Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Abdurrahman Yıldırım "Üretim devrimi" diyerek sesini değil sözünü yükselten aday

        İstanbul Sanayi Odası’nda (İSO) başkanlık yarışı, yalnızca bir yönetim değişikliği mücadelesi değil. Türkiye sanayisinin yüksek maliyetler, finansmana erişim güçlüğü, küresel rekabet ve teknolojik dönüşüm baskısı altında yeni bir yol aradığı dönemde, sanayicinin nasıl temsil edileceği ve üretimin geleceğinin nasıl şekillendirileceği de tartışılıyor.

        İSO seçimleri için iki aday yarışıyor. Adnan Dalgakıran’ın kampanyasını başlattığı toplantıyı izleyemedim ve yazamadım. İSO Meclis Başkanı Ender Yılmaz, şimdi Yönetim Kurulu Başkanlığına aday. Meclis Başkanlığı döneminin ardından bu kez doğrudan icraatın başına geçmek isteyen Yılmaz, ortaya koyduğu vizyonu “Üretim Devrimi” olarak tanımlıyor.

        REKLAM

        Ancak adaylığını anlatırken kullandığı dil, alışılmış seçim kampanyalarından farklı. Manşet olmayı değil iş yapmayı, çok konuşmayı değil sorun çözmeyi öne çıkarıyor. “Ben manşet olmak için gelmiyorum. Sanayinin sorunlarını çözmek ve iş yapmak için geliyorum” derken, nasıl bir başkanlık anlayışı vadettiğini de anlatıyor.

        Çok gürültü yapmak istemediğini söyleyen Yılmaz’ın yaklaşımını, Mevlana’nın “Sesini değil, sözünü yükselt” ifadesiyle açıkladı. Buradaki iddia, gürültülü bir kampanya yürütmekten çok sanayicinin gündelik hayatına dokunan sonuçlar üretmek.

        Peki, bu sessiz ama kapsamlı iddianın arkasında nasıl bir sanayi vizyonu var?

        REKLAM

        SANAYİCİYE ÖNCE NEFES

        Yılmaz’ın çıkış noktasında sanayicinin bugünkü sıkışmışlığı bulunuyor. “Sanayicinin şu anda nefes alacak hali yok” sözü, üretim dünyasının yaşadığı baskıyı özetliyor.

        Finansmana erişimin zorlaştığı, maliyetlerin rekabet gücünü aşındırdığı ve yatırım kararlarının daha fazla belirsizlik altında alındığı bir ortamda, sanayiciye yalnızca geleceğin teknolojilerini anlatmak yeterli değil. Bugünü kurtarmadan yarını kurmak da mümkün değil.

        Yılmaz’ın vizyonunda uzun vadeli, düşük maliyetli ve öngörülebilir finansmana erişim; KOBİ’lere destek verilmesi, bürokrasinin azaltılması ve yatırım ortamının iyileştirilmesi bu nedenle önemli yer tutuyor.

        REKLAM

        Buradaki asıl sınav, bu başlıkların temenni düzeyinden çıkarılıp somut çözüm önerilerine dönüştürülmesi olacak. İSO’nun doğrudan belirleyemediği kredi koşulları ve ekonomi politikaları karşısında hangi kurumlarla nasıl bir iş birliği kurulacağı, sanayicinin finansman sorunlarının çözümü için hangi mekanizmaların geliştirileceği belirleyici önem taşıyor.

        Çünkü sanayiciye nefes aldırmak, yalnızca sorunlarını dinlemek değil, çözümün önünü açmak demek.

        ODAKULE’DE PROAKTİF AKIL MERKEZİ

        Yılmaz’ın dikkat çeken önerilerinden biri, İSO bünyesinde bir “Proaktif Akıl Merkezi” oluşturmak. Üstelik bu yapıyı yalnızca İSO’nun kendi bünyesiyle sınırlı tutmayıp diğer sivil toplum kuruluşlarının da katılacağı bir platforma dönüştürmek istiyor.

        REKLAM

        Bu öneri, doğru tasarlandığında, İstanbul sanayisinin sorunlarını tartışan bir toplantı düzeninin ötesine geçebilir. Sanayi odalarının, sektör kuruluşlarının, iş dünyası örgütlerinin ve ilgili paydaşların aynı masada buluştuğu; ortak sorunların belirlendiği, çözüm önerilerinin geliştirildiği ve kamu politikalarına yönelik somut teklifler üretildiği bir mekanizma kurulabilir.

        Türkiye’nin sanayi sorunları birbirinden bağımsız değil. Finansman, enerji, nitelikli iş gücü, teknoloji, ihracat ve yatırım ortamı birbirini etkiliyor. Bunların her birini ayrı ayrı konuşmak yerine ortak bir akılla çözüm aramak, İSO’nun etkisini de artırabilir.

        REKLAM

        Proaktif Akıl Merkezi’nin gerçek değeri, ne kadar çok kurumu bir araya getirdiğinden çok ne kadar sonuç üreteceğiyle ölçülecek. Gündemini önceden belirleyen, veriye dayalı çalışan, çözüm önerilerini takip eden ve sonuçlarını kamuoyuyla paylaşan bir yapı olursa İSO’nun yalnızca sorunları dile getiren değil, çözüm geliştiren bir kuruma dönüşmesine katkı sağlayabilir.

        İSO’NUN ANKARA’DAKİ SESİ

        Yılmaz’ın gündemindeki bir diğer konu, İSO’nun TOBB yönetiminde bir üyeyle temsil edilmesi.

        İstanbul, Türkiye sanayisinin en önemli merkezi. Buna karşılık sanayicinin yaşadığı sorunların önemli bir bölümü, merkezi yönetimin kararlarıyla ve ülke çapındaki ekonomi politikalarıyla bağlantılı. Bu nedenle İSO’nun Ankara’daki temsil gücünü artırma hedefi, yalnızca kurumsal bir pozisyon meselesi olarak görülmemeli.

        REKLAM

        İSO’nun TOBB yönetiminde temsil edilmesi, sanayicinin taleplerinin daha doğrudan aktarılması ve ortak politikaların oluşturulmasında daha etkin rol alınması bakımından önem taşıyabilir.

        Ancak temsilin anlamı bir koltuğun elde edilmesiyle sınırlı kalmamalı. Asıl mesele, bu temsilin sanayicinin sorunlarını hangi somut girişimlerle gündeme taşıyacağı ve hangi sonuçların alınmasına katkı sağlayacağıdır.

        Proaktif Akıl Merkezi ile Ankara’daki temsil hedefi birlikte düşünüldüğünde, Yılmaz’ın İSO’yu yalnızca üyelerine hizmet veren bir meslek kuruluşu olarak değil, sanayi politikalarının oluşumuna katkıda bulunan daha etkin bir aktör olarak konumlandırmak istediği görülüyor.

        REKLAM

        ÜRETİM DEVRİMİ: RANTTAN TEKNOLOJİYE, HAM MADDEDEN MARKAYA

        Yılmaz’ın “Üretim Devrimi” yaklaşımı, yalnızca sanayicinin bugünkü sorunlarına çözüm aramakla sınırlı değil. Türkiye’nin düşük teknoloji yoğunluğundan ve orta gelir bariyerinden çıkması gerektiğini savunuyor.

        Yüksek katma değerli üretim, Ar-Ge, tasarım, güçlü markalar, pazar çeşitliliği ve dijital ihracat bu vizyonun temel unsurları arasında yer alıyor. Yeşil dönüşüm, enerji verimliliği ve yapay zekâ da geleceğin üretim modelinin parçaları olarak ele alınıyor.

        Bu yaklaşımın önemli tarafı, sanayinin rekabet gücünü yalnızca daha fazla üretim yapmak üzerinden tanımlamaması. Asıl mesele daha verimli üretmek, teknoloji kullanmak, tasarım gücünü artırmak ve dünya pazarlarında daha fazla katma değer yaratmak.

        REKLAM

        Yılmaz’ın gençlerin ve kadınların sanayiye katılımını artırma, üniversitelerle sanayi arasındaki iş birliğini geliştirme ve Anadolu’daki üretim kapasitesini güçlendirme hedefleri de bu çerçeveyi genişletiyor.

        Bununla birlikte üretim devriminin gerçekleşmesi için genel hedeflerin sektör bazında somutlaştırılması gerekiyor. Hangi alanlarda teknolojik sıçrama hedeflenecek? KOBİ’lerin dijital dönüşümü nasıl finanse edilecek? Üniversitelerin ürettiği bilgi sanayinin verimliliğine nasıl yansıyacak? İhracatçıların markalaşma ve yeni pazarlara erişim sorunları nasıl çözülecek?

        Bu soruların yanıtları, vizyonun bir sanayi programına dönüşmesini sağlayacak.

        REKLAM

        GÜRÜLTÜ DEĞİL, ŞEFFAFLIK VE İCRAAT

        Yılmaz’ın geçmiş yönetim anlayışından ayrışma iddiasını en belirgin biçimde ortaya koyduğu başlıklardan biri de İSO’nun çalışma biçimi.

        Oda toplantılarını basına kapatmayacağını söylemesi ve “Basının olmadığı yerde özgürlük yoktur” vurgusu, kurumsal şeffaflık tartışmasını gündeme getiriyor.

        Bu yaklaşım, İSO’nun karar süreçlerinin daha açık yürütülmesi ve sanayicilerin gündeminin kamuoyuna daha fazla yansıması bakımından önemli bir taahhüt. Ancak şeffaflığın kalıcı hale gelmesi, yalnızca toplantıların basına açık olmasıyla değil, kararların, alınan sonuçların ve yönetimin performansının düzenli biçimde paylaşılmasıyla mümkün.

        REKLAM

        Yılmaz’ın “Benim icraatım başka olacak” sözünün asıl karşılığı da burada ortaya çıkacak.

        Mevcut dönemin Meclis Başkanı olarak yeni bir yönetim anlayışı vaat etmesi, beraberinde doğal bir soruyu getiriyor: Yeni dönemde ne değişecek?

        Bunun yanıtı, geçmiş yönetimi eleştirmekten çok yeni yönetimin nasıl çalışacağını ortaya koymakta yatıyor. Üyelerin sorunlarına dönüş süresi, finansman ve yatırım konularında geliştirilen öneriler, kamu kurumlarıyla yürütülen çalışmalar, Proaktif Akıl Merkezi’nin çıktıları ve alınan kararların takibi ölçülebilir hale gelirse farklılık iddiası da somut bir karşılık bulabilir.

        REKLAM

        SANAYİNİN GELECEĞİ İÇİN YENİ BİR YÖNETİM ANLAYIŞI

        İSO başkanlık yarışında Ender Yılmaz’ın ortaya koyduğu çerçeve, sanayicinin bugünkü sıkışmışlığıyla geleceğin üretim modelini aynı gündemde buluşturma arayışı taşıyor. Proaktif Akıl Merkezi, TOBB yönetiminde temsil, şeffaflık ve icraat vurgusu da bu arayışın kurumsal ayağını oluşturuyor.

        Bunların ne ölçüde sonuç vereceğini vaatlerin uygulanma biçimi belirleyecek. Çünkü sanayici artık yalnızca sorunlarının anlatılmasını değil, çözüme giden yolun açılmasını istiyor.

        Üretim devrimi, daha fazla toplantı yapmakla ya da daha güçlü sloganlar üretmekle gerçekleşmez. Finansmana erişimi kolaylaştıran, teknoloji yatırımlarının önünü açan, verimliliği artıran, ihracatta katma değer yaratan ve sanayicinin karar süreçlerine katılımını güçlendiren bir çalışma düzeniyle gerçekleşebilir.

        REKLAM

        Yılmaz’ın sessizliği tercih eden yaklaşımı, bu nedenle bir kampanya üslubundan daha fazlasını ifade etme potansiyeli taşıyor. Ancak sözün değerini belirleyen, arkasından gelen iştir. Şimdi sanayicinin beklediği, sözün üretime, üretimin rekabete, vizyonun da icraata dönüşmesi.

        Son söz: “Sesini değil, sözünü yükselt! Yağmurlardır yaprakları büyüten, gök gürültüleri değil.” Mevlana