Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Merkez Bankası’nın haftalık açıkladığı sermaye hareketleri dökümü, 19 Mart akşamı Naci Ağbal’ın bir kararname ile Merkez Bankası Başkanı'nı görevinden alınmasından sonraki ilk haftanın hasar raporunu ortaya koydu.

Hatırlanacağı üzere, 19 Mart sonrası ilk haftada (22-26 Mart) piyasaların görevden alma kararına verdikleri tepki, sert olmuştu.

Dolar/TL Paritesi yüzde 10 yukarı attı. 10 yıllık TL cinsi Devlet Tahvili faizi 4 puan yükselerek yüzde 14’ten yüzde 18’e çıktı, BIST100 endeksi ise yüzde 11 düştü.

Peki o hafta yerli ve yabancı yatırımcı ne yapmış?

Sert fiyatlamaların yaşandığı geçen hafta,yabancı yatırımcı 1.1 milyar dolarlık tahvil, 800 milyon dolarlık hisse senedi olmak üzere 1.9 milyar dolarlık satış yapmış. Bu son 15 yılda yaşanan en yüklü haftalık satışı.

Bir istatistik daha vereyim.

2020 Kasım ayında Naci Ağbal’ın Merkez Bankası Başkanı olmasından ve sıkı para politikası uygulamasına geçildikten sonra yaşanan 4.5 aylık süreçte, 500 milyon doları hisse senedi, kalanı tahvil olmak üzere yabancı yatırımcı 5 milyar dolarlık alım yapmıştı.

Görevden alma kararı sonrasındaki ilk piyasa haftasında 4.5 ayda gelen paranın yüzde 40’nın, 1 hafta içinde ülkeyi terk ettiğini anlıyoruz.

Gelelim kur tarafına..

Kurun 7.25’den 8.10’a fırladığı, yabancının elindeki hisse senedi ve tahvili sattığı ve döviz almak için piyasaya saldırdığı hafta, ortaya çıkan döviz talebini vatandaş DTH bozarak gidermiş. Yurt içi yerleşiklerin o hafta yaptığı döviz satışı (Parite etkisinden arındırdıktan sonra) 8.1 milyar doları bulmuş.

Bu karışık rakamlardan çıkarımlarımız şunlar olabilir:

Geçen 4.5 ay içinde, kur 8’lerden 7.25’lere gerilerken ;

Tahvil ve hisse senedi piyasasına 5 milyar dolar yabancı para girdi.

Türkiye Hazinesi yurt dışında, 2 farklı zamanda 3 ayrı ihalede, eurobond ihracı yaparak toplam 5.75 milyar dolar borçlanabildi.

Ayrıca swap piyasası üzerinden giren ödünç parayı saymıyorum.

Bu arada Vatandaş nette 5 milyar dolar daha döviz aldı.

Kamu bankaları, Kasım ayı öncesinde açtıkları 11 milyar dolarlık açık pozisyonu kapatabildiler.

Yabancı tarafından güçlü para girişi olduğu için, içeride bu alımlar kura baskı yapmadı. (Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın açıkladığı rakama göre, bu dönemde içeriye giren yabancı paranın toplamı 15 milyar doları buldu)

Sadece 1 hafta içinde, kur 7.25’den 8.10’a çıkarken ise;

Yabancı 1.9 milyar dolarlık tahvil ve hisse portföyü, 600 milyon dolarlık eurobond sattı.

Ayrıca 8.1 milyar doları vatandaşın DTH bozmasıyla, 400 milyon doları da kamu bankalarının pozisyon açması ile karşılanan 8.5 milyar dolarlık döviz alımı oldu.

TL cinsi tahvil faizleri yüzde 20’ye, Dolar cinsi devlet tahvil (Eurobond) faizleri ise yüzde 7.5’e vurdu.

Bu rakamlar 22-26 Mart haftasının dökümü. Geçen haftayı henüz bilmiyoruz. Ancak bir önceki haftaki kadar sert olmamakla beraber, yabancı satışının devam ettiği tahmin ediliyor.

Sadede gelelim…

Söz konusu olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir.

Hazinesi ile, Merkez Bankası ile, rezerviyle, enflasyonuyla, büyüme potansiyeli ile vs..

Yani isimlere çok da önem atfetmemek lazım.

Covid’in yarattığı bütün olumsuzluklara rağmen ilk 3 ayda 50 milyar dolar ihracat yaparak, Cumhuriyet tarihinin rekorunu kıran ve geçen seneyi büyüme ile kapatmış bir ülkeden bahsediyoruz.

Ancak aynı zamanda ;

Son 2 yılda, 3 Merkez Bankası Başkanı değiştiren.

Dünyada enflasyonun olmadığı bir ortamda, yüzde 16’lık enflasyonu ile ilk 10’a giren.

Tasarruf açığı olduğu için yabancı yatırımcıya ihtiyacı olan ama son dönemde aynı yabancı yatırımcı ile bilek bükme savaşına (Swap limitleri kısıtlaması, Aktif rasyo kararı vs) dahi girmiş bir ülkeden de bahsediyoruz.

Sözün özü,

Yerli yatırımcı da, yabancı yatırımcı da, Türkiye piyasalarını takip ederken çok yoruldu, yıprandı.

Öyle ki, bazı yabancı finans kurumları, yıllardır hakkında rapor yazdıkları, müşterilerine tavsiye verdikleri ülkelerden biri olan Türkiye’yi, yüksek oynaklık ve öngörülememe riskinden dolayı, menüsünden çıkartmak zorunda kaldı.

Artık durulma zamanı geldi de, geçiyor…

Öngörülebilir olmak, güçlü ve kredi sahibi kurumlara sahip olmak, anlaşılabilir mali ve para politikaları uygulamak, yatırımcının girerken de çıkarken de kendini güvende hissedeceği adres olmak…. Bunlar Türkiye’nin uzun süre künyesinde bulundurduğu tanımlardı.

Yeniden bu noktaya dönmemiz lazım.

Acil.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00