Küresel piyasalarda ilk bakışta birbirine ters görünen fiyat hareketleri yaşanıyor. ABD tahvil faizleri zirve yaptıkları seviyelerden gerilerken dolar güçlü kalıyor. Altın ise jeopolitik risklerin ve artan enflasyon endişelerinin ortasında belirgin bir yön bulmakta zorlanıyor. Borsalarda özellikle teknoloji şirketleri üzerinden büyüyen finansman kaygıları dikkat çekiyor.
Bu tabloyu yalnızca enflasyonla Fed'in faiz politikasıyla veya yapay zekâ hisselerindeki satışlarla açıklamak yeterli değil. Önümüzde 3 Kasım'daki ABD ara seçimleri var. İran savaşı, enerji fiyatları, 40 trilyon doları aşan kamu borcu ve Trump yönetiminin siyasi geleceği de aynı denklemin parçaları.
Acaba piyasalar, seçim sonrasında ortaya çıkabilecek siyasi karmaşayı ve ekonomik yavaşlamayı şimdiden fiyatlamaya mı başladı?
Tahvil faizleri neden geriliyor?
Eylül ayında ABD tüketici enflasyonunun yıllık yüzde 3,7'ye ulaşması, enerji maliyetlerinin fiyatlar üzerindeki baskısını yeniden gündeme taşıdı. İlk tepki, Fed'in faiz artırabileceği beklentisiyle tahvil faizlerinin yükselmesi ve doların güçlenmesi oldu. ABD'nin 10 yıllık tahvil faizi 14 Ekim'de yüzde 5,30'a yaklaşırken teknoloji hisseleri de satış baskısıyla karşılaştı.
Ancak 15 Ekim'de tahvil faizlerinin yeniden gerilemesi, piyasanın yalnızca enflasyon korkusuyla hareket etmediğini gösterdi. Riskten kaçışla birlikte 10 yıllık tahvil faizi yüzde 5,10 dolayına indi. Dolar da gün içinde zirvesinden geri çekildi.
Dolayısıyla doların genel olarak güçlü kalmasıyla tahvil faizlerinin son hareketini birbirinden ayırmak gerekiyor. Piyasa tek yönde ilerlemiyor; enflasyon ile büyüme riskleri arasında gidip geliyor.
Burada önemli soru şu: Enflasyon yükselirken tahvil faizleri neden düşsün?
Bir cevap, yatırımcıların gelecekteki büyümenin zayıflayacağını düşünmesi olabilir. Yüksek faizler, enerji maliyetleri ve finansman sıkıntısı şirketlerin kârlarını aşındırırsa Fed'in ileride faiz indirmek zorunda kalacağı beklentisi güçlenebilir. Devlet tahvillerine güvenli liman talebi de eklenince getiriler gerileyebilir.
Bu, resesyonun kesinleştiği anlamına gelmez. Ancak piyasanın enflasyon riskinin yanına büyüme ve kredi riskini de koyduğunu düşündürür.
Dolar neden güçlü, altın neden kararsız?
Doların gücü, ABD ekonomisine duyulan güvenin arttığı şeklinde okunmamalı. Küresel belirsizlik dönemlerinde yatırımcılar nakit ihtiyacını karşılamak, borçlarını ödemek ve risklerini azaltmak için dolara yönelebiliyor. ABD tahvilleri de likiditesi ve piyasa derinliği nedeniyle güvenli liman talebinden yararlanabiliyor.
Üstelik doların güçlenmesi, diğer ülkelerin büyüme ve maliye politikalarındaki sorunlarla da bağlantılı. Avrupa'nın mali kırılganlıkları, enerji ithalatçılarının artan faturası ve gelişen ülkelerin dış finansman ihtiyacı dolar talebini destekleyebilir.
Altının aynı ölçüde yükselmemesi ise çelişki değil. Güçlü dolar ve yüksek reel faiz beklentisi altını baskılarken savaş, kamu borcu ve siyasi belirsizlikler destekleyici rol oynuyor. İki kuvvet birbirini dengeliyor.
Başka bir ifadeyle altının durgunluğu, risklerin ortadan kalktığını değil, bu risklerin birbirine karşı çalıştığını gösterebilir.
3 Kasım: Trump için siyasi dönüm noktası
ABD ara seçimlerine üç haftadan az zaman kaldı. Temsilciler Meclisi'nin tamamı ve Senato'nun yaklaşık üçte biri seçime gidecek. Cumhuriyetçiler her iki kanattaki çoğunluklarını korumaya çalışırken Demokratlar, özellikle Temsilciler Meclisi'nde kontrolü ele geçirme fırsatı görüyor.
Piyasa analizlerinde Demokratların Meclis'i kazanması öne çıkan senaryo. Senato'da ise yarış daha belirsiz. Her iki kanadın Demokratlara geçmesi de ihtimal dahilinde; fakat henüz kesinleşmiş bir sonuç değil.
Demokratların iki kanadı da kazanması halinde Trump, görev süresinin son iki yılında Kongre'de çok daha güçlü bir muhalefetle karşılaşabilir. Bütçe, vergi düzenlemeleri, kamu harcamaları ve yönetimin politikaları üzerindeki denetim sertleşebilir. Soruşturmalar ve azil süreci de siyasi gündeme girebilir.
Ancak Kongre'nin el değiştirmesi, Trump'ın bütün yetkilerini kaybetmesi anlamına gelmez. Başkan yürütme yetkilerini kullanmaya devam eder. Temsilciler Meclisi azil sürecini başlatabilse de görevden azil için Senato'da üçte iki çoğunluk gerekir.
Yine de siyasi gerilimin artması, piyasaların önceden fiyatladığı risklerden biri olabilir. Özellikle seçim sonuçlarının tartışmalı hale gelmesi veya bütçe konusunda uzlaşmazlık yaşanması, belirsizliği seçim gecesinin ötesine taşıyabilir.
Savaş seçimden sonra mı bitecek?
Trump'ın 9 Eylül'de İran savaşının seçimden hemen sonra sona ereceğini söylemesi dikkat çekiciydi. Başkan, 8 Ekim'de de seçimlerden önce İran'a saldırı düzenlenmeyeceğini açıkladı ve görüşmelerin sürdüğünü belirtti. Ancak savaşın bitişi için ayrıntılı ve kesin bir takvim ortaya konmuş değil.
Burada piyasanın önünde iki ayrı risk var.
Birincisi, savaşın seçim öncesinde enerji fiyatlarını ve benzin maliyetlerini yüksek tutması.
İkincisi, seçimden sonra çatışmanın devam etmesi veya genişlemesi halinde enerji arzındaki bozulmanın kalıcılaşması.
Trump'ın petrol fiyatlarının seçimden sonra düşeceği beklentisi, siyasi açıdan anlaşılabilir. Ancak petrol fiyatları yalnızca Washington'ın kararlarıyla belirlenmiyor. Hürmüz Boğazı'ndaki geçişler, İran'ın tutumu, bölgedeki saldırılar ve üreticilerin arz kapasitesi de belirleyici.
Enerji fiyatlarının kalıcı biçimde gerilemesi için savaşın sona ermesi ve arzın normalleşmesi en olumlu yol olur.
Buna karşılık arz sorunu devam ederken petrol fiyatlarının düşmesi, talebin daraldığına ilişkin bir işaret de olabilir. Böyle bir düşüşün arkasında küresel resesyon bulunması, enerji ithalatçılarının rahatlamasına rağmen şirket kârları ve borsalar için olumsuz bir tablo yaratır.
Piyasaların önündeki asıl senaryo
Bütün bu gelişmeleri bir araya getirdiğimizde üç senaryo ortaya çıkıyor.
İlkinde savaş sona erer, enerji arzı normalleşir ve petrol belli bir zaman içinde geriler. Enflasyon üzerindeki baskı azalır, tahvil faizleri düşerken borsalar nefes alabilir.
İkincisinde savaş sürer, petrol yüksek kalır ve enflasyon yapışkanlaşır. Fed'in faiz indirmesi zorlaşır. Şirketlerin finansman maliyetleri yüksek kalırken borsalar hem faiz hem de kâr baskısıyla karşılaşır.
Üçüncü senaryoda enerji fiyatları ekonomik daralma nedeniyle düşer. Bu kez tahvil faizleri daha hızlı gerileyebilir, dolar başlangıçta güvenli liman talebiyle güçlü kalabilir. Ancak şirket kârlarındaki düşüş ve kredi riskindeki artış, borsalarda daha derin bir satışa neden olabilir.
Benim için asıl dikkat çekici ihtimal üçüncüsü. Çünkü tahvil faizlerinin gerilemesi, doların güçlü kalması ve altının belirgin bir yükseliş gösterememesi, piyasanın tek başına enflasyonla mücadeleyi değil, büyüme ve finansman risklerini de değerlendirdiğini düşündürüyor.
Elbette bu üç fiyat hareketi tek başına resesyonun fiyatlandığını kanıtlamıyor. Fakat kredi risk primleri yükselirken şirket kâr tahminleri düşüyor ve istihdam zayıflıyorsa, tahvil piyasasının verdiği mesaj daha ciddiye alınmalı.
Fiyatlanmakta olan ne?
Kasım seçimi bu ekonomik denkleme siyasi belirsizliği ekliyor. Demokratların Kongre'de güç kazanması Trump'ın hareket alanını daraltabilir, Cumhuriyetçilerin Senato’yu koruması ise Başkanlık ile birlikte düşünüldüğünde iktidarlarının süreceğine işaret edebilir.
Ancak her senaryoda bütçe açığı, kamu borçlanması ve tahvil arzı piyasanın gündeminde kalacak.
Sonuçta piyasalar yalnızca Trump'ın seçimleri kazanıp kazanamayacağını değil, seçim sonrasında savaşın, enflasyonun ve borcun nasıl yönetileceğini fiyatlıyor olabilir. Doların gücü, tahvil faizlerinin gerilemesi ve altının kararsızlığı da bu belirsizliğin farklı yansımaları olarak okunabilir.