Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Tuncer Erdem yayıncılık dünyasına karikatürle adım attı. Çok uzun yıllar mizah dergilerinde çizen Erdem, bu çizimlere zaman içinde kısa yazılar ekledi. Ardından da şiir ve öykü geldi. Yakın zamanda okurla buluşan "Güzel Eşya, Alelade Dünya"da yazdığı öyküleri yine çizimlerle birleştirip süsledi. Karikatürle başlamanın etkisiyle "Öykülerimde gözümün önüne önce fotoğraf geliyor, sonra yazıya dönüşüyor" diyen Tuncer Erdem, "Yazmak ve çizmek beni iyileştiriyor" diye konuştu. Erdem ile mizahı ve edebiyatı konuştuk.

        - Türkiye'de mizahı konuşarak başlamak istiyorum

        Türkiye'de mizah köklü bir yeri olan mesele. Halk geleneğinde var mizah. Yani halk da aslında bir mizah anlayışı var. Özellikle Türkiye'nin belli bölgeleri bu konuda iyi biliniyor zaten. Uzun süredir mizah dergilerinden uzağım ama çevremden duyduğum mizah dergilerinin eski tadı vermediği, birçok şeyin tükendiği. Türkiye'de mizah yapılacak konu çok elbette ama tıkandığını, kısır bir hale geldiğini söylüyor çevremdekiler.

        - Önce çizgiyle başladınız, edebiyat biraz da demlenerek oluştu sizde?

        Ortaokul lisede kendi çapımda karikatürler yapıyordum. Babamda vardı böyle bir yetenek. Bana küçükken bir şeyler çizmeyi öğretmişti. O zamanlarda bütün ortaokul lisede okuyan çocuklar mizaha bir şekilde bağlıydı. Pazartesi günleri Oğuz Aral'ın Gırgır dergisinde düzenlediği kurs niteliğindeki karikatür okuluna giderdik. Oğuz Aral çok güzel bir eğitim verirdi. Karikatürlerin her birini değerlendirmeye çalışır, eleştirirdi. Onlardan bazıları dergide yayımlanırdı. Ben de öyle başladım. Zaman içinde Çarşaf, ardından Limon dergisine geçtik. O zamana kadar Oğuz Aral'ın etkisinde diyebileceğim biraz standardize olmuş tarzda karikatür çiziyordum bütün çizerler gibi. Limon dergisinde başta Oğuz Aral gibi bir öğretmen, bir ağabey olmayınca biraz serbestlik alanı bulduk. Kendimizi daha rahat ifade etmeye başladık. Çünkü Oğul Aral bir karikatürü beğenmezse 'bunu yeniden çiz', 'bunun şurasını değiştir' diyebilirdi. Böyle bir kontrol mekanizması az çok vardı.

        - Oğuz Aral nasıl bir öğretmendi?

        Çok ilginç, çok renkli bir insandı. Sadece karikatür için değil, aslında hayat için bir eğitimdi. Çok iyi bir öğretmendi. Bir de tabi tiyatroculuk yönü olduğu için pandomim özellikle, bazen bir hareketin nasıl olması gerektiğini kalkıp hareketlerle anlatırdı. Zıplayarak, jest yaparak. Çok da esnek bir vücudu vardı. Çok etkiliydi. Bazı hareketlerin nasıl olması gerektiğini bizzat kendi bedeniyle gösterirdi.

        - Çizgiden sonra yazı da devreye girdi zamanla

        Evet Limon'da eski tarz karikatürler çizdikten sonra yazısız siyah beyaz işler çizmeye başladım. Doğanın bir yerine bir mekana sanki bir kamera koymuşum gibi hayal ediyordum. Limon'da geç saatlere kadar çalışıyorduk. Bir gece bu çizimlere kısa kısa metinler ekledim. Ondan önce kendimi metinle ifade etmek benim için çok başka sulardı. Daha derin sulardı. Onun için oraya geçmeye pek cesaret edemiyordum. Metin çizgilerin içine girmeye başladı. Sonra biraz daha genişlemeye başladı. Sonra metinler artık çizgilerden ayrıldı kendi başlarına var olmaya başladılar. Biraz şiir, biraz öyküye dönüştüler. Bu kitabın da aslı metin ama o metinlere çizimler eşlik ediyor. Yine çizmeden duramıyorum, çiziyorum mutlaka.

        GÖZÜMÜN KAMERASI HEP AÇIK

        - Bu kitaptaki öykülerinizde de az önce söylediğiniz gibi sanki gözünüzün kamerası hep açıkmış da etrafta olup biteni yazmışsınız gibi bir hava var. Günlük hayatta da böyle mi, kamera hep açık mı?

        Evet alışkanlık yapıyor bu ve günlük hayatıma da çok yansıyor. Bunun zorluklarını çekiyorum aslını istersiniz. Bazen bir arkadaş topluluğuyla birlikteyken duvardaki bir lekeye ya da yürüyen bir böceğe takılıp kalıyorum. Tabi bu yadırganıyor bazen. Baktığım yere bakıyor ama hiçbir şey göremiyorlar. Garipseniyor biraz. Eşim de dahil olmak üzere çevrem alışıyor zamanla. Bu kitabı yazdıktan sonra bir okur gözüyle okuyunca fark ettim ki aslında anlatıcı benim biraz abartılmış halim. Biraz kendi karikatürüm diyebilirim.

        - Çizgi işiyle uğraşanların çok iyi görgü tanığı olabileceklerini düşünürüm.

        Öyle gerçekten fakat tehlikeli bir görgü tanığı da olabiliriz. Şöyle: eşim ve ben aynı şeyleri izliyoruz ama sonra birine anlatırken benim anlatma tarzım çok farklı oluyor, abartılı oluyor. Sonra ben de fark ediyorum abartılı olduğunu. Belki bu karikatürün verdiği etki. O yüzden iyi görgü tanığı olabiliriz belki ama o abartma payını da her zaman dikkate almak lazım.

        - Siz gözünüzün kamerası sürekli açık dolaşan biri olarak sanıyorum yoruluyorsunuz. Bir anlamda çizmek, yazmak bir yandan dinlendirici oluyor mu?

        Kesinlikle evet. Zaten benim yazma işlerim çoğunlukla akşamları, hafta sonları oluyor. Bu, beni dinlendiren bir uğraş. Çünkü günlük hayatın koşturmacasından biraz uzaklaşıp farklı bir şeyle meşgul olmak biraz okumak, biraz yazmak bunlar ruhsal durumuma da çok olumlu etki ediyor. Yazmak ve çizmek iyileştiriyor, iyi geliyor. Bir de sonuçta insan bir şekilde izlediği bir şeyi, dünyayı, çevresindekileri, yaşadıklarını aktarmak istiyor birilerine. Ben çok sosyal bir insan değilim. Duygularımı, yaşadıklarımı konuşarak anlatamam ama bu da benim için bir anlatım yolu. Yazıp çizerek ifade ediyorum izlediklerimi.

        - Bir de geçen yıl yayımlanan "Gece Kitabı" vardı ki, Bilge Karasu'nun metinlerini resimlendirmiştiniz.

        Nasıl biteceğini bilmediğim bir uğraştı. Birkaç bölümü çizdikten sonra fena gitmediğine kanaat getirip devam ettim çizmeye. Bilge Karasu'nun metinlerini çizmek sonradan düşündüm de sanki bir nevi çeviri işi gibi geldi bana. Yazılı bir metni görsel malzemeye çevirmek. Gerçekten de öyle. Onun metnine bakıp orada edindiğim duyguyu ya da anlamı başka bir dile, çizgi diline çevirdim. Genellikle öykü yazarken görsel dili yazılı dile çeviriyorum. Baktığım fotoğraflar, gördüğüm nesne ve doğa parçalarından çıkardığım anlamı metne dönüştürüyorum. Yani görsel dili yazılı metne çeviriyorum ama Bilge Karasu'nun kitabında metni görsel dile çevirdim. Yani çizimle başlamamın etkisiyle öykülerimde önce fotoğraf geliyor gözümün önüne sonra o yazıya dönüşüyor.

        - Malzemenin kıt kullanıldığı bir iş yapıyorsunuz.

        Günlük hayatımda da böyle. Çok fazla söz söylemeyi, abartılı, gösterişli laflar etmeyi sevmiyorum. Yani derdimi anlatabilecek en tasarruflu şekilde konuşmak istiyorum. Yazıda da böyle. Daha azla da aynı şeyi ifade edebiliyorsam ne gerek var çok fazla kelime kullanmaya.

        - Mizah yapanların çalışma ortamını da masaya yatıralım mı?

        Şenlikli bir ortamdır. 20 yıldır mizah dergisinden uzağım ama epey çalıştım mizah dergilerinde. Gelenek değişmemiş ve haftanın bir günü dergi baskıya gitmeden bir gün önce sabaha kadar çalışılır. Geceleyin insanın ruh hali, metabolizması farklı çalışıyor. Yani gece, gündüz yapmayacağınız, söylemeyeceğiniz şeyleri yapıyorsunuz . Biraz uykusuzluk vesaire böyle bir coşku hali yaratıyor insanda. Uyumamak için sürekli çay kahve içiyorsunuz. Gece çalışmaları çok şenlikliydi bu yüzden.

        Diğer Yazılar