İran'ı değiştirme hakkı kimde?
İsrail, İran’a saldırdı ve coğrafyanın tüm gündemi değişti. Öyle görünüyor ki bu durum beklenenden daha uzun sürecek.
Yanıbaşındaki komşusu saldırıya uğrayan Türkiye açısından durum çok daha hassas. İki ülke arasında yüzyıllara dayanan çatışmasızlık hali, kuşkusuz aralarında sorun olmadığı anlamına gelmiyor. Coğrafyada pek çok soruna ve başlığa farklı baktığımız, kritik bazı konularda ciddi rekabet içinde olduğumuz da vakıa. Ancak Türkiye’nin İsrail saldırılarıyla birlikte ortaya çıkan süreçte Tahran’ın yanında olması; komşuluk, kardeşlik, ticari ortaklık ve benzer pek çok başlık altında makul ve sahici bir tavır.
İran, 1979 devriminin ardından yaşadığı ambargo ve kuşatmayı, savunma hattını ülke sınırlarının dışında kurarak kırmayı hedefledi. Lübnan ve Suriye üzerinden başlayan bu etkinliğin, Hizbullah’la birlikte İsrail’e karşı da ciddi bir tehdidi ortaya çıkardığını söyleyebiliriz. Sonuçta İran’ın bu geniş savunma hattı, Lübnan’dan Suriye’ye, Irak’tan Yemen’e kadar kendisine geniş bir alanda nüfuz imkanı verdi. Bu etkinliğin merkezinde Şiiliğin belirleyici rol oynadığı vakıa. Ancak sınırlı da olsa belli Sünni gruplarla da bu tarz bir ilişki geliştirdi Tahran yönetimi.
Bu stratejinin İran’ı geniş bir coğrafyada güçlü kıldığı, hatta yakın bir tarihe kadar da ülke içindeki korunaklı halini beslediğini söyleyebiliriz. Bu denge, ABD-İsrail hattının Lübnan ve Hizbullah’tan başlayarak bu vekil güçlerini hedef almasıyla değişti. Şu anda Irak’taki durum farklı olsa da bu etkinliğin hayli zayıfladığı ortada. Devamı, İsrail’in üstelik ABD ile müzakere halinde olan İran’a yönelik saldırısı oldu.
Bu saldırının iki temel gerekçesi malum. İlki, Tahran’ın sahip olduğu nükleer kapasitenin tehdit edici boyutlara geldiği. Diğeri bununla iç içe geçmiş olan rejim değişikliği meselesi. Yeri gelmişken Türkiye’nin bu soruna dair duruşuna biraz daha değinmekte yarar var.
Ankara, barışçıl amaçlarla nükleer teknoloji geliştirme konusunda Tahran’a şans verilmesinden ve müzakere edilmesinden yana. Ayrıca rejim değişikliği konusunda ortaya atılan tüm tezleri, bu ülkenin içişlerine bir müdahale olarak görüyor. Dolayısıyla saldırı ve silahların gölgesinde bu ülkeye dayatılacak rejim değişikliği projelerine son derece mesafeli. İran’da olabilecek değişimlerin, tamamen dış müdahaleden bağımsız ve halkın kendi iradesiyle gerçekleşmesi dışında hiçbir seçeneği masada tutmuyor.
Rejim değişikliği tartışmalarının bugüne kadar hiç olmadığı kadar sıcak tutulmasının, İran’daki rejimin niteliğinden Avrasya hattındaki yerine ve anlaşmalarına kadar hayli uzun bir gerekçe listesi var. Batıya daha yakın bir yeni yönetim, İran’la muazzam ölçekte anlaşmalar yapan Pekin yönetimi açısından ciddi sorunlara kapı açabilir.
Burada şimdi konuşulması hayli erken görünen senaryo, Tahran’ın kendi dinamikleriyle Batıya bugünkünden daha yakın bir yönetim inşa etmesi. Böyle bir ihtimal ufukta görünüyor mu sorusuna cevap vermek için çok erken. Diplomasi kapılarının tümüyle kapalı olmadığını, taraflardan gelen açık ya da dolaylı demeçler üzerinden görebiliyoruz. Ancak bu denli inişli çıkışlı tavırlarıyla Trump’ın verdiği sürelerin, diplomasiye mi yoksa savaşın devamına mı kapı açacağını öngörmek zor.
- Türk ordusunun caydırıcı gücü1 dakika önce
- Şu 100 bin silahlı adam meselesi!35 dakika önce
- Suriye Devrimi -1-21 dakika önce
- DEM, özet metne mi, Öcalan'a mı itiraz ediyor?1 saat önce
- Terörsüz Türkiye ve toplumsal hafıza16 dakika önce
- İsrail, Suriye'yi bölmek istiyor22 dakika önce
- Yaklaşan kasırgayı unutanlar51 dakika önce
- Komisyonda finale doğru1 ay önce
- Trump-Şara ve Türkiye zirvesi1 ay önce
- Terörsüz Türkiye'yi nasıl anlıyoruz?1 ay önce