“Bu akşam rave akşamı ona göre giyin!” bir yandan bu cümlenin tam olarak ne anlama geldiğini anlamaya çabalarken, bir yandan da kafamın içinden daha karmaşık gardırobumun içine bakıyorum, boş boş...
Birkaç saat sonra ‘tekno müzik’ festivali Sonar’a gideceğiz; Özü kıyafetlerimde ‘rave vibe’ olması gerektiğini söylüyor. Ve ben bu ‘vibe’ın nasıl bir şey olduğuyla ilgili hiçbir şey bilmiyorum. Daha fenası gardırobumdaki kıyafetlerin bu kadar sıkıcı olduğunu da bilmiyordum! Gömlekler, pantolonlar, kazaklar, hırkalardan bir vibe alıyordum ama doğrusu kıyafetlerimin de benim gibi ‘rave vibe’ını daha önce hiç duymadıkları her hallerinden belli oluyordu. Kafamın içindeki ses, konsere gelenlerin çoğunluğunun 20’li yaşlarında olacağını, onların yanında dedeleri gibi görünmemek için günün ‘moda’ uygun giyinmem gerektiğini söylüyordu. Sonuçta çağımız ‘kim olduğun’ değil ‘nasıl göründüğün’ün önemli olduğu bir çağ... Askıda ifadesiz bir şekilde asılı duran kıyafetlerimin ‘sıkıcı’ göründüğünü söylemiştim, gerçekten ben de bu kadar sıkıcı mıydım? 50’lerimin ortasında, bir ‘rave akşamı’nda kendimle ilgili keşfedeceğim bir şey olmamalıydı bu ama işte oldu... İki gömlek üç kazak, birkaç pantolonun yanında gardırobumdaki askıda sıkıcılığımla yüz yüze geldim...
MODAYI TAKİP ETMENİN BİR YAŞ SINIRA OLDUĞUNU DÜŞÜNMEK HAYAL GÜCÜ EKSİKLİĞİ!
Bir yerde okumuştum, ifade tam böyle miydi emin değilim ama kılık kıyafet seçimiyle ilgili duydum en hava tanımlamalardan biriydi... Bir sosyolog kıyafetlerin çıplaklığı örtmediğini insanın benliğini açığa çıkardığını söylüyordu: “Ne giyiyorsan osun...”
Gardırobumun önünde seçtiğim kıyafetlere bakarken başkalarının gözünde nasıl göründüğümü fark ettim!
Sıkı moda takipçisi bir olmadım hiçbir zaman ancak içinde yaşadığım 'zamanın ruhu’ da yakalamaya çalışmışımdır kıyafet seçerken. Yıllar içinde ben kıyafetlerimi kıyafetlerim beni yansıttı diye düşünüyorum. Şimdi, 50’lilerimin ortasında gardırobumun önünde durmuş daha önce hiç olmadığımı biri gibi olmaya, hiç yaymadığım bir ‘vibe’ı, ‘rave vibe’ını üzerime giymeye çalışıyorum!
Geçenlerde yaşlanma sürecini daha iyi deneyimlemek konusunda çalışmalar yapan Center for Ageing Better merkezinin yaptığı bir çalışmaya denk geldim. ‘Age Whitout Limits’ başlıklı araştırmada insanların günün modasına uygun kıyafetleri giymeyi bırakmaları gerektiği düşünülen yaş 56 çıkmış! Ankete katılan 4 bin kişinin üçte ikisi 56 yaşında en son moda kıyafetlerin insanlarda çok iyi durmadığını düşünüyormuş... Ankete katılanların 10’da biri için ‘moda’yı takip etmek için limit yaş 40’lar. Yüzde 32 ‘modanın yaşı olmadığına’ inanıyor.
Merkezin destekçilerinden biri şık, modaya uygun veya bireysel olmanın bir üst sınırı olduğunu düşünmenin hayal gücü eksikliği olduğunu söylüyor: “Yaşlanmanın birçok faydasından biri de başkalarının görüşlerine daha az önem verme özgüvenidir ve özür dilemeden sergilenen kayıtsızlık özünde şıktır.”
SEN BAŞKA BİRİYKEN KIYAFETLERİN BAMBAŞKA BİRİNİ GÖSTERİYOR OLABİLİR Mİ?
‘Kendin olmakla kendin gibi görünmek’ iki farklı şey mi? Sen bambaşka biriyken kıyafetlerin bambaşka birini mi gösteriyor etrafına?! 50’lerinin ortasında, bütün hayatı boyunca Tom Waits dinlemiş, bir adamın gideceği konserde ‘rave vibe’ı yaymak için gardırobunun önünde bir ömür kadar uzun süre geçirmesi normal mi?
Tam bu noktada Pessoa “Olmak istediğim kişiyle olduğum kişi arasında bir boşluğum” sözü aklıma geliyor. Kıyafetler bu boşluğu doldurabilir mi emin değilim...
50’li yaşlarda artık tarzınızın oturmuş olması gerektiği düşünülür. Ama bence öyle değil! Kendini yeniden yaratmanın yaşı olmaz... Yani olmamalı diye düşünüyorum.
“Nedir bu ‘rave vibe’ nasıl giyeneyim?” diyorum. Özü, “Siyah bir tişört giy işte...” diyor.
Gardırobum siyah tişört kaynıyor! Dakikalardır içimde kopan fırtınalar diniyor. Ne moda için çıldıracak kadar genç ne de modaya gözlerimi kapatacak kadar yaşlıyım. Keyfim yerine geliyor. Gardırobu kapatıyorum... Rave vibe’ım ve ben konsere gidiyoruz...