Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Oray Eğin Seçimden sonra koltuğunu kaybeden ilk yayın yönetmeni

        Genel yayın yönetmenliği her gazetecinin hayal ettiği bir koltuktur, ama bu koltukta hiç kimsenin kalıcı olmadığı zaman içinde defalarca kanıtlandı. Sadece Türkiye’de değil, dünyanın önde gelen gazetelerinde gitmez denilen yayın yönetmenleri bile gitti. Dünyanın belki de en başarılı yayın yönetmeni Kai Diekmann tiraj rekortmeni olduğu Bild’den ayrıldı. Alan Rusbridger ödüllere boğduğu The Guardian’a veda etti. New York Times son 10 yılda iki yönetici değiştirdi. Yazılı basın devrinin son yıldızı, “Spotlight” filminde de geçen Marty Baron da Washington Post’tan ayrıldı.

        Kimileri siyasi, kimileri değişime ayak uyduramamak ya da ayak uydurmak istemedikleri için bu görevlerden ayrıldı. Ama bir tek o kaldı. Dünyanın belki de en gösterişli yayın yönetmenliği koltuğunda oturan Anna Wintour’u ne yazılı basının sonu, ne siyasi baskılar ne de ekonomik kriz devirdi. Wintour geçtiğimiz hafta koltuğunu devredeceği tahmin edilen Edward Enninful’u da yedi. Karl Lagerfeld’in ölümünden beri moda dünyasındaki en sarsıcı gelişme bu.

        ÜNLÜLERİN EN YAKIN ARKADAŞI

        O gün Hanover Square’deki Vogue House çalışanları hiç beklemedikleri bir açıklamayla güne başladı. Derginin 100 yılı aşan tarihindeki ilk siyah yayın yönetmeni olan Edward Enninful görevini bırakacağını açıkladı. “Daha genel kreatif bir görev almak üzere,” diye muğlak, ne dediği anlaşılmayan, havada kalmış bir laflar geveledi.

        Enninful görev yaptığı altı yıl boyunca moda dünyasının en ilgi çeken yayın yönetmeniydi. Vogue’un İngiltere baskısının başına gelir gelmez dergiyi dönüştürdü. Kapaktaki hafif toplu kadınlar, trans manken ya da tarihteki ilk erkek (Timothée Chalamet) onun eseriydi. En yakın arkadaşı Naomi Campbell’dı, ama Beyoncé de ona kefil olabilirdi. Koltuğuna yakışacak şekilde etrafı şöhretlerle sarılı bir hayatı vardı; aklınıza kim gelirse yakın çevresindeydi. Kraliçe Elizabeth tarafından moda dünyasına katkılarından dolayı OBE unvanıyla onurlandırıldı.

        Ganalı göçmen bir ailenin oğlu olan Enninful moda dünyasına fotomodel olarak adım attı. İlk fotoğrafları Londra sokaklarında keşfedildikten sonra dergilerde çıktı. İnce, androjen bir görüntüsü ilgi çekiciydi. Kendine özgü stili de.

        18 yaşında i-D dergisinin en genç moda editörü oldu. Bu arada muhafazakar annesini de adeta “Reklamcı olduğumu söylemeyin o beni genelevde piyanist sanıyor,” diye oyaladı. Annesi oğlunun moda dünyasında çalışmaya başladığını duyunca “Hmm, oralarda çok tuhaf insanlar çalışıyor,” diye kaygılanmıştı.

        Enninful zamanla Vogue’da çalışmak için New York’a geldi. Anna Wintour’un ekibinde, Grace Coddington’la birlikte görev yaptı. Oradan İngiltere’ye, 26 yıl görev yapan Alexandra Shulman’ın yerine Vogue’un başına getirildi. Okyanusun iki ucunda da haklı bir şöhret edindi.

        Zamanın ruhu da onun yükselişinden yanaydı. 2017 yılında Amerika’da “woke” yılın kelimesi seçilmişti. Trump’ın göreve gelmesiyle birlikte özellikle siyahlar kendilerini tehdit altında hissetmeye başlamış, ırkçılık konusunda adeta toplumsal bir uyanış başlamıştı.

        2020’de “Black Lives Matter” hareketiyle doruğa çıkacak bu uyanış etkisini pek çok yerde gösterdi. Bugüne kadar beyazların, özellikle belli bir tipte beyaz kadınların egemenliğinde olan Vogue dergisinde de.

        Anna Wintour iyi hoştu da dergide hep beyazlarla çalışıyor, kapağa genelde hep beyazları çıkarıyor, beyaz fotoğrafçılara çekim yaptırıyordu. Zamanla dergi içinden de itiraflar yükselmeye, siyah olarak Vogue’da çalışmanın ne kadar zor olduğuna dair eleştiriler artmaya başladı. Wintour da kamuoyu önünde geçmişten dolayı özür dilemek zorunda kaldı. Zaten epey bir zamandır o koltukta oturuyordu, değişim kaçınılmazdı.

        En ciddi aday da okyanus ötesinden Edward Enninful’du. Zaten kendi hatıratını yayınlayarak, talk-show’lardan röportajlara bir “celebrity” editör olarak global şöhrete ulaşırken de hedefi belliydi: Anna Wintour’un koltuğu. Ama bu koltuğa kimler talip olmadı ki.

        ŞEYTAN HALA PRADA GİYİYOR

        Anna Wintour’un yanında kısa bir süre asistan olarak çalışan bir genç kadının yazdığı “The Devil Wears Prada” romanında da benzer bir iktidar mücadelesi var. Vogue’dan esinlenen “Runway” dergisinin Paris baskısının başındaki editör New York’taki Miranda Priestly’nin ayağını kaydırmaya çalışıyor. Sinemada Meryl Streep’in canlandırdığı Priestly ise koltuğunun tehlikede olduğunu fark etmemiş gibi davranırken muazzam usta bir manevrayla rakibini alt ediveriyor.

        Romanın ve filmin üzerinden kısa bir süre sonra bu hikaye adeta birebir gerçekleşti. O aralar Anna Wintour’un koltuğuna bir gün Paris’ten Carine Roitfeld’in geçeceğine kesin gözle bakılıyordu. Ancak bir anda, tıpkı filmdeki gibi, Roitfeld görevinden ayrıldı ve Vogue Paris taht kavgasında anılmaz oldu. Ta ki Enninful’a kadar.

        Wintour ve Enninful hakkında o kadar çok haber çıktı ki. Geçen sene ikisinin arasının bozuk olduğu duyulmaya başlamıştı. Önceki gün Sunday Times ayrılığın boyutlarını ayrıntılı bir şekilde yazdı; hatta haber biraz da Enninful’u ve yöneticilik şeklini eleştiren bir çerçevedendi. Vogue House’da herkesin şımarık birer diva olduğu, işlerin yürümediği gibi ayrıntılar…

        Aslında Enninful da galiba bu işin olmayacağını biliyordu. “A Visible Man” kitabının tanıtım söyleşilerinde görmesine engel hastalığından ve yaşam tarzında bir değişikliğin kaçınılmaz olduğundan bahsetti. Sağlını korumak için daha az seyahat etmesi şarttı. Daha az seyahat eden bir Vogue editörü olabilir mi? Üstelik yeni evlendi ve kocasıyla sakin bir hayat sürmek istiyormuş.

        Sunday Times’a göre bu işten herkes karlı çıktı aslında. Enninful şöhretini kimi markalara danışmanlık yaparak ya da moda editörlüğüne dönerek daha fazla nakde döndürebilir. Dünyanın en güçlü ve sarsılmaz yayın yönetmeni Anna Wintour ise… Dünyanın en güçlü ve sarsılmaz yayın yönetmeni olarak kalmaya devam edecek.