Suriye’de muhaliflerin son kalesi İdlib’teki kızışma, Soçi mutabakatı öncesindeki senaryoları gündeme getiriyor. Son gelişmelere paralel, Rus Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zakharova, İdlib’teki terör örgütlerinden söz ederken "Onlarla barış içinde yaşanılamaz" şeklinde konuştu. Bu ifade Hama ve Lazkiye kırsallarındaki son çatışmaya açılan kapının anahtarı sanki.

Çok dikkat edilmesi gereken bir süreçten geçiyoruz çünkü bu sefer muhaliflerin Türkiye sınırı dışında akın edebilecekleri bir yön kalmadı.

Cepheden gelen haberler, Soçi Anlaşması'nın imzalanmasından sonra çatışmasızlık bölgesine hakim olan sükunetten uzak bir görüntü veriyor. Moskova ve Ankara arasındaki yoğun temaslar da İdlib ile ilgili mutabakat zaptını askeri çerçeve dışında uygulamak için ikna edici bir formül oluşturma fırsatı vermiyor gibi. Türkiye açısında kritik bir durum. Zira artık ivedi kararların alınması gerekebilir.

Bölgedeki silahlı grupların Heyet Tahrir’ul Şam (HTŞ) örgütü komutası altında toplanması ve Kefernebbude’yi kontrolüne alması, HTŞ’nin 2017 yılında başlattığı hamle ile aynı. Ruslar ise bu sefer Hımeym hava üssünü güvende tutabilmek için Hama’nın tamamını kontrol etmek istiyor. Dolayısıyla mevcut koşullar Rusya’nın hiç de hoşuna gitmiyor. Kaldı ki bu durumun Türkiye’nin de pek işine geldiği söylenemez.

Suriye topraklarının yüzde dört buçuğunu kaplıyor İdlib ve üç milyonu aşkın sivil yaşıyor burada. Bunun bir buçuk milyona kişiye yakını Türkiye sınırındaki kamplarda yaşamaya çalışıyor. İdlib’e yönelik hava bombardımanı yoğunlaşırken bir taraftan da İdlib’i terk etmek isteyenlere Suriye rejiminin kontrolündeki bölgelere doğru Hama kırsalındaki Soran beldesiyle İdlib kırsalındaki Abu el Duhur’da iki koridor açma hazırlığından söz ediliyor. Buna göre bu koridorlarda Suriye ve Rusya tarafından sivillere yardım ve tıbbi destek sağlanacak. Nitekim cephedeki kaynaklar rejim ordusunun Hama'nın kuzey kırsalına ikmal gönderdiğine dikkat çekiyor.

Bugüne kadar saldırılarını tek noktadan yapmayı tercih eden rejim ordusunun bu sefer birden fazla saldırı noktası belirlediği ve buna göre ön hazırlıklarını sürdürdüğü belirtiliyor. Elbette bu şartlar altında, silahlı grupların Halep'in çevresi gibi halen ordunun kontrolünde bulunan bazı cephelere saldırabileceğini tahmin etmek güç değil.

Ancak son dönemde İran’a yönelik ambargo baskıları artarken İranlı paramiliter grupların kontrolünde bulunan Halep'in bazı semtlerinin yoğun bombardımana maruz kalırken İran’ın harekete geçmemesi dikkat çekiyor.

Önümüzdeki günlerde İdlib, terör örgütlerinin kontrol ettiği, hiçbir uluslararası veya insani yardımın ulaşmadığı bir kara deliğe dönüşebilir. Zira kapı komşusu Türkiye dışında kimse üç milyon sivili gözetmek istemiyor. Türkiye’nin İdlib’de istikrar istemesinin en büyük sebeplerinden biri, son bombardımanlarda yüz binlerce sivilin sınıra doğru yığılması ve dünyanın bu sürece sadece seyirci kalması. Zira halihazırda 4 milyonu aşkın Suriyeliye ev sahipliği yapılırken ekstra 3 milyon mülteci yükü oldukça ağır gelecektir. İnsan yükü ağırdır.

İdlib’in akıbeti, Türkiye ile Rusya arasındaki hassas dengeye bağlı. İdlib stratejik olarak hem Rusya hem de Türkiye için önemli ama Suriye’de bu iki ülkenin de önceliği İdlib değil. İkisi de daha ziyade, Suriye rejiminden faklı olarak terör örgütü PKK’nın Suriye kolu YPG’nin kontrolündeki kuzeydoğuda güç dengesine odaklanıyor. İdlib bu noktada bir pazarlık kozu ve olacakları kestirmek çok güç.

Türkiye’nin İdlib’de gözlem noktaları ve sahada bin 200 askeri var. Ancak Rusya’nın da İdlib’e saldırması ihtimal dışı değil. Kaldı ki, farklı konuların da görüşüldüğü müzakere masasında elini güçlendirmiş olacaktır. Eğer Türkiye daha sonradan Suriye’nin kuzeydoğusunda bir şeyler yapmak istiyorsa, Rusya’nın iyi niyetine ihtiyaç duyacaktır. Yani mesele yalnızca İdlib değil, işin zor kısmı da bu.

ABD’nin DEAŞ’ı yenmek için PKK/YPG ile yaptığı ittifak, terör örgütüne Suriye'nin kuzeydoğusunda hükümetin kontrolü dışındaki en büyük bölgeye sahip olma imkanı sağladı. iç savaşa Devlet Başkanı Beşar Esad'ın tarafında durarak 2015 yılında müdahale eden Rusya lideri Vladimir Putin, Trump yönetimi, askerlerinin çoğunu Suriye'den çekmeyi planladığını açıkladıktan sonra bölgenin ağır topu haline geldi. Ve bu bölge savaşlarla yıpranın ülkenin en büyük petrol rezervlerine sahip.

Ancak görünen o ki, HTŞ, hassas ve kırılgan dengeler üzerinde kurulu Türk-Rus ittifakını ihtilaf içine çekebilme umuduyla Suriye ve Rusya’yı daha geniş çaplı bir saldırı başlatacak şekilde tahrik etmeye çalışıyor. Bu karmaşık ve tehlikeli bir oyun.

Bu nedenle Türkiye, son zamanlarda Rusya ile yaptığı S-400 hava savunma sistemi anlaşmasının altını defaatle, her yerde, kalın çizgilerle çiziyor. ABD ise kimi zaman tehdit, kimi zaman ödül diliyle Türkiye’yi müttefik olarak yanında tutmaya çalışıyor ancak Ankara’nın Rusya’dan S-400 satın almasına öfkeli. Dolayısıyla Türkiye’nin kontrolünde olmayan ve hatta Türkiye’nin bölgesel rakiplerinin kontrolünde olduğu iddia edilen HTŞ, Türkiye-Rusya anlaşmasını bozmayı isteyecektir.

ABD ise Türk-Rus işbirliğinin daha da derinleşmesini istemezken İdlib’de bir çatışma olmasını ve Türkiye’ye daha fazla mülteci akmasını da istemiyor. Ayrıca Suriye rejiminin kimyasal silah kullanmasından endişeli.

Soçi mutabakatı ile Suriye’de konjonktürel kader birliği yapan Moskova ve Ankara da Suriye’de savaş istemiyor. Zira bu ikilinin gündemi, sahadaki müttefikleri Suriyeli muhalifler, Suriye rejimi ve de HTŞ gibi grupların gündeminden farklı. Savaşın uzaması bu oyuncuların işine geliyor, ontolojik mücadelelerini sürdürmüş oluyorlar. Zaman kazanmak ve bir vizyon ortaya koyabilmek adına Türkiye ve Rusya için de avantajdı. Ancak artık karar verme zamanı geliyor. Suriye savaşı uzar, ama sonsuza kadar değil. 

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • NailKeseli 1 ay önce sevgili kardeşim yeni yazılarını dört gözle bekliyoruz
    CEVAPLA