak için de çok erken.

Albümde Aleppo adlı bir şarkı var. Neler hissettiniz bu şarkıyı yazarken?

Moskova’daki bir konser sonrasında su almak için bir markete girdim ve uzaklardan gelen bir müzik ses duydum. Kasada çalışan Özbek bir adamın telefonundan geliyordu. Adam şarkıya yumuşak bir şekilde eşlik ediyordu. Gerçekten çok güzeldi. Adam evinden çok uzak görünüyordu. Gece çok geç bir saatti ve marketteki tek insan bendim. Ona şarkının ve sanatçının ismini sordum. Daha sonra şarkıyı dinledim ve Aleppo’yu yazarken bu şarkının akor dizilimini kullandım. Aleppo bir politik demeç değil. Sadece bütün gerçekliği parçalanmış bir adamın bilinmeyene doğru olan zorunlu yolculuğunu anlatıyor...

Yeni bir albüm var mı gündemde?

Evet, şu sıralar yeni bir albüm üzerinde çalışıyorum. Albümden birkaç şarkıyı da İstanbul'da çalmayı planlıyorum. Bu albüm üzerinde çalışmak gerçekten hoşuma gidiyor.

Türkiye’ye en sık gelen yabancı müzisyenlerden birisiniz ama uzun sayılabilecek bir süredir İstanbul’da sizi izleyemedik. 5 Mayıs'ta Zorlu PSM Caz Festivali kapsamında İstanbul'da olacaksınız. Heyecanlı mısınız?

Geri geldiğim için çok mutluyum. Tabii ki son geldiğimden beri birçok şey oldu. Tarihin akıntısı sürekli gelgit halinde. Konserlere gelince planım asla değişmiyor. Konsere gelme nezaketindeki insanlara hizmet etmeye çalışıyorum. Gündelik problemlerini bir-bir buçuk saatliğine unutmalarını sağlamaya çalışıyorum. Bunu yapabildiğim zaman kendiminkileri de unutuyorum. Böylece hepimiz konserden, ilk geldiğimiz zamana göre daha mutlu ayrılıyoruz.

Sohbet için teşekkür ederim. Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Sadece İstanbul’u özlediğimi söylemek istiyorum. Kalbimde çok özel bir yeri var ve uzun bir ayrılıktan sonra tekrar gelme fırsatım olduğu için çok mutluyum.

Meltem ŞAHBAZ / HABERTÜRK