Pek çok kişi gibi benim de arkadaşlarımla dijital platformları izlemek için kurduğumuz bir şifre havuzumuz var. Ben HBO’yu temin ediyorum, karşılığında Netflix alıyorum, bir başkası Hulu’ya abone… Hepimizin ayrı ayrı bir tek Amazon Prime aboneliğimiz var çünkü hiç kimse bir başkasının sipariş listesini görmek istemez. (Benim son siparişim: Olaplex arındırıcı şampuan, metal kokteyl kürdanları, AA tipi 24 adet pil ve Victorinox meyve-sebze soyucu.)
Şifre havuzu sistemimiz yaklaşık 10-12 yıldır kusursuzca işliyor, elimizin altında bütün platformlara aynı anda ulaşabiliyorduk. Aslında hiçbirimiz bedavaya getirmiyoruz, hepimizin abone olduğu bir platform var. Sadece aboneliklerimizi paylaşıyoruz. Korsan izlemiyoruz, yasadışı bir iş yapmıyoruz. Buna rağmen kusursuzlukla inşa etmeye çalıştığımız bu sistem çökmek üzere. Ben kendi adıma çok öfkeliyim.
ÇOK FAZLA ABONELİK VAR
Son yıllarda hem platform sayısı arttı, hem de abonelik ücretleri. Sadece dijital platformlar değil, ben ayrıca okumak zorunda olduğum gazete ve dergilere de teker teker aboneyim. New York Times, Washington Post, New Yorker, New York, the Economist, Bloomberg ayrı ayrı para ödediğim mecralar. 10Haber ve Oksijen de. Apple Music, Audible ve Spotify gibi başka yerlere de mutlaka abone olmuşumdur ama şu an aklıma gelmiyor. (Bütün bunlara ek Financial Times ve Wall Street Journal gibi başkalarının şifresiyle girdiğim mecralar da var. Bir Bloomberg terminalim yok.)
Bu abonelik ücretlerinin kimi gayet makul, kimiyse astronomik. Kısa süre öncesine kadar toplu maliyet gözüme batmayacak kadar cüziydi ama son yıllarda hem daha çok mecraya abone oldum, hem de çoğunun fiyatı arttı. Sadece New York Times’a ayda 25 dolar gibi bir ücret ödüyorum.
Benim gibi yüz milyonlarca insan var. 2010’ların ilk başında batacağı konuşulan NYT bu sayede ayakta kaldı ve medya işinin de karlı olabileceğini dünya aleme kanıtladı.
Hemen her sene abone yenilemesi sırasında pazarlık başlıyor. Eskiden telefonun öbür ucunda bir temsilciden indirim isterdim, şimdi sistemler otomatik olarak iptal etmeye başladığınızda yeni fiyatlar öneriyor. O zaman ben de ödeme duvarının etrafından dolanmaktansa aboneliğimi sürdürüyorum. Jeff Bezos destekli Washington Post neredeyse bedavaya verecek örneğin.
Ancak dijital platform aboneliklerinde herhangi bir indirim seçeneği yok. Aksine her sene kullanıcıyı biraz daha yolmak için fiyat artıyorlar.
Netflix’e yedi-sekiz dolara abone olduğum günleri hatırlıyorum. Önceki gün yeniden abone olmaya kalktım, 4K içerik izlemek için tek seçeneğim ek yüksek paketti ve maliyeti ABD’de aylık 25 dolar. ABD’de 10 yılda böyle bir artışı meşru kılacak bir enflasyon yok.
ŞİFRE PAYLAŞIMI ARTIK İŞLEMİYOR
Neden mi abone olmam gerekti? Çünkü o 10 küsur yıldır kusursuz işleyen şifre havuzumuz var ya, artık işlememeye başladı.
Platformlar kullanıcıların şifrelerini birbirleriyle paylaştığını çok iyi biliyor. Ama uzun yıllar bizimki gibi havuzlara göz yumdular. Strateji insanları bir şekilde kendi platformlarının bağımlısı yapmak, ardından da bireysel olarak abone olmaya mecbur bırakmak üzerine kuruluydu. Epey başarılı oldukları söylenebilir, zira Netflix şifre paylaşımına savaş açtığından bu yana abone sayısını ve karlılığını artırdı.
Netflix kısıtlama konusunda en agresif davranan platform. Ama beni abone yapamadılar, zira bu iş benim için neredeyse Ted Sarandos’la şahsi bir savaşa dönmüş durumda. Uzun yıllardır kullandığım arkadaşımın Netflix şifresini—kendi profilim bile var onun hesabında—artık New York’taki evimdeki televizyonda izleyemiyorum; aynı şifre şaşırtıcı bir şekilde telefon ve bilgisayarda çalışıyor. Netflix özellikle televizyonda izlenmesini engelliyor.
Kısa süre önce bu kısıtlamalar başladığında “Seyahat ediyorum” seçeneği mevcuttu, hesap sahibine bir kod gönderiliyor ve bu sayede başka bir noktada iki hafta sorunsuz izlenmeye izin veriliyordu. Artık benim için seyahat seçeneği çıkmıyor bile.
Bu kod gönderimi başlı başına bir problem, çünkü bazen gecenin bir yarısı lazım oluyor; o sırada hesabın asıl sahibine ulaşmak mümkün değil. Habire insanı şifre gönder diye dürtmek de sinir bozucu. Bunu çok iyi biliyorum, çünkü sık sık ben de arkadaşlarıma abone olduğum platformlardan geçici kod göndermek zorunda kalıyorum.
Geçtiğimiz günlerde özellikle ufak bir kriz yaşadım. “Emily in Paris”in berbat son sezonunu ev işleri yaparken geri planda izlemek istedim. Bir de Seymour Hersh belgeseliyle Richard Linklater’ın “Nouvelle Vague” filmi Netflix’e yüklenmişti. Sonuçta bir—yasal—yolunu şimdilik buldum ve Sarandos’a biraz daha para kazandırmadan izlemeyi başardım.
Bazen para vermek de yetmiyor. Türkiye’den abone olunan Netflix’i yurtdışında izleyemiyorum mesela. YouTube Premium geçtiğimiz günlerde beni fena yakaladı, abone olduğum ülkenin dışında daha fazla kullandığım için üyeliğimin aynı şarlarla yenilenmeyeceğini bildirdi. Türkiye’den üye olmak kat be kat daha ucuz.
SİSTEM ÇÖKECEK
Mesele abone olmak, para vermek değil. Bütün bu masrafları karşılayabilecek durumdayım. Hali vakti benden çok daha iyi arkadaşlarım da var. Ama hiçbirimiz bu dayatma karşısında sömürülmek istemiyoruz. Zira teknoloji şirketleri kullanıcılarının para verme potansiyeli olduğunu fark ettiklerinden beri abartılı derecede açgözlü davranmaya başladılar.
Her çeyrekte hisse fiyatlarını ve karlılıklarını önemseyen bu şirketler kullanıcılarından ne kadar koparırlarsa kar diye bakıyorlar. Hemen her platform düzenli olarak fiyat artırıyor ve artırmaya da devam edecek.
Ama bir noktada bu sistem de çökecek. Bunu görmüyor olamazlar. Zaten bunun işaretlerini şimdiden görmek mümkün.
Bazı kullanıcılar izlemek istedikleri dizinin tüm bölümlerinin yayınlanmasını bekliyor, o platforma geçici olarak abone oluyor ve diziyi izledikten sonra iptal ediyor. Apple TV’nin “Pluribus” dizisini böyle izleyen çok kişi var; zaten ilk bir hafta bedava deneme veriyorlar. Bedava deneme seçeneği olmayan platformlaraysa bir aylık üye olunuyor, izlenmesi gereken ne varsa tamamlanıyor ve ay sonunda iptal ediliyor. Mesela benim yakın gelecekte Netflix izlememi gerektirecek herhangi bir yapım yok artık, kendi cebimden abone olsaydım bile şimdi iptal edebilirdim.
Bir de IP TV çılgınlığı var. Korsan yayın kanalları öylesine gelişti ki akıllı televizyonlardaki uygulamalarında meşru dijital platformları aratmayacak arayüze kavuştular. Arama, durdurma, altyazı, kaldığın yerden izleme gibi seçenekleri var artık. Maç meraklıları bütün dünya ligini ekstra ücret ödemeden izliyor, bütün dünyanın canlı televizyon kanallarına ve bütün platformlardaki içeriklere erişebiliyorlar. Ekstra ücretle izlenebilen boks, MMA dövüşleri de IP TV’de var.
Ve tanıdığım hemen herkes IP TV kullanıyor. Banka sahibi olanlar bile var aralarında. Evet bu korsan yayın! Ama herkes kendince küçük direniş taktikleri uyguluyor. VPN’le bağlanarak, başka ülkeden abone olarak, şifreleri paylaşarak… Teknoloji şirketlerinin bu açgözlülüğü insanları korsana veya başka seçeneklere yönlendiriyor. Her sivil direnişte olduğu gibi bu eylemlerin ardında da net bir değişim talebi var. Mevcut sistem çoktandır çürüdü.
Geçtiğimiz günlerde ondan bundan kod beklerken Netflix’in olmadığı bir dünyayı düşündüm. Yatağımın başında okunmayı bekleyen kitaplara baktım. Sinemalarda hangi filmin vizyonda olduğunu bilmiyordum, onları inceledim. Netflix’e o akşam bağlanamadığım için Katie Kitamura’nın “Audition” romanını neredeyse bir oturuşta bitirdim. Aynı haftada iki filme birden sinemada gitmek—“No Other Choice” ve “Secret Agent”—son yıllarda benim için bir rekordu; çok da keyif aldım. Netflix’in olmadığı bir dünyayı hatırladım, çok da uzak bir geçmiş değildi. Bugünkünden daha kötü hiç değildi.