Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
  • Habertürk Android Uygulaması
  • Habertürk iPhone Uygulaması
  • Habertürk Huawei Uygulaması

DENİZ ÇAĞLAR - HABERTÜRK PAZAR 

mail@denizcaglar.com

Geçtiğimiz yıl Avrupa’daki terör saldırıları ve ekonomik krizin lüks tüketim sektörüne darbe indirmesi, dünya sanat pazarını sarmıştı. Müzayede evlerindeki zarar tablolarını, işten çıkarmaları ve yarım asırlık direktörlerin işten ayrılmasını gördük... Peki Londra’sız Avrupa sanat piyasasını şimdi neler bekliyor? İngiltere’nin Avrupa’ya ihtiyacı acaba gerçekten de yok mu?

Londra, Avrupa’da sanatın kalbi; kırk yıl öncesinin Paris’i bugün. Dünyanın en önemli galerileri, milyarlarca doların döndüğü Sotheby’s ve Christie’s müzayede evlerinin merkezi... Birleşik Krallık, AB sanat pazarının toplam hacminin yaklaşık yüzde 65’ine hâkim.

Fakat sanat dünyasında Avrupa’nın İngiltere’ye olduğu kadar, İngiltere’nin de Avrupa’ya ihtiyacı olduğu şüphesiz. Bu gerçek son 4 yıl içinde, özellikle de George Osborne’un, sanat bütçesinden yüzde 30 kesmesiyle kesinlik kazanmıştı.

Öyle ki Stronger In Europe, “İngiltere Avrupa’da Kalmalı” kampanyasını imzalayan 282 ünlü ismin arasında sanat ve kültür dünyasından Anish Kapoor, Tracey Emin, Conrad Shawcross ve Tate Modern Direktörü Sir Nicholas Serota da yer alıyordu. Serota, geçen ay Times Gazetesi’ne verdiği demeçte Brexit ile ilgili endişelerini dile getirmişti; “İngiltere’de sanat daima Avrupa kıtasındaki gelişmelerden etkilenmiştir; Van Dyck’den Canaletto’ya Rubens’e... İngiltere Avrupa’nın parçasıdır, parçası kalmalıdır.” Londra’da Victoria&Albert Müzesi’nin Alman yönetmeni Martin Roth da, Brexit’in bir “felaket” olacağını söyleyerek İngiltere AB’den ayrılırsa Berlin’in Londra’nın yerini alacağını söylemişti.

PEKİ ŞİMDİ NE OLACAK?

Sterlinin diğer para birimleri karşısındaki düşüşü kısa vadede, Amerikalı ve Asyalı koleksiyonerlerin İngiltere’de sanat alımını artırabilir. Fakat, genel anlamda finans piyasalarında yaşanan likidite sıkıntısı ve reel ekonomilerin de krizden etkileneceği endişesi, sanat eserlerine milyonlarca dolar harcayan kesimi temkinli davranmaya itiyor.

MÜZAYEDELERDE MONOPOLİ YANILGISI

Şu sıralar Londra’da Sotheby’s ve Christie’s’in geleneksel haziran sonu müzayedeleri gerçekleşiyor. Üstelik her iki müzayede evinin rekabetlerinin 250’nci yılı. Son olarak, referanduma iki gün kala düzenlenen Sotheby’s’in Empresyonist ve Modern Sanat Müzayedesi 103 milyon sterlinlik satışla sona erdi. Yani geçtiğimiz yıla nazaran yüzde 20 düşüşle...

Üstelik toplam satış rakamının yaklaşık yüzde 88’i yalnızca üç esere ait. Açık artırmanın yıldızı 44 milyon sterline satılan Picasso’nun Femme Assise tablosu, Amedeo Modigliani’nin eseri ve Auguste Rodin’e ait bronz heykel. Diğer yandan, Rene Magritte, Joan Miro gibi ustaların eserleri asgari fiyatlarını dahi göremedi.

Sanat dünyasında tek bir alıcı, bir kişinin fazla ya da az olması, özellikle algı ve güvende kayda değer bir değişim yaratabiliyor. Bu başarının bir örneği geçtiğimiz mayıs ayında toplam 300 milyon dolarlık satışın gerçekleştiği müzayedede, 40 yaşındaki Japon online satış milyarderi Yusaku Maezawa’nın aralarında 57 milyon dolarlık Jean Michel Basquiat eseriyle birlikte toplamda 82 milyon dolar değerinde eser almış olmasıydı. Satışlar geçtiğimiz yıllara göre ne kadar aşağıda olsa da Maezawa, bazılarının kaotik olmasından korktuğu atmosferi manşetlik rakamlara dönüştürdü.

Fakat uzun vadede bir gerçek var ki; sanat ekonomisini ne üç eser ayakta tutabilir, ne de piyasanın sağlığını Maezawa’ya bağlayabiliriz.

VERGİ POLİTİKASI TEHDİDİ 

İngiltere, Avrupa’da yüzde 5 ile en düşük ithalat KDV’si alan ülke. AB genelinde ithalat vergilerindeki artış tehdidi ve AB’nin olabilecek ortak vergi politikası da İngiltere’deki sanat akışını olumsuz etkileyebilirdi. İtalya’da yüzde 22 oranında ithalat KDV’si uygulandığı için İtalyan koleksiyonerler, İngiltere aracılığıyla eser alma eğiliminde. Fransa AB’de canlı sanat pazarına sahip diğer tek ülkedir; yüzde 5.5 ithalat KDV oranıyla İngiltere’ye benzer düşük orana sahip.

İngiltere AB’de kalsaydı, Fransa ile birlikte düşük ithalat KDV’sine, diğer 26 ülkeyi ikna edebilirdi. Ancak en olası uzlaşma yüzde 10-15 gibi bir oran olacaktı. Böyle bir senaryo Londra’nın AB dışından kendisine gelen sanat işinde büyük kayıp görecekti. AB’de uygulanan Artist’s Resale Right (ARR) yani sanatçının yeniden satış hakkı da şüphesiz, Londra sanat piyasasını olumsuz etkiliyordu. Müzayededen alınan bir eserin satış rakamı 1.000 sterlinin üzerinde ise yüzde 4’ten başlayarak vergi tahsil ediliyordu. Ödeme sanatçının ölümünün ardından 70 yıl boyunca mirasçılarına da yapılıyordu. Sanat pazarında Londra’nın en büyük rakibi olan New York’ta bu sistemin uygulanmıyor olması birçok insan için New York’u cazip kılıyordu.

İngiltere bu uygulamadan muaf olduğu yeni sistemde, ithalat KDV’sini aynı tuttuğu sürece hiç olmadığı kadar sanata ev sahipliği yapıp dünya tahtını eline alabilirdi.

Ancak, sanat dünyasının diğer dinamikleri buna izin vermeyebilir. Büyük müzayede evleri tüm dünyada iş modellerinin üzerine kurulu olduğu arz ve talep dengesi sıkıntısıyla karşı karşıya bugün. Talep dahi olsa, son zamanlarda herkesin ortak paydada buluştuğu nokta; piyasadaki başyapıtların kısıtlılığı.

PİYASADA BAŞYAPIT KITLIĞI

Monet, Picasso, Francis Bacon, Van Gogh gibi empresyonist ve modern sanat ustalarının piyasada dolaşan nitelikli eserleri tükenmiş durumda. Örneğin Kübizm’in yaratıcısı Picasso’nun en değerli çalışmaları kabul edilen 1901-1930 yıllarına ait eserlerini müzeler satmıyor; özel koleksiyonerler sıkı sıkı elinde tutuyor. Durum buyken, sanat piyasasında eserlerin serbest dolaşımı ne kadar kısıtlanırsa o kadar olumsuz.

Londra’da faaliyet gösteren uluslararası müzayede evleri ve uluslararası sanat fuarları Frieze Londra, Masterpiece ya da Paris FIAC’a katılmak isteyenler için lojistik, sınır kontrolleri ve maliyetleri bir kâbusa dönüşebilir. Bir de eserin satılmadığını düşünün, her biri önce ithal ve daha sonra ihraç edilecek.

Öte yandan, bir İngiliz sanatçının Berlin’de serbest dolaşımı arterinin kapandığını düşünün. Avrupa’da dilediği gibi yaşayamaması işlerini sergileyemeyecek olması. Çift taraflı olarak galerilerin büyüme planları, gelecek sergi ve fuar programları, tümü askıya alınabilir.

NEDEN BERLİN?

Doğal güzellikleri ve tarihi dokusu bir kenara, mimari açıdan yenilikçiliğiyle dikkat çeken Berlin, son yıllarda sanat anlamında Avrupa’da en hızlı gelişme gösteren şehir. Özellikle de son 15 yılda. Yalnızca Mitte Bölgesi’nde 30’dan fazla galeri bulunan şehir, toplamda 600 galeriye ev sahipliği yapıyor.

Uzun süre sanat piyasası ve sanat alımından çok, sanatçıların üretim yeri olarak dikkat çeken Berlin, bugün koleksiyonerler tarafından da oldukça ilgi görüyor. Berlin Sanat Haftası ve Art Berlin fuarı, son yıllarda rekor ziyaretçi sayısına ulaşıyor.

Henüz astronomik rakamlara rastlanmayan gerçekçi bir piyasa var. Yetenekli genç sanatçılar, nitelikli işlerin sunulduğu genç ve dinamik galeriler var. Ardı ardına yeni müzeler ve özel koleksiyonlar halka açılıyor. Öte yandan, 4 Haziran’da açılan 9. Berlin Bienali’nin de bugüne dek görülen en fazla ziyaretçi sayısına ulaşması bekleniyor. Bienal 18 Eylül’e kadar ziyaret edilebilir.

İNGİLİZ SANATÇININ ANTİ - AB ESERİ 

AB finansmanı her yıl milyonlarca galeri-müze ve bireysel sanatçılara ulaşıyor. İngiliz sanatçı Sir Antony Gormley’nin en anıtsal eserleri arasında olan Angel of North (Kuzey’in Meleği),örneğin, AB tarafından sponsor edilmişti. İronik olarak eser, geçtiğimiz aylarda Anti-AB kişiler tarafından kampanya malzemesi olarak kullanıldı. Antony Gormley’nin ise AB’de kalma yanlısı olduğu biliniyor.

GELECEK MÜZAYEDELER 

Christie’s’in 29 Haziran’da Savaş Sonrası ve Çağdaş Sanat Müzayedesi gerçekleşecek. Bu yıl tahmini hedef 40-57 milyon sterlin olarak gösterilirken geçen yıl, toplam 95 milyon sterlinlik satış gerçekleşmişti. Üst lot ise yaklaşık 14 milyon sterlin değerinde olduğu tahmin edilen, soyut Richter tablo. 28 Haziran’da ise Sotheby’s çağdaş sanat müzayedesinin 35-50 milyon sterlin getirmesi bekleniyor. Bir yıl önce benzer açık artırma 130 milyon sterlinle sonuçlanmıştı. En yüksek eser tahmini 3.5- 4.5 milyon sterlin ile Alman sanatçı Sigmar Polke’a ait. Bakalım zaman ne gösterecek?