Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Ece ULUSUM - HABERTÜRK PAZAR 

Geçen çarşamba aylardır izin almak için uğraştığımız Ayasofya Müzesi ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde ‘orada bir gece’ ekibi olarak gece turu yaptık. Ayasofya’daki Cennet Cehennem Kapısı’ndan geçtik ve karşımıza çıkana inanamadık...

Aylardır Ayasofya Müzesi ve Arkeoloji Müzeleri’nde geceleyebilmek için kültür bakanlığı ve müze müdürlerini hem telefona hem de dilekçeye boğmuştuk. Her seferinde “İmkânsız” dediler. Ama değilmiş! Çıkar yolunu bulduk; 18 Mayıs Avrupa Müzeler Gecesi’nde iki müze de 19.00-23.00 arası ücretsiz olarak açılacaktı.

Üstüne gece yarısına kadar ekstra izin de alınca hayalimize çok yaklaştık. İnsanların ilgisi gün boyu devam etti ama 5 dakika gezip gidiyorlardı, sıra uzun içerisi boş....

Önce bir rehberle gezdik sonra da yalnız. Ayasofya’ya gece karanlığı çökünce el fenerlerimizi açtık, Mehmet Emin Demirezen ve Sema Ereren ile dolaşmaya başladık. İçerisi buz...

Restorasyonda olduğu için ışıkların bir bölümü de kapalıydı, ışığın değdiği her köşedeyse bir yazı ya da işlemeyle karşılaştık.

AYASOFYA’DA HÂLÂ DEFİNE AVI MI VAR?

Kilidi de anahtarı da üstüne işlenen mermerden Cennet Cehennem Kapısı “Hakikat, yaşamın anlamı ve ölümsüzlük içeride” sözleriyle yorumlanıyor ve ancak o anahtarı alabilen kapıyı açabilirmiş. Kutsal bir kapı. Kimse yok, karanlık olduğundan da kapının ardı görünmüyor. İlk kim geçecekti? Aramızda kurban olarak Emin’i seçtik, o önden gitti. Eğer koşarak giderse korkmayacağına karar verdi ve hurra... Sonra “güm” diye bir ses! Arkadaşımız uyarmıştı; “Burada define aranıyor, işaretli olduğu düşünülen yerler hakkında söylentiler var. Yerlerdeki taşlar oynatılmış, üstüne branda serili.” Bizim Emin de o taşlardan birine takıldı. Onu kaldırmaya giderken gözümüz ‘CAX’ yazılı köşeye takıldı. ‘A’ harfi aynı Masonlar’ın gönyeli sembolü. Sema “Karşısına bakın” dedi, karşısındaki sütunun içi kesilmiş, koca yarık... Aslında o yarık hep vardı ama her geçen gün büyümüş. Gerçekten de birilerinin hâlâ hazine aradığını düşünmemek elde değildi. Restorasyonu devam ediyor, bunlar kalacak mı yoksa yok mu olacak, göreceğiz...

EFSANEDEN EFSANE BEĞENİN

Hz. Meryem ve Hz. İsa ile ilgili en önemli mozaiklerden Deisis Mozaiği karanlık olmasına rağmen ışıl ışıl. Duvarlarda ve tavanda size doğru bakan yüzler...

Bizimkileri korkutmak için tavandaki dört meleği gösterip en bilindik hikâyesini anlatmaya başladım; “Kilisenin inşaatı sırasında işçiler inşaatı bir çocuğa emanet ederek terk eder. Bir melek onu işçileri çağırsın diye göndermek ister ama o gitmez ve sonsuza dek kilisenin bekçisi olur. Beklediği yer de dilek dilenen Terleyen Direk’in olduğu yer. Ayinlerde o çocuk hep anılırmış...”

Efsanelerden efsane beğenin. Yüz yıllardır cevap bekleyen sorular var. Günümüzde en çok irdelenen kısım birçok yere bağlı dehlizleri. Tam dev camların küçük bir bölmesini açıp eskiden Hipodrom Meydanı olan Sultanahmet Meydanı’nın manzarasına baktık ki süremiz bitti...

  FATİH SULTAN MEHMED NAKİT ÖDEMİŞ!

İnsanlarla Ayasofya Müzesi’ni gezerken Mehmet Emin’in yanına yerli turist gelip şunu dedi “Hemşerim sen bilmezsin, açıklayayım; burayı Fatih Sultan Mehmed parayla satın aldı. İndirim bile istememiş” dedi. Bizimki açıklamaya çalıştı ama adam “Cahiller” deyip gitti! Birkaç adım sonra da başka bir sohbet. Bir amca almış insanları şunu diyor: “Buranın ibadete açılması gerek, Türk topraklarında bu yapı. Açmıyorlarsa yıksınlar burayı arkadaşlar!” Anladık ki bu etkinliğin en büyük eksikliği rehberlerdi...

  

ARKEOLOJİ MÜZESİNDE TANIDIK YÜZ

Gece yarısına doğru koşturarak İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ne gittik. Burası Osman Hamdi Bey önderliğinde dünyada müze binası olarak tasarlanıp kullanılan ilk 10 müze arasında. Üstelik Türkiye’nin de müze olarak düzenlenmiş ilk kurumu. İçerisinde üç müze var; Arkeoloji Müzesi, Eski Şark Eserleri Müzesi ve Çinili Köşk Müzesi.

Bizim sadece yarım saatimiz vardı ve içeride çok fazla vakit geçirmemize izin yoktu, bir mumyaya baktık bir de kabartmalara. Aslında hayalimiz İskender, Afrodit, Okeanos gibi isimlerin heykelleri arasında gezmekti. Ama ana bina restorasyondaydı.

Güvenlik görevlisinin dediğine göre restorasyon turistin ilgisinin epey azalmasına neden olmuş. İzin almak için o kadar çabaladık ama özel organizasyonlarda heykellerin olduğu bahçe kiralanabiliyormuş. Bahçede usul usul yürürken tanıdık bir yüz. Emin başladı bağırmaya “Medusa da burada!” Yerebatan Sarnıcı’ndan tanışıyoruz malum, hasret giderdik. O zaman ne korkmuştuk...

Mermerden yapılmış büst ile hatıra fotoğrafı çektirdikten sonra bahçedeki heykel, yazıt, lahit ve sütunların arasında dolanmaya devam ettik. Işıklandırma bazı heykellerde vardı fakat lahitler karanlıktı. Birinin yanından geçerken kapağı açık olanın içinden kedi fırlamasın mı? Hepimizin ödü patladı.

Sevgili okur sanmayın çok korkak bir ekip olduğumuzu, gece karanlığı çökünce insanın algıları çok açılıyor ve etrafa yansıyan kafasız insan heykellerinin gölgesi bilinçaltınızla işbirliği yapıyor.