Türkiye, üç sene önce bugün, tarihinin en büyük ihanet saldırısına uğradı. Fethullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) orduya sızdırdığı militanları vasıtasıyla teşebbüs ettiği darbe, Türk milletinin destansı direnişi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın gösterdiği liderlik ve başta Emniyet ve TSK olmak üzere devlet teşkilatlarının ortaya koyduğu mücadele sayesinde bastırıldı.

15 Temmuz 2016 gecesi jetler alçak uçuşlarına, aynı esnada askeri personel ve araçlar Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet köprülerini kapatmaya başladı. İlk etapta, Meclis’e ya da bir diğer stratejik noktaya saldırı gerçekleştirmesi muhtemel bir uçağın ele geçirildiğine dair söylentiler yayıldı. İstanbul Boğazı’ndaki köprülerin kapatılması ise bu uçak söylentisinin ötesinde PKK ve/ya IŞİD kaynaklı çoklu bir saldırı tehdidine dair endişeleri beraberinde getirdi.

Olayın bu yoğunlukta cereyan ettiği ilk saat içerisinde kalkışmada bulunan sözde askerlerin amacını anlamaya çalıştık. Devletin en üst makamlarında dahi kafalar karışıktı.

Ankara’da dönemin Başbakanlık Müsteşarı Fuat Oktay kriz masası oluşturmaya çalışırken durum hala anlaşılmaya çalışılıyordu. İstanbul Emniyeti’nden gelen somut bilgiler üzerinden bu kalkışmanın TSK içindeki bir grup FETÖ taraftarının başlattığına dair haberler yayılmaya başlamıştı. Kriz masasına gelen ve gelemeyen bakanlar vardı.

Kısa süre içerisinde Cumhurbaşkanı Erdoğan FaceTime üzerinden birçok etkili TV kanalıyla canlı yayın gerçekleştirdi. Erdoğan bu vesileyle halkı darbecilere karşı durmaya çağırabildi. Böylece gelişmelerden haberdar olduğunu ve kendisinin durumunun iyi olduğunu ifade etme fırsatının yanında devletin de adım adım durumu kontrol altına aldığını aktarma imkânı buldu. Halk bu çağrının üzerine hızla sokakları, meydanları doldurmaya başladı.

Vatandaşın feraseti gelişmelerin gidişatını değiştirdi. Bir yandan jetler ve helikopterler Ankara’da Meclis binası, MİT Müsteşarlığı, Emniyet Müdürlüğü, Özel Kuvvetler Komutanlığı ve Polis Özel Harekât gibi stratejik merkezlere saldırırken diğer yandan sivilleri acımadan katletti.

16 Temmuz günü öğle saatlerine kadar bir kâbusu andıran gelişmeler yaşandı. Gösterilen tüm bu dirence rağmen 251 şehit ve 2 bin 193 yaralımız vardı. Ama onların sayesinde 15 Temmuz günü, Türk milletinin demokrasisine ve kendi iradesine sahip çıktığı büyük bir destanın sembolü olarak tarihe geçti.

Saatler ilerledikçe bir yandan hava kontrolünün nasıl sağlanacağı sorularına cevap aranıyor, başkentte de en çok İstanbul’un durumu merak ediliyordu.

Oysaki durum farklı değildi. İki büyük kentte vatandaş, emniyet ve güvenlik birimleri kendini siper etmişti. Ankara’da Başbakanlık Çankaya ofisine anbean gelen bilgilerle süreç koordine edilmeye çalışılsa da kolay değildi.

İstanbul’da halk ülkenin namusunu darbecilerin eline teslim etmemiş ve ülkenin var oluş mücadelesini tüm gücü ile göstermişti. Türkiye vatandaşı, ordusu, siyasi partileri ve kolluk güçleri ile demokrasi adına büyük sınav verdi. Sonu zaferdi.

FETÖ’nün en derin yapılandığı üç devlet kurumu TSK, yargı ve emniyetti ancak İstanbul Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan teşkilatını bir arada, darbeye karşı, halkın ve devletinin yanında tutmayı başarmıştı.

O geceye dair birçok şey konuşuldu, yazıldı çizildi. Açılan her soruşturma ile FETÖ’nün devletin, askerin içine sızarak ne denli büyük bir kaos hazırlığında olduğunu gördük.

Boğaz Köprüsü’nde cinayet sürerken Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uçağının inmeye çalıştığı Atatürk Havalimanı yani Bakırköy ilçesinde de durum hiç parlak değildi. Cumhurbaşkanının sağ salim İstanbul’a inişi nasıl olacak hesapları yapılıyor ama İstanbul semalarında yükselen süpersonik patlamalar halkı tedirgin ediyordu. FETÖ’cü hainler psikolojik üstünlük sağlamaya çalışıyordu. Florya açıklarında ise gemiler boy gösteriyordu. Havayı kontrol altına alan FETÖ’nün denizi de kontrol altına alması durumunda işler sarpa sarabilirdi.

O kanlı geceye dair bildiklerimizden çok bilmediklerimiz var. Mesela, dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülent Bostanoğlu darbeye karşı durup  Bakırköy Emniyet Müdürlüğü’nden destek istemişti. O dönem Bakırköy Emniyet Müdürü tarafından koruma altına alınması ve kendi komutasındaki askerlere dur emrini verdirmesi o gece kalkışmanın deniz ayağını kör sağır hale getirmişti.

On binlerce insan tıkanan trafiğe rağmen, yürüyerek Atatürk Havalimanına giderek Cumhurbaşkanı’nı karşılamak istemişti. O kalabalığın güvenliğinin sağlanması kolay değildi elbette. İstanbul Emniyeti ve Bakırköy Emniyet Müdürlüğü o gece bunu özenle sağladı.

Yine o dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı İrfan Fidan, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcısı ve dönemin terörden sorumlu Başsavcısı Ömer Faruk Aydıner’in, uçaklar havada tur atarken ve kalkışmanın akıbeti henüz belli değilken, darbeci FETÖ mensuplarına yönelik ivedi gözaltı ve tutuklama kararı çıkarması büyük cesaret örneğiydi. Bu savcılar ön aldılar.

Düşünün o gece bu güvenlik ve asayiş sağlanmamış olsaydı, nasıl bir kaos olurdu? Zira Atatürk Havalimanı'nın hemen yanı başında Hava Harp Okulu yer alıyor. İl ve ilçe emniyet müdürlükleri burayı teslim almamış olsaydı, buradan Atatürk Havalimanı'na yönelik bir hamle daha gerçekleşebilirdi. 

Askeri havalimanının güvenliğinin sağlanması, Jandarma birliğinin o gece teslim alınması ve daha nice önemli detay var selamete çıkmamızda. En az Boğaz Köprüsü’nün kontrolü kadar önemliydi bu stratejik noktaların kontrolü.

O gece PKK Hakkari’den Kilis’e kadar sınır hattında hazır bekliyordu.

Düşünsenize o gece Semih Terzi Kuzey Irak’taki özel kuvvetleri darbeye destek için davet etmişti. Dönemin Özel Kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallı paşa buna engel olmasaydı, bu üsleri terk edip darbeye katılsalardı PKK oralarda kim bilir neler yapmış olurdu?

Şehitlerimize rahmet, gazilerimize şifa, emniyetten askere, askerden sivile… 15 Temmuz’un gizli kahramanlarına vefa…

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!