ADINI ister eyalet sistemi koyun ister ademimerkeziyetçilik. Gelsin. Köklü bir değişiklik gelsin. Çünkü Türkiye'nin mevcut idari yapısı gerçekten belediyelerin hayatını cehenneme çeviriyor. Ve faturasını sıradan vatandaş ödüyor. Her bir bölgesinin bambaşka sorunları olan koskocaman Türkiye'yi Ankara'dan idare edemezsiniz. İdari modeli esnetmezseniz esas o zaman kopar. O zaman bölünür.
Geçtiğimiz günlerde Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir'le bir araya geldik. Bu meseleyi uzun uzun konuştuk. "Belediye Başkanı olarak 10 yıllık deneyimimden hareketle yerindenlik (idari özerklik) sadece Kürtler için değil tüm Türkiye için acilen gelmesi gerekiyor" dedi. Kendi tecrübelerinden örnek verdi. Bazılarını sizlerle paylaştıktan sonra karar verin, bunun bağımsız Kürdistan hayalleriyle nedenli ilgisi var.
Türkiye'nin her bir köşesinde su verme hizmetini belediyeler verir. Ama suyun kaç paraya satılacağı kararını Ankara veriyor. Oysa belediyeler kendi tayin ettikleri sosyal politikalar gereği kimi vatandaşa suyu daha düşük fiyata veya duruma göre bedava da vermek isteyebilir. Örneğin, Suriye'den gelen kaçak mültecilere veya işsizlere. Ama hayır, işveren ne kadar ödüyorsa işsiz vatandaş da aynı bedeli ödüyor.
Baydemir uzun zamandır büyükşehir belediye sınırları içerisinde bulunan Ergani'ye katı atık entegrasyon tesisi kurmak istiyor. 700 ton çöpü ayrıştırma kapasitesine sahip bir tesis. Nüfusu Başbakan'ı gayet memnun edecek şekilde artan Diyarbakır'ın haliyle çöpü de artıyor. Böylesi bir tesis acil ihtiyaç. Ama ne var ki Baydemir'in talep ettiği arazi Hazine'ye ait. Öyle boş duruyor. Ama verilmiyor.
Alman Kalkınma Ajansı, proje için 5 milyon Euro hibede bulunmak istiyor. Maliye Bakanlığı "Hayır, kabul edemezsin" diyor.
Baydemir çevreye çok önem veriyor. Diyarbakır'a ağaç dikmek istiyor. 6000 dönüm arazi üzerine orman oluşturmak istiyor. Çocuklar oynasın, ciğerleri temizlensin diye. "On yıldır bunun mücadelesini veriyorum" diyor bezgin bir ifadeyle. Ama arazi yine Hazine'ye ait. Ve arazi bu güzel proje için tesis edilmiyor. Her yeni teşebbüsünde Baydemir, Ankara'daki beton duvarlara çarpıyor.
Türkiye'de insan hakları mücadelesi denince ilk akla gelen isimlerden biri Ayşenur Zarakolu. Yayıncı Ragıp Zarakolu'nun merhum eşi. Baydemir "Ayşenur Zarakolu" ismini Diçlekent mevkiinde açılan yeni bir parka vermek istemiş. Valilik "Hayır veremezsin" demiş. Belediye direnince bu kez aleyhinde dava açılmış. Halihazırda aleyhinde (çoğu sözde "terör" suçlarıyla alakalı) süren tam 24 dava bulunan Baydemir'e göre devlet "Benim iradem dışına çıkamazsın" mesajını veriyor.
Baydemir'e göre 2014 belediye seçimleriyle devreye girecek olan yeni Belediye Yasası sıraladığı bu sorunlara tam olarak çözüm getirmiyor. Birçok konu yine valiliğin, yani Ankara'nın iki dudağı arasında kalıyor. Uygulamaya geçilince sanırım konu netlik kazanacaktır. Ama neticede Diyarbakır'daki sıkıntıların benzerleri Trabzon'da da yaşanıyordur, Yozgat'ta da. Özetle idari yapının daha fazla esnetilmesi gerekiyor ki belediyeler vatandaşların ihtiyaçlarına daha iyi cevap verebilsinler. Memleket bölünür kaygıları yersiz.
Son olarak AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik'in, arkadaşımız Kutlu Esendemir'le yaptığı röportajda konuya ilişkin sözlerine bakalım tekrar. Dün yayınlanan söyleşide şöyle diyordu Çelik: "Türkiye'nin mülki idare olarak 81 vilayete veya 7 bölgeye bölünmüş olması ile 25 eyalete bölünmüş olması arasında bir fark var mı? (... ) Başbakan'ın dediği şudur: Biz bunlardan korkmamalıyız. Osmanlı'da bugün Kürtlerin yaşadığı bölge, Musul vilayetinin adı Osmanlı coğrafyasında Kürdistan'dır. Lazların yaşadığı yerin adı Lazistan'dır. Ama Kürtçülük yoktur. Lazcılık yoktur." Sahiden çöp arıtmanın Kürtçülükle, Lazcılıkla ne ilgisi var?

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!