19. yüzyılda Birleşik Krallık’ta, dış işleri bakanlığı ve başbakanlık görevi üstlenmiş Lord Palmerston'un tarihe geçmiş ve sonraki yıllarda da , İngiliz Dış Politikasının omurgasını oluşturmuş bir cümlesi var  “Ülkelerin ebedi dostları ya da düşmanları yoktur. Değişmez çıkarları vardır”

19.yüzyıl sonrasında uluslararası diplomaside, bu özlü sözün sadece İngilizler tarafından değil, bir çok farklı ülkenin tatbik ettiğini gördük.

Örnek ; II. Dünya Savaşı sırasında Almanya ve Japonya’nın, ABD ve Batı Avrupa’nın karşısında yer aldığını, günümüzde ise hem ABD hem de Avrupa paktı ile son derece yakın ticari ve kültürel ilişkiler içinde olduğunu görüyoruz.

Daha çarpıcı bir örnek Çin ve Rusya arasında. 50 yıl önce Mao ve Brejnev dönemlerinde iki ülke de, diğerini gelecek için en büyük risk olarak görüyordu. 1960’larda neredeyse büyük bir savaşa gidebilecek kadar gerginlik artmıştı. Bugün ise, iki ülkenin ortak devasa askeri tatbikatlar düzenlediklerini, birbirlerine ekonomik yatırımlar yaptıklarını görüyoruz.

Nitekim özellikle 20. Yüzyılla beraber, uluslararası ilişkilerde devletlerin, dönem dönem hedeflere bağlı olarak dış siyasette farklı politikalar geliştirdiklerini, kendi çıkarlarını artırmak için “realizm ve işbirliği “ odaklı politikalar uyguladıkları görüldü. Buna da “ Reel Politik” adı verildi.

Şimdi gelelim asıl konumuza….

Malumunuz gündemde S-400 füzeleri var. Türkiye daha önce altını ısrarla çizerek, savunma gücünü artırabilmek maksadıyla , Rusya’dan S-400 füzeleri alacağını belirtmişti.

Daha önce ABD’nin ve bazı Nato üyesi ülkelerin, benzeri savunma kalkanı görevini gören silahları / füzeleri Türkiye’ye satma konusunda gönülsüz olmaları, nihayetinde kendisi de NATO üyesi olan Türkiye’nin, Rusya’dan bu silahı temin etmesine neden oldu.

Ve nihayet S-400 füzelerinin sevkiyatı dün itibariyle başladı ve füzeler Türkiye’ye giriş yaptı.

Şimdi gözler ABD tarafında. S-400 füzelerin alınması durumunda Türkiye’ye yaptırım uygulayacağını belirten ABD’nin, sevkiyatın başlaması sonrasında atacağı adımlar merak ediliyor. Üretim aşamasında Türkiye’nin de faal olarak yer aldığı F-35 uçaklarının teslim edilmemesi başta olmak üzere, ABD’nin Türkiye yaptırımları konusunda ne kadar ileri gideceğini bilemiyoruz.

Son G 20 zirvesinde Trump ve Erdoğan’ın ortak açıklamalarından anladığımız , S-400 konusunun iki ülke arasında köprülerin atılması ile sonuçlanmasını istemediği ve başta Suriye, Doğu Akdeniz ve İran olmak üzere diğer konu başlıklarına iki ülkenin odaklanmak istedikleri şeklindeydi.

Bu sebeple S-400’ler geldi , şimdi ne olacak? Sorusunun cevabı aslında, Suriye, Kıbrıs, İran konularında iki ülkenin tezleri bir birine ne kadar yakınlaşabiliyor? Sorusunun cevabında gizli..

Bütün bunların “ reel politik “ ile ne ilgisi var?

Sanırım yazıyı buraya kadar sabırla okuyanlar, içinden yukarıdaki soruyu soruyordur.

O zaman daha fazla uzatmayalım..

Türkiye, ABD ile özellikle Obama yönetimi döneminde, istediği oranda müttefiklik ilişkisi içinde giremedi. Özellikle Suriye’de, Türkiye için kırmızı çizgi olarak tanımlanacak ne varsa, Washington sahada kullanmaktan geri durmadı.

Bu sebeple, Türk tarafında hem kamuoyunda hem de siyasette Amerika’ya karşı ciddi bir tepki oluştu. Buraya kadar sanırım herkes hem fikir.

Ancak S-400 alımı üzerinden, Türkiye’nin Kıbrıs’ta doğal gaz arama çalışmalarına ya da enerji bağımlılığımızın bitmesi hedeflerine kadar son derece tutarsız çıkarımlar yapılması, beni reel politik başlığını bu yazı için seçmeye sevk etti.

Gelelim geçen haftayı beraber hatırlayalım…

Geçen hafta Türkiye, Kıbrıs açıklarına iki adet sondaj gemisi gönderip, yanlarına da koruma amaçlı fırkateynleri verince ortalık ayağa kalktı.

Önce AB ülkeleri Türkiye’ye uyarı verdi. Sonuçta G.Kıbrıs AB üyesi ve onların “ karasuları egemenlik haklarımız gasp ediliyor” şeklinde şikayetleri üzerine, AB’nin Türkiye’ye uyarı vermesi ( bizim tarafımızdan kabul edilir olmasa da) anlaşılabilir.

Sonra ABD konuya karıştı. ABD’de Türkiye’yi sondaj faaliyetlerini hemen bitirmesi için uyardı. Binlerce deniz mili uzaklıktaki ABD’nin Kıbrıs ilgisi altında iki sebep yatıyor. İlki, G. Kıbrıs Amerikalı şirketleri ada etrafında gaz aramak için yetkilendirdi. Türk fırkateynleri bölgedeyken kimse rahat çalışamıyor.

ABD’nin diğer hedefi ise biran önce bölgeden doğal gaz çıkartıp, Avrupa’ya intikalini sağlamak. Böylece Avrupa’nın Rus gazı bağımlılığını da azaltmak istiyor. Ayrıca G.Kıbrıs’a son dönemde yapılan mali ve silah yardımı ile Ada yönetimi üzerindeki Rus hegemonyasını da kırmayı hedefiyorlar.

Şimdi gelelim can alıcı yere…

Rus yapımı S-400’leri satın alarak ,ekonomik ( Gümrük Birliği ve ABD sermayesi ) ve askeri ( NATO) anlamda ciddi risk aldığımız günlerde, Rus Dış İşleri Bakanlığı’ndan “ G.Kıbrıs’ın egemenliğine saygı duyulması gerekir. Türk araştırma gemilerinin Kıbrıs’ın münhasır ekonomik bölgesine girmesini kaygıyla izliyoruz” diye açıklama yaptı.

Rusya uzun yıllardır G.Kıbrıs ile son derece sıcak ilişkiler içinde. Hem finans hem de askeri anlamda. Ayrıca Kıbrıs, G. Akdeniz çanağında bulunan doğal gaz rezervlerin aktarım noktası olur da , milyarlarca m3 doğal gaz Avrupa’ya ulaşacak olursa, Avrupa’nın en büyük gaz tedarikçisi Rus Gazprom bu işten pek de karlı çıkmayacaktır.

Bu sebeple Akdeniz’de kıyısı bulunmayan, AB üyesi olmayan Rusya, BM Daimi üyesi şapkasını giyiyor ve uyarıda bulunuyor.

Görüldüğü üzere “ reel politik” dünyada geçerli ve etkin kullanılan bir dış politika yöntemi.

Bizim de hamaset, ideoloji, kırgınlık, öfke gibi uluslararası ilişkilerde yeri olmayan duygu ve düşüncelerden hızla uzaklaşıp, S-400 sonrası dış politikamızı yeniden “ reel politik “üzerine oturtmamız gerekmekte.

İyi haber; akıllı ve akıcı olursak , yeni oluşmakta olan “ iki kutuplu dünya” siyasetinde stratejik önemimiz gereği çok yol alabiliriz.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • halisefendioglu@hotmail.com 1 ay önce Cüneyt bey, 29 mayıs saat 14:52 de size mail atmıştım herkes S-400 ile ilgili bir şeyler yazıyor birde sizin düşüncülerinizi alalım diye, nihayet sizden de S-400 konusu ile ilgili yazı geldi ve yine konuya farklı bir bakış açısı ile bakmışsınız tebrik ederim yazınız çok güzel olmuş, umarım bu kritik süreçte Türkiye çok doğru hamleler yapar ve uluslararası alanda konumumuz güçlendiririz.
    CEVAPLA
  • boabab 1 ay önce 40 yıldır "stratejik önem" diye diye dillerinizde tüy bitti. Bide yerli sanayi deseydiniz, durum çok farklı olurdu.
    CEVAPLA