Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Tubitak Ansiklopedi Saldırganlık Nedir?

        En yaygın tanımına göre saldırganlık, başkalarına zarar verme amacıyla yapılan davranıştır. Saldırgan davranışlar günümüzde şiddet, yıldırma, gasp etme, taciz, hakaret gibi isimlerle adlandırılmaktadır.

        Saldırganlığın birçok tanımı ve sınıflandırılması bulunmaktadır. Fiziksel saldırganlık vurma, dövme, tekme atma gibi gözlenebilir davranışları kapsamaktadır. Sözel saldırganlık ise sözel olarak zarar veren eylemlere (örn. hakaret, aşağılama, dedikodu) karşılık gelmektedir. Doğrudan saldırganlık birey tarafından hedef kişiye doğrudan gösterilen zarar verici davranışları, dolaylı saldırganlık ise ilişkiler yoluyla hedef kişiye gösterilen saldırganlığı ifade etmektedir. Dürtüsel / tepkisel veya düşmanca saldırganlık nefret ve kin gibi olumsuz duygularla gösterilen saldırgan davranışlara (örn. çocuğun ısırması), araçsal saldırganlık ise bir amacı elde etmek için gösterilen saldırgan davranışlara (örn. kiralık katillerin ve boksörlerin gösterdiği davranışlara) karşılık gelmektedir. Günlük anlamda saldırgan davranışın bir alt grubu olarak şiddet kavramı da sıklıkla kullanılmaktadır. Sosyal psikoloji açısından şiddet hedef kişi üzerinde yaralama, öldürme, vurma, tekmeleme, dövme, tecavüz, gasp gibi aşırı ve ölçüsüz fiziksel zarar veren bir saldırganlık davranışıdır. Aile içi şiddet, kadına şiddet, cinsel şiddet, çocuk istismarı ve psikolojik şiddet bu kavramın değişik türleridir.

        Sosyal psikologlar saldırganlığın nedenlerini üç temel görüş üzerinden analiz ederler: 1) Bireylerde biyolojik kökenli bir saldırganlık dürtüsü vardır. 2) Saldırganlık engellenme durumundan kaynaklı doğal bir tepkidir. 3) Saldırgan davranış öğrenilmiştir. 

        Biyolojik temelli açıklamalara göre saldırganlığın uyarıldığı alanlar beyinde duyguların merkezi olan amigdala ve hipotalamustur. Ayrıca testosteron hormonunun fazla salgılanması, kadınlarda progesteron düzeyinin yüksek olması, beyinde serotonin düzeyinin düşük olması ya da kromozom, frontal lob ve temporal lob işlev bozuklukları saldırganlıkta rol oynamaktadır. Psikanalitik kuram saldırganlığın biyolojik temelli içgüdü olan ölüm içgüdüsünden kaynaklandığını ileri sürmektedir. Yaşam içgüdüsünün aksine yıkıcı özellikleri olan bu güdü, bireyde gerginlik yaratmaktadır. Saldırgan davranışlar bu içgüdünün azalmasını ve boşalımını (katarsis) sağlamaktadır. Etiyolojik kuram, bu içgüdünün türlerin yaşamda kalmasına hizmet ettiğini ileri sürmektedir. Evrimsel açıklamalara göre, erkekler cinsel bağlılığı ve türün devamını sağlamak için kadınlara göre daha saldırgandır. Kadınlar ise çocuklarının kendi genlerini taşıdığını bildikleri için saldırganlığa yönelmezler. İçgüdü kuramlarını destekleyen görgül araştırmalar bulunmamaktadır ve ayrıca biyolojik temelli kanıtlar az sayıdadır. 

        Engellenme-saldırganlık yaklaşımına göre, insanlar engellendiklerinde saldırgan davranışlar göstermektedir. Bununla birlikte her engellenen birey, saldırganlık göstermemekte; bazen saldırganlığı doğrudan hedefe değil, aksine dolaylı olarak göstermektedir. Ayrıca engellenen birey, daha edilgen bir davranış olan ağlama davranışı gösterebilir. Engellenmeye gösterilen bu tür tepkilerin bireyi saldırganlığa hazırlayan bir hazırbulunuşluk veya yatkınlık yarattığı ileri sürülmüştür. 

        Öğrenme kuramları, saldırganlığın pekiştirme ve sosyal öğrenme yoluyla öğrenildiğini ifade etmektedir. Edimsel koşullanma yaklaşımına göre pekiştirilen saldırgan davranışlar öğrenilmekte ve kalıcı olmaktadır. Sosyal öğrenme kuramı ise rol modellerinin saldırgan davranışlarının gözlenmesiyle saldırganlığın öğrenildiğini ileri sürmektedir. Bu kuram çerçevesinde yapılan araştırmalar medyada örnek alınan rol modellerinin saldırganlığı artırdığını ve bu artışın ileriki yaşlarda da gözlendiğini ortaya çıkarmıştır. 

        Sosyal öğrenme kuramını genişleten saldırganlık kuramlarından biri olan Genel Saldırganlık Kuramı, saldırganlığı etkileyen faktörlerin tümünü içeren bir model sunmuştur. Kişilik, şiddete ilişkin tutumlar, inançlar, değerler ve becerilerden oluşan bireysel değişkenler ile algılanan ipuçları; engellenme, saldırı, ilaç veya alkol alımından oluşan ortamsal faktörler ile etkileşmektedir. Faktörler arasındaki bu etkileşim, bilişsel süreçleri ve duyguları aktive etmekte; daha sonra bu psikolojik değişkenler bir değerlendirme sürecinden geçmekte ve saldırganlık ortaya çıkmaktadır. Bu kuramı test eden ümit verici ancak çok az sayıda araştırma bulunmaktadır. 

        Saldırganlık konusunda yapılan araştırmalar; medyada şiddet, video oyunlarının etkisi, anne-baba tutumlarının etkisi, aile, okul ve işyerinde şiddet üzerine odaklanmaktadır. Medyada şiddet konusunda yapılan araştırmalar, küçük yaşlarda şiddet içeren yayınları izlemenin saldırganlıkla ilişkili olduğunu ve aynı zamanda çocukluktaki bu davranışın yetişkinlikte şiddet içeren yayınları izleme ve suça karışma ile pozitif ilişkili olduğunu göstermektedir. Saldırgan davranışları önlemede özür dilemeler, empati, sosyal beceriler geliştirme, diğerleri ile sorunları üzerinde konuşma, diğerlerine güvenme, saldırgan olmayan modellere yönelme, problem çözme becerileri ve öfke kontrolü olumlu sonuçlar vermektedir. 

        Hamit Coşkun

        Bir hastalığın beklenen vaka sayısından fazla görülmesi salgın olarak tanımlanır. Yalnızca bulaşıcı hastalıkların değil, kimyasal veya fiziksel bir etkene bağlı hastalıkların belli bir nüfusta beklenenden fazla görülmesi de salgın olarak adlandırılır. Bulaşıcı hastalıklar bakteri, virüs gibi mikroorganizmaların veya bunların toksinlerinin etkisiyle görülür. Tarih boyunca veba, kolera, çiçek, sıtma, kızamık, tifo, tifüs, çocuk felci, grip gibi bulaşıcı hastalıkların oluşturduğu büyük salgınlar yaşanmıştır. Salgınlar, belli bir nüfusta hastalık kümelenmesi olarak ortaya çıkar ve bütün dünyaya yayılarak pandemi halini alabilir. Salgınların ortaya çıkışında çevresel değişiklikler, savaşlar, insan hareketliliği, tarımsal ve endüstriyel pratikler ve davranış biçimleri rol oynar. Salgınlar hijyen, sanitasyon, karantina ve izolasyon gibi koruyucu uygulamalar, hasta ve temaslıların yakın takibi (filyasyon), bağışıklama ve tedavi yöntemleri ile kontrol altına alınmaya çalışılır. Modern öncesi dönemlerde görülen veba ve kolera pandemileri salgın kontrolünün ve modern tıbbın gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Çiçek hastalığı 1979'da aşı yoluyla tamamen ortadan kaldırılan ilk bulaşıcı hastalık olmuş, çocuk felci de yine aşılamayla bir-iki ülke dışında büyük ölçüde ortadan kaldırılmıştır. Kızamık gibi pek çok viral hastalık da aşı yoluyla büyük ölçüde kontrol altına alınmıştır. Modern dönemin en büyük pandemileri arasındaki İspanyol gribi (H1N1) salgını 1918'de 1. Dünya Savaşı'nın bitimine yakın ortaya çıkmış ve 20 ila 50 milyon kişinin ölümüne yol açmıştır. Yakın dönemde görülen yeni küresel bulaşıcı hastalık salgınları arasında AIDS, kuş gribi (H2N5), domuz gribi (H1N1), Ebola, SARS ve MERS sayılabilir. Yeni hastalıkların başlangıçta yaban hayvanlarından insanlara bulaşması sık görülmektedir. 2019 yılının sonlarında ilk kez Çin'de ortaya çıkan yeni tip korona virüsü (SARS-CoV-2) salgını (Covid-19) 2020 başlarında pandemi halini alarak ilk 6 ayında yaklaşık 10 milyon kişiye bulaşmış ve en az 500 bin kişinin ölümüne yol açmıştır. Yeni salgınların önlenmesi için aşı ve ilaç geliştirilmesi, karantina, hareketliliğin kısıtlanması ve bireysel koruyucu önlemlerin yanı sıra doğal yaşam alanlarının korunması, yaban hayvanı ticaretinin önlenmesi ve insanlarla yaban hayvanlarının temasının kesilmesi de önemlidir.

        YAZAR

        Ümit Şahin