Geçen ekim ayında Konya’daki reklam panolarına asılan ilanlar büyük tepki toplamıştı. “Hıristiyanları ve Yahudileri dost edinmeyin” yazılı ilanlar kısa sürede kaldırıldı, yerine Türk bayrağı asıldı. O büyük tepki ve sosyal medyadaki destek kırıntıları yanı sıra halk nezdinde bir destek var mıydı, bilmiyorum.

Ancak Avrupa’daki antisemitizmin destek oranlarına ilişkin bazı veriler var. Yüz kadar ülkedeki Yahudi cemaat ve örgütlerinin şemsiye kuruluşu olan Dünya Yahudi Kongresi’nin araştırmasına göre örneğin her dört Almandan biri antisemitik fikirler besliyor. Bu oranın on yıllardır değişmeyen bir tabana işaret ettiği söyleniyor.

1959 yılı Noel arifesinde radikal sağ grupların, Köln’deki sinagoga gamalı haçlar ve “Juden raus!” yazılarıyla saldırısı sonrası Alman Meclisi olağanüstü toplanmış ve dönemin Başbakanı Konrad Adenauer “Nasyonal sosyalizmin Alman halkı arasında kökleri yoktur” diye seslenmişti. Yıllardır alıntılanan bu söylem bugün “Almanya’da antisemitize yer yoktur” şeklinde ifade ediliyor. Ama yıllardır gayet iyi biliniyor ki, antisemitizme yer olmasa da kökleri halen korunuyor. Akut bir tehlikeye dönüşmeden, antisemitizmin ne kadarı tolere edilebilir sorusuna verilen yanıt genelde, “yüzde 20-25” oranında olmuştu ki, bu da Dünya Yahudi Kongresi’nin araştırmasından çıkan sonucu karşılıyor.

Ve geçen 9 Ekim’de Almanya’nın doğusundaki Halle kentinde yaşanan sinagog saldırısı o tehlikeli boyuta gidiş olarak algılanıp alarm veriliyor. Stephan B. adlı 27 yaşındaki Neo-Nazi  saldırgan, Yahudilerin en kutsal günü Yom Kippur’da sinagoga girerek kitle katliamı yapmayı hedefliyor. Ancak kapılardaki emniyet tertibatı nedeniyle içeri giremediği için yoldan geçen bir kadınla döner büfesindeki bir adamı öldürüyor. Savcılığa göre açık antisemitik görüşlü saldırgan “Yahudilik inancına mensup olabildiğince çok insanı öldürmeyi” amaçlıyordu ve amacına ulaşamamış olması sonucu değiştirmiyor; iki masum insan antisemitizm kurbanı oluyor. Bu ilk saldırı değildi ve son olmayacağına dair korku varlığını koruyor.

9 Ekim günü ağır silahlı Neo-Nazi saldırgan sinagoga giremedi, dışarıdaki iki kişiyi öldürdü.

Almanya’nın diğer bir sorunu da antisemitizmi Auschwitz’le eşitliyor olması. Birçok sosyal bilimcinin dikkat çektiği bu pürüz tehlikeli bir ölçüyü beraberinde getiriyor: Auschwitz ve Yahudi soykırımı antisemitizm için referans alındığı takdirde 6 milyon ölü eşiğinin altındaki her şey olabilir!

İnsanların beyni okunamayacağı için Dünya Yahudi Kongresi’nin çıkardığı oran ne kadar gerçeği yansıtıyor bilinmez ama Almanya’daki Yahudiler kendilerini güvende hissetmiyor; sinagog kapısından da anlaşılacağı üzere güvenlik önlemleri alıyor, çocuklarını Yahudi okullarına gönderiyor, “Jüdische Allgemeine” gibi gazeteler abonelere kimliğini belli etmeyen poşetler içinde yollanıyor. Başbakan Merkel’le iyi ilişkileri de bir nevi hayat sigortası olarak görüyorlar. Yahudi kuruluşlarından sayısız ödül alan Merkel’e en son Theodor Herzl Ödülü verildi.

Ancak bir kısım Yahudi medyasından eleştiri de alıyor Merkel. Aylık gazete “Jüdische Rundschau”nun son ödüle yorumu şöyleydi: “Merkel, bir milyon Arap kaçak göçmeni kabul edip hatırı sayılır sayıda Yahudinin İsrail’e göç etmesini sağlayarak bu ödüle hak kazandı. Mevcut siyaset sayesinde Almanya Yahudilerden tamamen arındırılmış olacak. Nihayet başarıyoruz!”

Merkel'e Theodor Herzl Ödülü'nü Dünya Yahudi Kongresi Başkanı Ronald Lauder verdi.

Halle’deki saldırı sırasında sinagogdaki 150 kişiden biri olan Yahudi cemaati lideri Max Privorozki de İsrail’e göç etmeyi düşündüğünü söylüyor; 9 kasım 1938’de Yahudilerin ev ve iş yerlerine kanlı saldırıların yapıldığı Kristal Gece’yle kıyaslıyor. Sosyal medyadan nefret mesajları yağıyor. 11 Eylül terör saldırılarının ardında Yahudilerin olduğuna dair bir video yayılıyor.

Chemnitz ve Dortmund’daki ırkçı gösteriler korkuları beslerken, Polonya’daki ırkçı parti ve örgütler daha büyük kitleleri harekete geçiriyor. Geçen 12 Kasım’da bağımsızlık yıldönümü için Varşova’da yürüyen 150 bin kişi ellerinde haçlarla İslam ve Yahudi düşmanı sloganlar atıyor; Avrupa’nın dört bir yanından ırkçıların Polonya başkentine akın ettiği söyleniyor. Bir gün önceki haberlerde ise Danimarka, İsveç ve Norveç’te Yahudilerin ev ve iş yerleriyle sinagogların kapılarına sarı yıldızlar yapıştırıldığı bildiriliyor. Holokost zamanlarından takmak zorunda kaldıkları “Yahudi yıldızları”…

Varşova'da 12 Kasım Bağımsızlık Günü yürüyüşü aşırı sağın ırkçı gösterisine dönüştü.

Aşırı sağcı parti AfD (Almanya için Alternatif) ve diğer Avrupa ülkelerindeki türdeşleri İslam karşıtlığının yanı sıra antisemitik sloganları yayarken merkez siyaset de iyi niyetle ama ayrımcı tonda olduğunu farketmeden bir söyleme sapabiliyor. Örneğin SPD’li bir politikacının “Yahudiler de bizimle aynı haklara sahip” şeklindeki tweet’i gibi. Toplumlardaki yarılmanın en bariz göstergesi “biz” ve “siz” algısıyla. 

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!