Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Yaşam HT Cumartesi murat güloğlu, murat güloğlu haberleri

        HT CUMARTESİ / MURAT GÜLOĞLU

        Süleyman Demir babadan otelci bir eğlence ve gece âlemi duayeni. Gözü sürekli Batı’da bir Diyarbakırlı. Aklı fikri sıra dışı olabilmekte... Elleriyle, alnının teriyle, babasından 5 kuruş almadan 35 yıl önce temelini attığı, çatısını kurduğu Halikarnas’ın sahne ışığından bar taburesine kadar her detayıyla yakından ilgili. “Normalde konuşmayı sevmem ama konu Halikarnas olunca susturulamıyorum” diyor, gözleri parlayarak.

        35 yılda dünyaya ve Türkiye’ye damga vurmuş çok ünlü şahısları ağırladı Halikarnas. Mick Jagger, Prenses Caroline, Dustin Hoffman, Valentino, Turgut Özal, Zeki Müren bu isimlerden sadece birkaçı. Ne anılar, ne maceralar... Atladım gittim Halikarnas’a. Eskiden el feneriyle gidilen Halikarnas’a, neredeyse ışık şelalesinden geçerek girdim. Meşhur köpük şovlarından su danslarına, dansçıların kıvırmalarından inanılmaz lazer gösterilerine kadar olan bitene bizzat tanık oldum. Gecenin bittiğini havanın aydınlanmasıyla anladım. Buyurunuz, Halikarnas’ın 35 yılını dinlemeye.

        35 yıl dile kolay...

        Macera gibi geçti. Diyarbakır’da talebeyken önce Kuşadası’na, oradan Bodrum’a otostopla gelirdik.

        Ne zaman?

        70’li yılların başıydı.

        Nerede kalırdınız?

        Halikarnas’ın bulunduğu İnci Pansiyon’da. Bir aile işletirdi. Gide gele çok sevdim, buraya talip oldum, üniversiteyi yeni bitirmiştim daha...

        Aile destek çıktı mı?

        Para vermişlerdir herhalde... Hayır, ailem destek vermedi, aksine hiç istemediler. 13 yaşımdan beri otelciliğin içindeydim. Ufak bir birikim yapmıştım aile şirketindeyken, riski göze aldım. Paramın hepsini buraya yatırdım.

        Diyarbakır’daki meşhur Demir Otel’le ilginiz var ?

        Tabii, ailemin. Ama epey sıkıntılı 3 sene geçirdim burada. Aileden para gelmedi çünkü.

        Karşı çıktılar hatta öyle mi?

        Evet, çünkü babam Ataköy’deki tatil köyünde beraber çalışmamızı istiyordu.

        Siz de direttiniz...

        Burası o sıkıntılara rağmen müthiş bir iş yaptı. Çünkü sıra dışıydık.

        Pansiyonculuk yaptınız mı?

        Hayır. Halikarnas olarak başladık, öyle de devam etti. Finansal sıkıntım o dönüşüm sürecinde oldu zaten.

        Yıl kaçtı?

        1978’de elini yüzünü düzelttim. 79’da da açtım.

        Farkınız neydi?

        Restoran yaptım, 2 tane bar ilave ettim. Bohem-rustik tarzını kullandım. Efsaneleşen sazlı bir barımız, akşamüstleri özel kokteyllerimiz vardı, onlar çok beğeniliyordu.

        Sonra?

        Bar ambiyansı ve yemek sonrası eğlence ağırlık kazandı. Türkiye’nin ilk açık hava diskosuyduk. Müziğin ritmi ve sesi yükseldi, gelişti. Animasyonlarımız orijinaldi. Müşterinin isteği doğrultusunda değişimler yaptım.

        ‘BIRAK LAZERİ, AMPUL YOKTU’

        Bodrum nasıldı 70’lerde?

        Birkaç mekân vardı o kadar. Han Restaurant, Veli Bar ve Apple vardı.

        Yeriniz biraz sapa değil mi?

        Bodrum’un en ölü kısmıydı buralar, gelmekte zorlanırdım. Bu tarafta hiç ışık yoktu. El fenerleriyle gelirdik merkezden.

        Dalga geçmişlerdir sizinle.

        Bu yatırımı yaptığımda bana güldüler zaten. Bugünse eğlencenin ağırlığı burada. Bodrum dünya çapında bir marka artık.

        “Halikarnas öncesi, sonrası” diye ayrılıyor.

        Evet, öyle derler.

        Siz de farklısınız. Tarzınız, tavrınız hep yenilikçi...

        Olmayan şeyleri yaptık. Hayatım boyunca ilklerin peşinde koştum. Farklı bir konsept geliştirmek bende bir tutku. Bunun için çok gezerim.

        70’li yıllar çok zordu ama...

        Hiç kolay olmadı. Bırak lazeri, projektörleri, Türkiye’de ampul yoktu. Yurtdışına gittiğimde arabanın bagajında, valizimde ampuller taşırdım buraya.

        Epey sıkıntılı...

        Gümrükte sıkıntı yaşardım. “Bu kadar çok ampulü ne yapacaksın” diye sorarlardı. O ampullerle sahnede ışığımızı yakar, dans ettirirdik.

        ‘ÖZAL KABİNE GİRERDİ’

        Çok ünlü ağırladınız Halikarnas’ta...

        Başta tontonumuz rahmetli Turgut Özal.

        Özal severdi böyle yerleri.

        Severdi, çok da meraklıydı. Kabine girer ışık ve müzikle ilgili aletlerin ne olduğunu sorardı.

        Çağdaş buluyordur burayı.

        Öyle ki bir basın toplantısında; “Eğer Türkiye’nin çağ atladığını görmek istiyorsanız, ilk Halikarnas’ı görün” demişti. Bir akşam misafirimizken, hostese “Merhaba” diyor, hostes İngiliz; dansçıya “Şov harikaydı” diyor adam Fransız, diğeri Hollandalı, bir başkası Alman... Nereli olduklarını öğrenince bana dönüp “Burası Avrupa Birliği’ne çoktan girmiş” demişti.

        Özal’la anınız çoktur.

        Bir gün telefon açtım ona ve “Dünyada az bulunan yeni bir lazer aldım, lazeri karşımızdaki Yunanların Kos Adası’na vurabilir miyim, uluslararası anlamda sıkıntı yaşar mıyız” diye sordum.

        Ee ne dedi?

        Bir an duraksadı, “Sen yap bakalım, sorun olursa düşünürüz” dedi.

        Yaptınız mı?

        Tabii. Koslular bizim lazerin 30 kilometreyi kaplayan yemyeşil ışığını görünce adayı uzaylılar bastı zannetmiş. Sonra bir uyarı aldık. Lazeri sahile değil de, dağlara vurduk biz de.

        Gelen başka dünya ünlüleri...

        O kadar çok ki. Devlet başkanları, prensesler, Hollywood starları, moda devleri...

        Mesela?

        Mick Jagger, Prenses Caroline ve Margaret, Dustin Hoffman, Valentino, Pamela Anderson, Yves Saint Laurent, Phil Collins, Ferre, Claudia Schiffer ilk aklıma gelenler.

        Eğlendirdiniz bu ünlüleri...

        Tabii. Zirvede olduğu yıllarda Pierre Cardin müdavimdi zaten. Onun ve yöneticilerinin çok katkıları oldu buraya. Her ağustosta gelirlerdi. Kışları beni Paris’e davet ederler, eğlence ve şov dünyasında yeni trendleri görmemi sağlarlardı. Orada çok teknoloji öğrendim. Hurdaya çıkmış projektörleri arabaya yükler getirirdim. Fransız gümrükçülerle ahbap olmuştuk. Onlara da eşantiyon kilim götürürdüm. Yokluk içinde var olma savaşı verdik.

        ‘KAZIKLANMA KORKUSU YOKTU’

        Kısa sürede nasıl büyüdünüz?

        Kimsenin görmediği işler yaptık. İlk 3 senede eğlencemiz benimsendi. Ahmet Ertegün, “Türkiye’de ilk defa bir şeyin iyisi yapıldı, o da Halikarnas’tır” demişti.

        Sloganınız var mıydı?

        Tabii. Mevlânâ’dan alıntılamıştık. “Dök, ne kadar kurdun varsa dök” dedik.

        Harikaymış.

        Tatildeki insanlar da “Neden olmasın” dediler ve patladık. Kimse hava atamazdı burada, herkes eşitti.

        Nasıl yani?

        Bir fabrikatörle balıkçımız Papatya kol kola sirtaki çekerdi. Bir işadamıyla animatör ya da küçük bir esnaf omuz omuza dans edebilirdi. Yaş ortalaması şimdikinden daha yüksekti ama ruhu genç olanların yeriydi. Halikarnas’ta hep güzellikler paylaşıldı. Kazıklanma korkusu yoktu. Saf ve temiz bir şekilde eğlenirdik hepimiz.

        35. yılın muhasebesini yaparsanız...

        Bu 35 yılda Türkiye’nin tanıtımında ciddi rol oynadık. Başta BBC, tüm İngiliz medyası en az 20 sene boyunca pozitif olarak bizden bahsetti. Bodrum İngilizlerin 2. vatanı gibi. Bu süreçte katkımız çok oldu. Birçok yabancı gazeteciyi ağırladık bu mekânda. İngilizce Bodrum filmi hazırlattık. Bodrum eşittir Halikarnas’tır. En büyük servetim budur. Memleketi tanıtıyor olmak beni daha da ateşliyor. ‘Saf ve temiz eğlenirdik’ Süleyman Demir, tam 35 yıl önce Bodrum’un ıssız, sapa, karanlık bir köşesinde sıfırdan yarattı Halikarnas’ı... 35 yılda dünyaya ve Türkiye’ye damga vurmuş pek çok ünlü şahsı ağırlayan, Türkiye’nin gece ve eğlence hayatında kartları yeniden dağıtan Halikarnas’ın 35 yılını, kurucusu Süleyman Demir’den dinledim.

        Bodrum’da karnaval!

        35. yaşınızı nasıl kutlayacaksınız?

        Bir geceyle sınırlamayacağız. 18, 19, 20 Ağustos’ta tüm Bodrum’da kutlayacağız. İstiyorum ki, o gecelerde anılar burada paylaşılsın. Benim için önemli olan, o duyguları yaşatmak.

        3 gün 3 gece kutlama olacak öyle mi?

        Sadece Halikarnas’ı değil Bodrum sokaklarını da karnaval alanına çevireceğiz.

        Rio gibi gelenekselleşir belki?

        İnşallah

        ‘Paşam, ben de halkın paşası olayım’

        Zeki Müren’in yeri ayrı ama.

        O bizim dostumuz, sevip saygı duyduğumuz bir sanatçımızdı. Halikarnas âşığıydı. Özel bir masası vardı paşamızın. İstisnasız her gece buradaydı. Doya doya yaşadı burayı. Ta ki rahatsızlanıncaya kadar. Merdivenlerimiz onu zorluyordu.

        Sahneye çıkar mıydı?

        Tabii. Hatta yeni bir beste yaptığı zaman demo’yu ilk burada bangır bangır çalar, insanların tepkisini ölçer, şarkıda gerekli düzenlemeyi yapar, öyle piyasaya sürerdi.

        Paşanın şarkılarını ilk siz duyardınız yani.

        Evet. Hatta son dönemlerinde Halikarnas’tan da etkilenerek şarkılarında disko ritimlerini de kullanmaya başlamıştı.

        Mekânı açtın ertesi yıl darbe oldu, etkilendiniz mi?

        Darbe döneminde epey etkilendik.

        Anılar?

        Zeki Müren sıkıyönetim zamanı da bizi hiç yalnız bırakmadı. Bir akşam 80 darbesini yapan generallerden üçünü ağırlıyorduk. Akşamüstü çayına gelmişlerdi. Zeki Müren’i çok severmiş biri. Benden Zeki Bey’i de davet etmemi istedi.

        Şarkı mı söyleyecekti?

        Evet ama Zeki Bey 15 dakika gecikti. Kapıdan görününce ben de “Oo! Paşam hoşgeldiniz” dedim. Generaller, bir başka paşa geliyor zannedip, ayağa kalktılar. Bir baktılar Zeki Müren. İçlerinden biri, “Paşalık bu kadar ucuz mu yahu” dedi. Bir an buz kesti Halikarnas. Zeki Bey bunu duydu, hiç istifini ve neşesini bozmadan kırıta kırıta yaklaştı; “Sevgili paşam siz ordumuzun, ben de halkın paşası olayım, olmaz mı” deyiverdi. Gülüştük. Olay tatlıya bağlandı.

        ‘Uyuyacaksan gelme kardeşim’

        Muhafazakâr hükümetler döneminde çile çektiniz mi?

        Endişe oldu başlarda ama hiç sıkıntı çekmedik.

        Bodrumluların size karşı tavrı oldu mu?

        Hiçbir zaman olmadı. Hatta 80-90’larda sesten şikâyet edenlere ben değil, Bodrumlular itiraz ederdi, “Uyuyacaksan, Bodrum’a gelme kardeşim” diye.