Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Kültür-Sanat

        HT MAGAZİN / ECE SARUHAN

        Aylar önce, kalemine âşık olduğum Özen Yula’dan, ‘Şems! Unutma!’ adlı bir oyun hazırladığını duyduğumda, bir dizi kuş içimde kanat çırptı. Yula’nın yazıp yönettiği; Yetkin Dikinciler, Teoman Kumbaracıbaşı, Sinan Tuzcu, Sema Keçik, Jehan Barbur ve Beste Bereket’in rol aldıkları oyunu izlediğimde ise o kuşlar neşeyle, coşkuyla, aşkla sema etmeye başladı. Oyundan bana kocaman bir gülümseme kaldı. O gülümseme, hikâyeci rolündeki Yetkin Dikinciler’le bu söyleşi için bir araya geldiğimde, ikiye katlandı.

        Dikinciler, “Yaşadım diyebildiğin kaç an var bu hayatta?” diye soruyor seyirciye oyunda! Bu röportaj, benim yaşadığım anlar haneme artı bir olarak eklenmiştir; teşekkür ederim! ‘Şems! Unutma!’ 22 Haziran’da Enka Açıkhava Tiyatrosu’nda! Mutlaka izleyin! Oyunu, aşkın tiyatroda vücut bulmuş hali Dikinciler’den dinleyelim...

        İyi ki Mevlânâ ile Şems'i tiyatroseverlerle buluşturdunuz...

        Bence de! ‘Şems Unutma' onun 'İtiraz Oyunları' adlı kitabındaki 4 oyundan ilki. Kitabı çıkardığında, bana bir tane hediye etti. İçine, "Her hikayenin bir yabancıya ihtiyacı vardır" diye yazmıştı. Günün birinde bir yabancı olarak bu hikayeyi başkalarına aktarmamı talep edeceği belliydi. Yazdığı duygu dolu metne en uygun cast'ı oluşturdu. Hepimiz yüreğimizi koyduk bu işe!

        Seyirci de yüreğiyle izledi...

        Kesinlikle! Bu yüzden Özen Yula her oyun başlamadan önce sahneye çıkıyor ve seyircilere "Lütfen telefonlarınızın sesini kısmayın, onları tamamen kapatın. Çünkü biz sizi başka türlü bir zamana ve hikâyeye davet ediyoruz" diyor. Seyircilerden kendilerini bize emanet etmelerini istiyoruz. Bu emaneti alıyorsak, bizim de tamamen oyuna emanet olmamız şart! Öyle de yapıyoruz! Seyirciyle birlikte ayağa kaldırmamız gereken bir enerji var. Bir çeşit terapi oluyor oynayan için de izleyen için de! Bir çeşit seyahat hatta!

        O seyahat esnasında titrediğim oldu. Gözlerim ne zaman size takılsa, siz de titriyordunuz...

        Öyle anlarda oyunu bırakıyorum, tamamen mânânın içine giriyorum. İnsana oyuncu olduğunu unutturuyor oyun! Hazzı bir başka!

        "Yaşadım dediğin kaç an var? Kendine bir maşuk bulup, onun kumlu gözlerinde rüyalara daldın mı?" dediğiniz sahnede, o hazzın doruğundaydım ben...

        Ben de kopuyorum o sahnede! O soruyu kendime de soruyorum.

        Ben "Evet" diye yanıtlarken aşkla yaralanıp sonra yeniden aşka kanatlanan kalbimle gurur duydum. (Gözlerim doluyor)

        Şu anda benden şanslısı yok! Bu enerjide, bu hafif ıslak gözlerinizle, bunu bizim yaptığımız iş üzerinden konuşuyor olmanız onur verdi bana! Özen Yula, "Size bir masal bırakıyorum, şu zalim dünyaya bir mesel" diyor bu oyunda. Keşke herkes o meselden sizin gibi payına düşeni alsa.

        ONLAR HİÇ AYRILMADILAR

        Keşke! İzlerken herkesin birinin kumlu gözlerinde rüyalara dalmasının hazzını tatmasını diledim. Ama böyle aşklar kalmadı galiba...

        İnandığımız sürece var ederiz. Ben böyle aşkların olduğuna inanıyorum. Çok fazla dillendirilmedikleri için duymuyoruz varlıklarını. Keşke sözcüklerin yerine başka türlü de anlatabilseydik hislerimizi. Uzlaştırma aracı olarak sözcükleri kullanıp ağaca ağaç, köpeğe köpek, aşka da aşk diyoruz. Kapatalım gözümüzü; hangimizin ağacı aynı, köpeği aynı, aşkı aynı? Bunu gözümüzü kapatıp düşündüğümüzde kendimiz için değil karşımızdaki için de düşünüyoruz ve o zaman cümle bile kurmadan ortada bir yerde buluşma şansımız artıyor.

        Gözlerimi kapıyorum; benim için aşk, dünyanın bir insanın gülümsemesine sığmasıdır. Sizin için?

        Bütün dünyayı kendi gülümsememe sığdırmak olabilir benim için de! (İkimiz de birkaç dakika susuyoruz. Gülümseyerek uzaklara dalıyoruz.)

        Ya ben bu Mevlânâ ile Şems’e bayılıyorum. Resmen rüyalara daldırdılar bizi! O dönemde herkes arkalarından konuşmuş ama onlar aşklarıyla herkese meydan okumuş!

        Hâlâ da okuyorlar. Başkalarına öykünmek yerine kendi hikâyelerini yazmışlar ve aslında hiç ayrılmamışlar. Ne zaman isimleri anılsa, onları konu eden bir olay olsa, onlar yeniden birbirlerine dönüyorlar. Onlar, sonsuz aşkın kanıtı! Onlar tamamdır.

        'ASIL HATUN' KALBİ SÜSLEYENDİR

        Oyunu izlerken, “Olmak istemediğim kişi Kerra Hatun” dedim. Görüntüde Mevlânâ’nın eşi ama onu hep başkalarıyla paylaşmış. Şems için yas tutan Mevlânâ’nın Selâhaddin’de teselli bulmasını, “Buna da katlanırım” diyerek karşılıyor. Çok fena!

        “Ben Mevlânâ’nın evindeki asıl hatunum” diyor. Aldatılan birçok kadın olaya bu şekilde yaklaşıp, bağrına taş basıyor. Oysa asıl hatun; birinin evinin değil, kalbinin başköşesini süsler. Kerra Hatun gibiler, bu yaklaşımlarıyla hatun olamadıklarını gösteriyorlar. Onlar için yaşadıkları gerçeklikten çok, başkalarının onları ‘asıl hatun’ sanması önemli! Bu, cidden çok acı!

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ