Enerji devlerinden BP’nin kısa süre önce açıkladığı “2019 Dünya Enerji Raporu” oldukça çarpıcı başlıklar içeriyor.

Küresel ekonomilerde durgunluk, resesyon gibi ifadeler havalarda uçuşurken, BP’nin raporunda  2018 yılında yerkürenin enerji ihtiyacının yüzde 2.9 arttığı ve bu oranın son 8 yıldır görülen en yüksek yıllık artış oranı olduğu belirtilmiş. Geçen yılki küresel enerji kullanımında bu yüksek artışın en büyük sebepleri Çin, ABD ve Hindistan. Bu 3 ülkenin artan enerji kullanımı 2018’deki yüzde 2.9’luk küresel enerji artışının 2/3’ünü oluşturmuş.

Enerji kaynakları arasında 2018’de kullanımında en fazla artış görülen doğalgaz olmuş. Geçen yıl doğalgaz kullanımı küresel anlamda yüzde 5.3 artmış ki bu oran son 30 yılda görülen en yüksek yıllık artış olmuş.

BP’nin raporunda küresel ekonomilerde ciddi bir ivmelenme olmamasına rağmen 2018’in enerji kullanım açısından bu kadar öne çıkmasının ilk sebebi olarak “İklim değişikliği“ gösterilmiş.

ABD, Çin ve Hindistan’da mevsim normallerin üzerinde ısınan ya da soğuyan günlerin sayısının 2018’de arttığına dikkat çekilen BP Raporu’nda ABD’de geçen sene mevsim normallerinin üzerine ya da altına sıcaklıkta geçirilen gün sayısı toplamının 1950’den beri en yüksek seviye çıktığı belirtilmiş.

Karbon salınımı 7 yılın zirvesinde

Bilindiği üzere sera gazları diye tabir edilen ve su buharı, karbon dioksit, metan, nitröz oksit ve ozon gazlarından oluşan gaz grubu yerkürenin ortalama ısının belirlenmesinde önemli oyunculardır. Bu gazlar “Sera Etkisi” yöntemiyle atmosferi aşarak yeryüzüne ulaşan güneş ışınların belli bir miktarının yeryüzünde kalmasını sağlıyor.

Eğer yerkürenin etrafında sera etkisi yaratan bu gazlar olmasaydı bilim adamlarına göre dünyada ortalama sıcaklık -18 derece olacaktı. 

Sanayi devriminden beri insanlık daha fazla enerji kullanmaya başladı. Isınma için, üretim için, soğutmak için, ulaşım için vs. Bu sürecin sonunda da her geçen gün atmosfere daha fazla karbon dioksit salınımı yapıldı.

BP raporunun diğer önemli kısmında buna vurgu yapılmış. Enerji kullanımı sonrası ortaya çıkan karbon salınımının, 2018’de yüzde 2 arttığı ve bunun son 7 yılın en yüksek karbon emisyonu olduğu ifade ediliyor.

Doğalgaz, petrol ve kömür kullanımı sonrasında salınımı yapılan karbondioksit miktarının son 10 yılda 12 artmış.  Enerji kullanımı sonucu atmosfere çıkan karbondioksitin yüzde 28’i Çin’e, yüzde 15’i ABD’ye, yüzde 7.3’ü de Hindistan’a ait. Bu 3 ülke zaten toplam karbon emisyonun yüzde 50’sini yapıyor.

İlk 10 ülke diye baktığımızda ise sırasıyla Çin, ABD, Hindistan, Rusya, Japonya, Almanya, G.Kore, İran, S. Arabistan, ve Kanada’yı görüyoruz. Bu ülkelerin karbon salınımı ise toplamın yüzde 70’ine yaklaşıyor.

Merak edenler için Türkiye’nin karbon salınım oranı toplam yüzde 1.2’si ve ilk 20 ülke arasındayız.

“0“ karbon salınımı hedefi

Önce İsviçre arkasından da İngiltere devlet politikası olarak “sıfır karbon salınımı” taahhüt ettiler.

Burada sıfır salınımdan kastı “ülkede sanayi, ulaşım ya da ısınma sonucu ortaya çıkacak karbondioksit miktarının 3 yolla telafi edilmesi ve nette ekstra bir karbon salınımı yapmamak” diye özetleyebiliriz.

Bu 3 yöntem sırasıyla yenilenebilir enerji kaynaklarını artırarak karbondioksit oluşumuna azaltmak, ağaç dikmek, karbondioksit biriktirmek olarak ifade ediliyor.

İngilizler toplam karbon salınımında yüzde 1.2 olan paylarını artırmamak için 2050 yılına kadar bu 3 yolla karbon ayak izi miktarını azaltacaklarını söylüyorlar. Söylemekle de kalmayıp hükümet politikası olarak kamuoyuna açıkladılar.

İngiltere Merkez Bankası’nın hesaplarına göre 1 trilyon dolarlık bir masraf anlamına gelecek bu “2050 sıfır karbon salınımı” projesi. Ancak kamuoyunda büyük destek alan ve May’in açıkladığı bu proje şimdiden Boris Johnson dahil bütün Muhafazakar Parti Lider adayları tarafından kabul edilmiş durumda.

Türkiye’de bu konu ile ilgili farkındalık maalesef düşük. Hatta sanayi tesislerimizin bir çoğunda karbon emisyonu ile ilgili düzenlemeler AB ortalamalarına göre gevşek sayılacak şekilde. Bu hepimiz için zaten başlı başına bir sorun.

Ancak dünya bir yola girdi. Bu sadece ülkeler bazında kalmayacak. Şirketleri de etkileyecektir.

Yakın zamanda yatırımcıların, portföylerine aldıkları hisse senetleri için “Şu hissesin karbon ayak izi miktarı ne?” ya da “Şu şirketin ürettiği ürün geri dönüşümlü (Recycle) mü?” diye sorduklarını ve en az getirisi kadar önem vermek zorunda kalacaklarını göreceğiz. Hatta bir çok büyük fonunda açıklama yaparak, iklim, çevre, geri dönüşüm gibi kriterlere uyum sağlayamayan şirketlere yatırım yapmayacaklarını açıklayacaklar.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!