Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Tubitak Ansiklopedi İbadet Nedir?

        Dini bir terim olarak "ibadet" her şeyin yaratıcısı olan Allah'a gönüllü ve samimi bir şekilde yönelmek, boyun eğmek ve itaat etmektir. Dini literatürde "ubûdiyet" kavramıyla kulun Allah'a olan teslimiyeti, bağlılığı ve kullukta bulunması kastedilir.

        Her dinde varlığına inanılıp bağlanılan, sevgi ve tazimle teslim olunan kudret sahibi yüce bir varlık,dini yaşayış sahibi inanan insanlar topluluğu ve inananların yaratıcılarına karşı yerine getirmekle mükellef olduğu fiil ve davranışlar olmak üzere üç temel özellik bulunmaktadır. İbadet, dinin ve yaşanan gerçek dindarlığın vazgeçilmez bir unsurudur.

        İslam'a göre yaratılmışların en üstünü ve en güzel şekilde yaratılmış olanı insandır. Bu kadar özel bir varlığın yaratılmasının derin bir anlamı ve üstün bir amacı olmalıdır. İslam dininin temel kaynağı olan Kur'an-ı Kerim bu amacı Allah'a kulluk olarak açıklamaktadır (Zariyat, 51/56).

        İslam dininde ibadetin geniş ve dar olmak üzere iki anlamı vardır. Geniş anlamda ibadet, yükümlü olan kişinin Allah'a karşı duyduğu saygı ve sevginin sonucu olarak yerine getirdiği ve O'nun rızasına uygun davranışlarının tümünü içine alır. Tamamen dini olan görevler yanında, kişilerin Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak için yaptığı her fiil, niyet, düşünüş ve söz geniş anlamda ibadet olarak değerlendirilir. Allah'ın rızasını kazanmak, iyilik yapıp karşılığını sadece Allah'tan beklemek amacıyla birey ve toplum yararına gerçekleştirilen her olumlu davranış ibadet sayılır. İslam'da ibadetin çok geniş sahası içerisine başta, farz olan namaz, oruç, zekat, hac, dua, zikir, tefekkür, istiğfar, salavat, ilim öğrenmek ve öğretmek, hasta ziyareti, cenazeyi taşımak ve defnetmek, müminlerin ihtiyaçlarını gidermek, takva ve hayırda yardımlaşmak, helal rızık kazanmak için çalışmak, insanlara sıkıntı veren şeyleri ortadan kaldırmak halis bir niyetle yapılmakla ibadet kapsamına dahil olmaktadır. Geniş anlamıyla ibadet sadece insana mahsus bir eylem değildir. Çünkü evrendeki canlı cansız bütün varlıklar kendi özelliklerine göre yüce yaratıcıya ibadet etmektedir. Kur'an-ı Kerim'de bu durum şöyle ifade edilir: "Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah'ı tesbih ederler. Her şey O'nu hamd ile tesbih eder. Ancak siz onların tesbihlerini anlamazsınız…" (İsra, 17/44).

        Dar ve özel anlamda ibadet ise Allah ve Resulü tarafından yapılması istenen, niyete bağlı olarak yaratana karşı saygıyı ve boyun eğmeyi ifade eden; yapana sevap kazandıran belirli sözlü ve fiili eylemlerdir. Başka bir ifadeyle dar anlamda ibadet, dini içerikli belli ve düzenli yapılan davranış biçimleridir. Dini literatürde ibadet denilince daha çok akla gelen, bu anlamdaki ibadettir. İslam'ın temel şartlarını oluşturan namaz, oruç, zekat ve haccın yanı sıra kurban kesme, itikaf, dua, Kur'an-ı Kerim okuma gibi davranışlar bu anlamıyla ibadetin belli başlı örnekleridir. Allah'ın emirlerine itaat edip yasaklarından kaçınmak da ibadettir. Bir davranışın ibadet olabilmesi için inanılarak samimiyetle ve Allah'ın emrini yerine getirme bilinciyle yapılması gerekir.

        İbadetin zikir, fikir ve şükür olmak üzere üç boyutu vardır. Zikir boyutu, Allah inancını zihinde canlı tutmak, Allah'ı devamlı anmak ve O'nun varlığını hissedebilmek; fikir boyutu, Allah'ın sıfatları ve eserleri hakkında düşünmek (tefekkür); şükür boyutu ise bütün bu nimetlerine karşı yaratıcıya minnettarlığını bildirmektir.

        İnsanın temel sorumluluğu yaratıcısını tanımak, O'na itaat etmek ve onun iradesi doğrultusunda bir hayat yaşamaktır. Allah'ın iradesine uygun hayat sürmenin temel şartı imandır. İmanı koruyan, pratik hale getiren ve gerçekte ne ifade ettiğini gösteren ise ahlakı da içeren ibadettir. İman, ahlak ve ibadet arasında ayrılmaz bir ilişki vardır. 

        İbadetler gösterişten uzak, samimi bir şekilde dünyaya ait bir menfaat beklemeden ve sadece Allah için yapılır. Nitekim bir ayette şöyle buyrulmaktadır: "Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki onlar namazlarını ciddiye almazlar. Onlar (namazlarıyla) gösteriş yaparlar." ( Maûn, 107/4-6).

        İnsanın Allah'a kul olma niteliği ve Allah'ın insana verdiği nimetler eşsiz ve sürekli olduğu için kulluğun gereği olan ibadetlerde de devamlılık ve süreklilik asıldır. İslam'a göre insan, buluğ çağına girdiği andan ölünceye kadar geçen süre içerisinde ibadetlerden sorumludur ve "Ölüm gelinceye kadar Rabb'ine ibadet et." (Hicr, 15/99) ayeti de bu durumu ifade eder. Namaz, oruç gibi yapılması dinen zorunlu (farz) olan ibadetler ömür boyu devam etmektedir. Bunların dışında kalıp insanın kendi isteğine ve gönüllülük esasına bırakılan ve "nafile" denilen ibadetlerin de mümkün olduğunca belli bir süreklilik içerisinde eda edilmesi tavsiye edilmektedir. Hz. Peygamber: "Amellerin Allah'a en sevimli olanı az da olsa devamlı olanıdır." (Müslim, Müsafirin, 218) buyurmuştur. 

        İbadetlerin yerine getirilmesinde kişilerin içinde bulundukları durum ve şartlara göre birtakım kolaylıklar sağlanmıştır. Kolaylık ilkesi Kur'an-ı Kerim'de: "Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez." (Bakara, 2/185) vb. ayetlerle ifade edilir. Mesela, abdest alması gereken kişi su bulamazsa abdest niyetiyle temiz toprağa iki defa el sürüp birinde yüzünü ve ikincisinde kollarını sıvazlaması şeklinde tanımlanan "teyemmüm" yoluna başvurur. Ayakta duramayacak kadar sağlık sorunu olan kişi, namazını oturarak kılar. Belli bir uzaklıkta yolculuğa çıkan kişi oruç tutmayıp daha sonra kaza edebilir. 

        İbadetlerde aşırılık ve ihmalden kaçınılması esastır. "Ey iman edenler! Allah'ın size helal kıldığı iyi ve temiz nimetleri (kendinize) haram etmeyin ve (Allah'ın koyduğu) sınırları aşmayın. Çünkü Allah, haddi aşanları sevmez." (Maide, 5/87) ayeti bu hususa işaret eder. Hz. Peygamber'in de bu konuda uyarıları vardır. Mesela, peş peşe iki gün hiçbir şey yemeden ve içmeden oruç tutmak, Hz. Peygamber tarafından yasaklanmıştır. (bkz. Buhari, "Nikah", 1). Dinde aşırılık bir müddet sonra bıkkınlığı, ihmal ise gevşeklik ve ciddiyetsizliği beraberinde getirir. Halbuki kulluk noktasında prensip; severek, isteyerek ve manevi hazzını hissederek ibadeti devamlı yapmaktır. Bu da ancak dengeli bir ibadet hayatıyla gerçekleşir. 

        Kur'an-ı Kerim ve sünnette belirlenen ibadetlere herhangi bir ilave veya onlardan eksiltme yapılamayacağı gibi bunların şekilleri de değiştirilemez. Çünkü ibadetlere ilave yapmak, "bidat" yani dinde olmayan bir şeyi dine katmak anlamı taşır. Var olan şekilleri değiştirmek ise "tahrif" yani dinin özünü bozma sayılır.

        İbadetler, dinin değişime açık olmayan sahasını oluşturur. Bundan dolayı Kur'an-ı Kerim'in emrettiği ve Hz. Peygamber'in de uygulamalarıyla şekil ve sınırlarını çizdiği biçimde yapılmaları gerekir. Çağların geçmesi ve şartların değişmesi, hiç kimseye -mesela namazın şeklini, orucun mahiyetini, haccın icra biçimini— değiştirme yetkisi vermez.

        Her ibadetin belirlenmiş bir şekli ve kalıbı vardır. Genel olarak bu kalıp sembolik mahiyette olup ibadetin ayrılmaz bir parçasıdır. İbadet şekli ve anlamıyla, kalıbı ve özüyle bir bütün oluşturmakta olup buna uygun tarzda yerine getirildiği zaman amaçlanan etki ve sonuçlarını gösterir. 

        İbadetlerin, soyut olan dini inanç ve duyguların somut ifadeleri olmaları sebebiyle sembolik; çeşitli dini, sosyal, kültürel ve psikolojik duygu ve düşünceleri besleyip geliştirmeleri sebebiyle öğretici ve eğitici (didaktik); nihayet kutsalla ilişki ve rabıta kurulmasını sağlamaları sebebiyle de mistik ve metafizik fonksiyonları bulunmaktadır. Bütün şartları yerine getirilerek ve içerdiği hikmet ve manaları bizzat duyularak ve hissedilerek yapılan ibadetler, insanı hem dünya hayatında hem ahiret hayatında gerçek mutluluğa götürür.

        Hayatı anlamlandırma tecrübesi ile dini yaşantı arasında yakın bir ilişki vardır. Bu nedenle ibadetlerle örülü bir dini yaşantının, hayatı anlamlandırma çabasının en güçlü kaynaklarından birisi olduğu ifade edilebilir. Yapılan deneysel araştırma bulgularına göre, ibadetlerini yerine getirmek suretiyle inancını yaşamaya çalışan bireylerin, dindar olmayanlara göre daha kolay ve tutarlı bir şekilde hayatlarını anlamlandırabildikleri görülmektedir. Allah'ın huzuruna çıkma, her şeye gücü yeten, koruyup gözeten bir yaratıcıya yakın olma ve O'nunla irtibat kurma vasıtaları olan ibadet davranışları sayesinde, bireylerin psikolojik durum ve davranışlarının olumlu yönde etkilendiği tespit edilmiştir.

        Dindarlığın bilgi-ibadet boyutu ile psikolojik sağlığın anksiyete boyutu arasında anlamlı negatif ilişkinin varlığı tespit edilmiştir. Yani, dindarlığın bilgi-ibadet boyutunu yansıtan davranışlar arttıkça anksiyete belirtileri önemli biçimde azalmaktadır. Ayrıca dinin bilgi-ibadet boyutu ile depresif belirtiler arasında da olumsuz yönde anlamlı ilişki olduğu; saldırganlık, öfke, düşmanlık duyguları, kaygı bozukluğu gibi psikolojik rahatsızlığın alt boyutlarında anlamlı bir şekilde azalmanın gözlendiğini söylemek mümkündür.

        Dini hayatın imandan sonra vazgeçilemez unsuru olan ibadetler, insanın Allah'la arasındaki ilişkinin dış dünyaya akseden yönünü yansıtırken aynı zamanda insanın toplumla ilişkilerini tanzim etmesi açısından da önemlidir. Bazı ibadetlerin zaman ve mekan şartına bağlı olarak yerine getirilmesi, bireyin sosyalleşmeyi ve sosyal bütünlüğü sağlaması açısından önemlidir. Genelde ibadetler vesilesiyle bir araya gelen insanlar ortak tecrübeler geliştiren, aynı gaye ve idealleri paylaşan bir cemaat oluştururlar. Bireysel benliklerin yerine kolektif ruh hakim duruma geçer. Cemaat şuuru fertler arasındaki ayrılıkları önemli ölçüde giderir, eşitlik ve kardeşlik duygularını pekiştirir, kişiyi diğer insanlarla bütünleştirerek kendi yalnızlık ve güçsüzlüğünden kurtarır.

        YAZAR

        Abdullah Kahraman