İşte geldik Fransa!
İçimiz kıpır kıpır... Ayrı bir heyecan, ayrı bir ümit.
İnanıyoruz ki, grubumuzdan çıkacağız. İnanıyoruz ki, sonuna kadar gideceğiz.
Gücümüzü artık herkes biliyor. Grubumuzdaki her takımı geçebilecek bir potansiyele sahibiz.
Hayalci değiliz. Gerçekleri görüyoruz.
Son 1,5 yılda yeryüzünde en iyi ivme kazanan milli takımların başında biz geliyoruz.
Bunu ben söylemiyorum. FIFA söylüyor.
Sadece bu değil... Bu 1,5 yıllık süreçte yaptığımız maçlardaki akıllı, disiplinli ve üretici futbolumuzla dünyanın dikkatini çekmedik mi!
Hemen her takıma sahayı dar etmedik mi!
Eee o zaman... Biz bu işi yine başarırız arkadaş.
Kabul, gruptaki takımlar güçlü... “Çantada keklik” diyebileceğimiz ve gözümüze kestirebileceğimiz bir rakip yok. Ama olsun. Ne farkeder! Biz büyük düşünüyoruz, biz güzel bir ekibiz, sonuna kadar gideriz.
Sorunlarımız yok mu! Var... Hemen her takımın olduğu gibi bizim de var. Bazı oyuncularımızın maç ve antrenman eksikliği... Bazı oyuncularımızın transferlerindeki belirsizlik... Bazı oyuncularımızın form durumundaki yetersizlik!
Ama hemen şunu söyleyeyim. Bu sorunlar, her geçen gün, her geçen dakika, azalıyor. Futbolcularımızın çok hırslı ve bilinçli görüntüsü, tabloyu çok daha güzel bir hale getiriyor.
Hele hele şu Hırvatistan maçını bir atlatalım. Ama çok iyi atlatalım! Sonrası çok daha kolay.
Moral bulma ve daha iyi toparlanma açısından Hırvatistan maçı inanılmaz büyük önem taşıyor.
Bir, iki noktaya daha değinmek istiyorum. Birincisi, kart konusu... Son oynadığımız Slovenya maçının ardından da kaleme aldım. Futbolcu kardeşlerimize sesleniyorum. Çok kolay ve gereksiz kart görüyoruz. Olmaz böyle... Ne gerek var. Hani yanlış anlaşılmasın da, Türkiye Süper Ligi’ndeki tolerans, Avrupa Şampiyonası’nda olur mu hiç! Eloğlu kartı anında yapıştırıyor.
Aman Burak, el kol hareketlerini bırak... Yere daha sağlam bas! Tabii diğer oyuncularımızın tamamına yakını için de geçerli bu söz... Her bir oyuncumuz, bizim için çok değerli... Kimse eksik kalmasın. Kimse bizi yalnız bırakmasın.
Şampiyonaya nasıl başladıysak, mümkünse eğer, sonuna kadar öyle götürmemiz gerekiyor.
İkincisi... Bizde yaratıcı ve patlayıcı özellik taşıyan çok değerli bazı futbolcular bulunuyor. Arda, Hakan Çalhanoğlu ve Oğuzhan gibi... Ama asıl ilginç olan ne biliyor musunuz? Maçın durumuna göre oyuna sonradan girebilecek bazı isimlerimizin çok etkin oluşu... Kimler mi? En başta elbette Emre Mor... Sonra da Volkan Şen... Düşünebiliyor musunuz, bu isimlerin yapabilecekleri işleri... Her 2 kanatta 2 uçan adam! Her 2 kanatta 2 yaratıcı hırs küpü! Değişerek kullanabilecekleri her 2 kanadı vızır vızır yaparlar.
Zaten gördük bunu... Hazırlık sürecinde çok izledik.
Yaptıkları, yapacaklarının, teminatıdır!
Hani demem o ki... Oyunu dengede götürdüğümüz dakikaların ardından... Emre Mor ve Volkan Şen, ateşleyici güç olarak harika işlere imza atabilir.
Bir dakika... Şunu da söylemem gerekiyor: Özellikle Emre Mor’un nasıl bir yetenek oluşu çerçevesinde... İlk maçımızda olmasa bile... Sonraki maçlarımızda kendisine ilk 11’de yer bulursa... Kimse şaşırmasın!
Şu da var: Bu tür büyük şampiyonalarda, maçın gidişine ve skora göre her takımda her an çok büyük operasyonlar olabilir.
Son söz... Fransa’dan kaleme aldığım bu yazıyı şu içten düşüncelerimle bitirmek istiyorum: