Çocuğa bağımlı anneler VE AŞIRI KORUMACILIK
Bağlılık ve bağımlılık arasında ince bir çizgi var. Geçen hafta Nilüfer Devecigil ile konuştuğumuz
sağlıklı bağlanma çocuk gelişimi açısından çok önemli bir konu. Lakin madalyonun bir de öteki tarafı var. Annenin çocuğa bağımlı olması sağlıklı bağlanma ilişkisini sabote ediyor
ARAŞTIRMALAR her 100 anneden 10'unda, çocuğa bağlılık değil, bağımlılık geliştiğini gösteriyor. Bu çocuklar yetişkin olduklarında karşı cinsle sağlıklı ilişki kuramamak, iş ve özel yaşamda sorumluluk almakta güçlük çekmek ve stresle başa çıkamamak gibi önemli sorunlar yaşayabiliyorlar! Annenin çocuğa bağımlı olma durumunu konuştuğumuz Acıbadem Maslak Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Kültegin Ögel'e göre bu bağımlılık aşırı bir korumacılık davranışını ortaya çıkarıyor. Annelik yapısı icabı başladığı andan itibaren kaygı barındıran bir duygu durumu. Çocuk için en iyisi, en güzeli, en güvenlisi konusunda belli bir miktar kaygı yaşanması iyi anne olmayı da beraberinde getiriyor. Lakin kaygı artınca bu çocuğa yarar yerine zarar getiriyor. Annenin kontrolden çıkan kaygısı, çocuğun aşırı kontrolünü doğuruyor. Aşırı kontrol de çocuğun gelişimini engelliyor.
KENDİLERİ YOKLAR: Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Kültegin Ögel, yapılan araştırmalar sonucunda her 100 anneden 10'unun çocuklarına bağımlı olduğunun tespit edildiğini belirtiyor: "Bu oldukça yüksek bir rakam. Bağımlı annelerin her şeyi, çocukları. Biraz da eşleri ve işleri. Ancak kendileri yoklar. Kendilerini yok edip, her şeylerini çocuklarına veriyorlar. Kendi hayatına önem vermemek, çocuktan sonra hobileri yapmamak, çocuğunun her hareketini takip etmek ve sadece onu düşünmek bu tür annelerde sık karşılaşılan belirtiler. Örneğin iş hayatındaki annelerde işten soğuma ve tahammül eksikliği başlıyor. Çünkü annenin aklı işte değil, çocukta oluyor. Fedakârlık iyi, ancak kendini yok etmediğin sürece."
ANNE DEPRESYONA GİRİYOR, ÇOCUĞUNU SUÇLUYOR: Prof. Dr. Kültegin Ögel, çocuğuna bağımlılık nedeniyle kendi için hiçbir şey yapmayan annelerde depresyonun sık görüldüğüne dikkat çekerek, "Depresyondaki anne zamanla çocuğuna kötü davranmaya başlıyor. 'Hiç tahammülüm kalmadı!' Sık duyduğumuz bir yakınmayı oluşturuyor diyor.
ANNE KENDİNİ YOK EDERSE, ÇOCUĞU DA YOK OLUYOR: Prof. Dr. Kültegin Ögel, çocuklarına bağımlı annelerin kendilerini yok ettikleri için bir süre sonra çocuklarına da katkıları olmamaya başladığı uyarısında bulunarak sözlerine şöyle devam ediyor: "Anne kendini yok ederse, kendini adadığı çocuk da yok olmaya başlıyor. Öyle ki çocuklarına bağımlı annelerin çocuklarında bireyleşememe oranı yüzde 54. Yani bu çocukların yarısı birey olamıyor! Çocuk gelişemiyor, kendi benliğini oluşturamıyor. Bunun sonucu anne yakınmaya başlıyor "Ama hiç sorumluluk almıyor". Oysa sorumluluk alınmaz, verilir.
KARŞI CİNSLE SAĞLIKLI İLİŞKİ KURAMIYORLAR: Bağımlı annelerin çocukları yetişkin oldukları dönemde tek başlarına karar almakta, sorumluluklarını üstlenmekte zorlanıyorlar. Kabahati başkalarına atıyor, çatışma çözme ve stresle başa çıkmakta güçlük çekiyorlar. Prof. Dr. Kültegin Ögel, bağımlı annelerin çocuklarının karşı cinsle sağlıklı ilişki kurmalarının da zorlaştığına dikkat çekerek şunları söylüyor: "Çocuk ilişkisinde annesini de sürekli düşünmek zorunda kalıyor. Çünkü anne sürekli onu düşünüyor. Bu durumda eş ihmal ediliyor. Bunun sonucunda aile içinde sorun yaşanıyor. Çocuğun evliliği kötüye gidince anne çocuğu için daha fazla kaygı duyuyor. İyi niyetle başlayan koruma çabası, çocuğu ve anneyi uçuruma doğru götürüyor."
GAZ MASKESİNİ ÖNCE KENDİNİZE TAKIN: Prof. Dr. Kültegin Ögel, anne değişmedikçe çocuğun da değişmeyeceğini belirterek şu önerilerde bulunuyor: "Önce ilk adımı anne atmalı. Çocuk için 'şöyle yapsa, böyle yapsa...' diyen anneler için benim söylediğim tek şey var: Siz değişmeye hazır mısınız? "Ben değişmeyeceğim, o değişsin" demek sorunu çözmüyor. Anne önce kendisine zaman ayıracak. Kendi için bir şeyler yapacak. Hobiler edinecek, arkadaşlarıyla görüşecek. Bu anneler; örneğin çocukları yurtdışında okumaya gittiği zaman büyük sıkıntı yaşarlar. Çünkü hayatları bomboş kalır. Annelerin işte böyle bir durumu hayal edip, yaşantılarını ona göre planlamaya çalışması yararlı olabilir. Temel kural: Gaz maskesini önce kendinize, sonra çocuğunuza takın."
KENDİ KAYGINIZI KONTROL EDİN: Prof. Dr. Kültegin Ögel, çocuğun eksik yaptığı bir şeyler olduğu zaman annenin yaşadığı kaygıyı kontrol etmeyi öğrenmesi gerektiğini belirterek sözlerini şöyle noktalıyor: "Kendi kaygısını kontrol edemeyen anne, çocuğunun kendisini kontrol etmesini beklemeyecek. Kaygı aslında çocuktan kaynaklanmıyor. Annenin kendisinden kaynaklanıyor. Annenin kaygısı arttıkça, zaman içinde çocuk tüm sorumluluğu anneye veriyor. Çocuk neden sorumluluk alsın ki? Anne zaten onun yerine sorumluluğu alıyor. Durum böyle olunca, annenin kaygısı daha da artıyor. Kaygının yokluğunun da olumsuz etkilerini düşünecek olursak, o zaman en iyisi, çocuğunuzu kontrol etmek yerine kaygınızı kontrol etmek! Ve, sorumluluğu çocuğunuza vermeye alışmak."
Uzay'ın önerisi
YAVRU BAYKUŞLAR ile ayrılık kaygısını yenmek
3 YAVRU baykuş (Sedef, Bulut ve Can) bir ağaç kovuğunda anneleriyle birlikte yaşar. Bir gece uyandıklarında annelerinin gitmiş olduğunu görürler. En küçük baykuş "Ben annemi istiyorum" der durmadan; iki büyük olan endişeyle karışık fikir yürütürler annelerinin nereye gitmiş olabileceğine dair... Beklerler, beklerler... Sonunda anne baykuş geldiğinde hepsi rahatlar ve neşeyle annelerine sarılırlar. 'Yavru Baykuşlar' pek çok çocuğun yaşayabileceği bir korkuyu anlatıyor. Küçük çocuklar anne ile ayrılma durumlarına alışık değilken kendilerini kötü hissederler. Anne bir yere gitmiştir, gelecek midir tekrar? Çocuğunuz da buna benzer bir şey yaşıyorsa, sizin dışarı çıkmanız, işe gitmeniz gerektiğinde kaygı, endişe hissediyorsa, ona 'Yavru Baykuşlar' kitabını okuyabilirsiniz. "Şimdi gidiyorum ama döneceğim. Tıpkı baykuş anne gibi." Kır Çiçeği Yayınları