Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Yaşam HT Cumartesi ‘Bu kış tarçın kokuyoruz’

        Esra ÇORUH / HT CUMARTESİ

        Çoğumuz, annelerimizden ödünç aldığımız trikolardan biliriz Batik’i. “Batik Örme” olarak kurulduğu 80’li yılların başında, yurtiçi ve yurtdışı ünlü markalara üretim yapan birçok ilke öncülük eden güçlü firmalardan. 1994 yılında ilk mağazasını açtı; bugün ise mağaza sayısı 120’yi aştı. Kurulduğu günden bu yana Türk modasına getirdiği güncel yaklaşımları, her an kullanıma hazır tasarımları, zengin koleksiyonları ile Batik, kabuk değiştiriyor. Stratejik Pazarlama ve Marka Yönetimi Uzmanı Yelda İpekli, markanın dönüşümünü anlattı.

        Başarılı işlerde isminizi duyuyoruz. Biz çok yakından tanıyoruz ama Yelda İpekli kimdir?

        En hoşuma giden başlangıç cümlesi “Anneyim” oluyor. İşletme mezunuyum. Sonrasında pazarlamanın büyüsüne kapılıp İngiltere’de uzmanlık eğitimlerine katıldım. Yoğun bir iş hayatı, tempolu projeler ile birlikte zamanımı dolu dolu da yaşadım. İngiltere’de, pazarlama biliminden bahsederken derler ki; sektörü bilmek önemli ama iyi pazarlama uzmanı, müşteriyi, hedef kitleyi iyi tanıyandır.

        Oteller grubu, beyaz eşya ve Türkiye’nin önemli moda markalarına pazarlama ve marka yönetimi konularında destek verdiniz. Ama tutkunuz moda sanırım...

        Profesyonel hayatta beni en çok heyecanlandıran alan moda ve mağazacılık oldu. Çünkü trendlerin bu kadar sık değiştiği, hızın baş döndürdüğü, rekabetin estetik değerlerle bütünleştiği ve müşterinin gerçek anlamda talepkâr olduğu zor bir sektörden bahsediyoruz.

        Türkiye’de markalara danışmanlık vermenin ne gibi handikapları oluyor?

        Ülkemiz hızlı yaşayan ve uzun vadeli düşünmemize imkân vermeyecek kadar yoğun gündemi olan bir ülke. O yüzden danışmanlık anlamında değil ama marka olmak, markayı yönetmek gibi uzun stratejilere dayanan işleri yapmak, çok hızlı pazarda aynı stratejiyle dik durabilmek zor. Ancak dünya üzerindeki rekabet o kadar yoğun ki, elimizdeki tek sihirli değnek stratejik düşünmek ve uzun vadeli planlamalarla markayı oluşturmak. Bu ikisini entegre ettiğinizde iş kolaylaşıyor.

        Türkiye’deki markalaşma çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

        Marka ve tasarım bizim ülkemizde hemen herkesin fikrinin olduğu hatta bildiğini iddia ettiği konular... Oysa ki iki konu da altyapı, tecrübe ve uzmanlıkla kullanılabilecek silahlar; bilinçsiz kullanıldığında çok zararlı da olabilirler. Ve tabii ki pazarlama, satış, marka ve iletişim kavramlarını birbirine karıştırmamak gerekiyor. Bir PR ajansı ile reklam ajansının görev tanımları bile karıştırılabiliyor. Ya da her marka dendiğinde sadece iletişim tarafını odakta tutanlar var. Oysa ki iletişim stratejisi, iletişimdeki stratejik yaklaşım marka olmanın sadece yüzde 20’sine denk gelen bir konu. Her bilinen, marka demek olmuyor...

        Bir firma markalaşma konusunda başvurduğunda onları nasıl yönlendiriyorsunuz?

        Bu, uzun soluklu, asker arkadaşlığı gibi bir iş. Her şeyden önce ortak amaçta buluşmak gerekiyor. Benim doğru bildiğim ve operasyonda yapılmasına inandığım fikir, firma sahibi tarafından desteklenmezse o işe destek verebilmem mümkün değil. Yani bu yola baş koyan herkesin ulaşılacak hedef konusuna inanmak açısından aynı düzeyde olması şart.

        Türkiye’de yeni bir marka yaratmak isteyen girişimcilere tavsiyeleriniz neler?

        Dünya ölçeğinde düşünsünler. Ve çok farklı bakış açılarını değerlendirerek yola çıksınlar. Müşterilerini tanısınlar, hedeflerini uzun vadeli tanımlasınlar.

        ‘SÜRPRİZLER 2016’DA’

        Yeni işbirliğinizin izlerini görmeye başladık. Bu proje nasıl gerçekleşti?

        Batik, Türkiye’nin öncü ve güçlü markalarından biri ama son dönemlerde hızlı büyümek ve rekabet faktörleriyle birlikte biraz ışıltısı azalmış. İnanılmaz bir müşteri bağlılığı, kurumsal altyapısı olan ve mütevazılığı ile güçlenmiş bir markadan bahsediyoruz. Böyle olunca ben de kendimi bu heyecanın içinde buldum.

        Proje kapsamında marka nasıl değişiyor?

        Her şeyden önce koleksiyonunun hikâyesi olan, sokak modasının yeni neferi, en önemlisi sessizliğini bozup konuşan, müşterisiyle iletişim kuran bir marka var. Geçmişteki özenli çizgisini biraz daha dinamikleştireceğiz. Hızlı modadan çok kendi tarzında, uygun fiyatlı, kendi tarzını yaratmak isteyenlere alternatif sunan bir marka olmak yolunda ilerliyoruz.

        Mağazada ne gibi yenilikler olacak?

        Mağazalarımız sonbaharkış döneminde tarçın kokuyor. Özellikle tarçın seçtik; kışla bütünleşen bu koku koleksiyonumuzun da renklerinden biri ama müşterilerimiz içeri girdiğinde bu kokuyla birlikte kendilerini rahat bir ortamda hissetsinler istedik. Sadece fiyata değil faydaya endeksli kampanyalar da sürprizlerimiz arasında. 2016’da bu sürprizleri yaşatarak anlatacağız.

        Tasarımcı işbirlikleri olacak mı?

        Evet, mutlaka olacak. Kapsül koleksiyonlar ile sürprizlerimiz olacak. Sadece tasarımcılar anlamında değil ürün gamımız ve “do it yourself” dediğimiz müşterimizin aktif olarak koleksiyona karıştığı, yönlendirdiği çalışmalarımız olacak.

        ‘60’lı yılların ruhu revaçta’

        Yeni sezon koleksiyonunda olmazsa olmazlar neler?

        60’lı yılların ruhu, bohemle retroyla karıştı. Çizgiler, trikolar... Militan ruhun yeni yorumları her parçada kendini hissettiriyor. Püskül yine baş döndürecek ve bizde de çok farklı kullanımları var. Uzun paltolar, kabanlar da olmazsa olmazlar arasında. Renkli bir dış giyim var bu yıl. Yelda İpekli

        GÜNÜN ÖNEMLİ MANŞETLERİ