Bir zamanlar küresel ekonomiye büyük bir ivme kazandırarak, refah getirdiğine inanılan kapitalizm, bu günlerde hemen her yerde ağır eleştiri yağmuruna tutuluyor.

Günümüz kapitalist sistemine yapılan eleştiriler muhtelif. Ancak toparlamak gerekirse, mevcut kapitalist ekonomi modeline gelen en ağır eleştiri, sistemin artık sadece elit kesimi güçlendirmeye hizmet eder hale dönüşmüş olması iddiası.

Devasa hale gelen ve toplumları yönetmeye niyetli özel sektör şirketleri, zengin ve fakir arasında iyice bozulan gelir dağılımı, üretimde düşen verimlilik ve agresif büyüyen, yeni nesil paylaşım ekonomisi şirketlerinin sebep olduğu aşırı enerji tüketimi gibi konu başlıkları da günümüzde kapitalist sistemin sebep olduğuna inanılan diğer sorunlar olarak öne çıkıyor.

Kapitalist sistemin olmazsa olmazları arasında olan Serbest Ticaret Anlaşmaları ve Liberal Küresel Ekonomi modeli de ağır eleştiri bombardımanı altında.

2000’li yıllarında başında ABD’nin önderliğinde, dünya ekonomisine empoze edilen “sınırların kaldırıldığı, kotaların iptal edildiği ve vergilerin düşürüldüğü” uluslararası ticaret manifestosu, bugün aynı kapitalizm sistem gibi ağır eleştiriye tabi tutuluyor.

Modern ekonominin kurucusu olarak tanınan Adam Smith, 18. yüzyılda yazdığı ve serbest ticareti öven Ulusların Zenginliği / Wealth of Nations kitabında “Rekabet ve arz talep dengesinin serbest ticareti kontrol edeceği ve milletlerin birbiri ile ticaretinin, iki bireyin aralarında yaptıkları ticarettin farklı olmadığını” anlatmıştı.

Ancak günümüz ekonomistlerine göre Adam Smith’in önerdiği modelin yan etkileri artık katlanabilir olmaktan çıktı.

Ekonomistlere göre serbest ticaret anlaşmaları ile bezenmiş liberal küresel ekonomik sistemin iki büyük sorunu var: Adil olmayışı ve milletler arası siyasete bağımlı olması.

Ekonomi dünyasının önemli isimlerinden olan Profesör Dani Rodrik’in yakın zamanlı bir sunumunda şöyle bir ifade yer almaktadır: “Uluslararası ticarette vergi ve tarifelerin indirilmesi küresel anlamda ekonomin büyümesine fayda sağlar. Ancak bundan herkes aynı oranda yararlanamaz. Bu modelle yapılan ticarette düşük vasıflı işçi sınıfı ve iç piyasada ithal ürünle yarışacak sektörler genel olarak kaybederler.”

Diğer yandan, ticaret liberalleştikçe ondan kazanılan fayda zaman içinde azalır ve ortaya çıkan üretimi dağıtma konusunda avantajlı olanın eli, iyice güçlenmeye başlamış. Yani dev şirketler ve bunların bağlı olduğu ülkeler, liberal ekonomi modelinden daha fazla kazanmaya başlarlar.

Son olarak, ülkeler arasında yaşanabilecek siyasi krizlerin ve son dönemde artan popülist siyasetçilerin ekonomiyi bir nevi silah gibi kullanmak istemeleri neticesinde, liberal küresel ekonomi altyapısının ne kadar çaresiz kaldığına da hep beraber şahit olduk.

Anlaşılacağı üzere liberal küresel ekonomi anlayışı belki pastayı büyütmeye faydalı olmuş ama bu işin sonunda herkes aynı oranda kazanmamış. Hatta nette kaybeden gruplar, sektörler, ülkeler olmuş.

Günümüzde artık Davos’ta dahi bu konu tartışılır oldu.

ABD Başkanı Trump’ın hayatımıza dahil ettiği Ticaret Savaşları sayesinde hepimiz serbest ticaret anlaşmalarının faydalarını değil zararlarını konuşur hale geldik.

Ülkeler arası ticarette yeniden tarifeler, gümrükler ve ithalat vergileri uygulanmaya başlandı.

Görüşlerine saygı duyulan, kendini ispatlamış bir çok ekonomist hala, büyük oranda liberal ticaret anlayışının korunması taraftarı. Ticaret savaşları sonrası artacak olan tariflerin ve kotaların küresel ticarete darbe vuracağı ve bunun kimsenin yararına olmadığı kanaatinde.

Ancak bir zamanlar koro halinde seslendirilen “Sınırları açın, Kotaları kaldırın” sloganı eskisi kadar taraftar bulamıyor. Hem kapitalizmin vahşi yüzü hem de adil çalışmayan liberal küresel ticaretin yarattığı sıkıntılar da ortada.

Aranan “Daha adil, kontrol edilebilir ve herkesin kazandığı bir ekonomik sistem”

Tabii böyle bir şey varsa!

 

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!