Ne şehittir ne gazi..
Huzurevi'nde son nefesini veren, ancak cesedi görevliler tarafından üç gün sonra bulunan Niyazi Resnelioğlu'nun hazin hikayesini resmeden önceki günkü gazete haberlerinin yanında küçük bir kutu var idi.
Bu küçücük dar alan yakın tarihle bugün arasında kısa paslaşmalarla doldurulmuştu.
Haliyle zaten trajik olan ölüm, ekstra bilgilerle sahiden ekstrem kılınmıştı.
Anlatılan yalnız bir dede torunun yaklaşık bir asır tutan ilginç hikayeleri değildi.
İki ayrı zaman, iki ayrı hayat ve iki yalnız ölümün arasındaki o hayali çizgi, aslında nereden nereye geldiğimizin yahut gelemediğimizin resmiydi.
Niyazi Resnelioğlu'na ismini veren Resneli Niyazi Bey, bugün Makedonya sınırları içindeki Manastır'a bağlı Resne kasabasında 1873'te doğmuştu.
Manastır Askeri İdadisi ve Harbiye'yi bitirdikten sonra dört başı mamur bir ittihatçı olmuştu.
1897'de Yunan savaşına girmiş, koskoca bir düşman birliğini kendi başına esir almıştı.
Tüm bunları başarmıştı ama Niyazi Bey'in iki kusuru vardı.
Biri, sürekli yanında gezdirdiği "Gazal-ı Hürriyet / Hürriyet'in Rehberi" dediği geyiğine duyduğu yakınlık idi.
Diğeri ise biraz fazla açık sözlü, aşın dikbaşlı bir tabiata sahipti Niyazi Bey. Mesela, İstanbul'a getirdiği Yunan askerlerini Kazasker'in 13 yaşındaki oğlunun sanki kendisi esir almış gibi sokaklarda teşhir etmesine çok bozulmuş, bu yüzden II. Abdülhamit'in verdiği Padişah Yaverliği ünvanını da reddedip, damarlarındaki devrimci kana uyup Selanik'in yolunu tutmuştu.
Ama dönüşü de muhteşem olmuştu.
II. Meşruiyet 1908'de ilan edilirken yine ön saflardaydı.
Resneli Niyazi, kurucularından olduğu İttihat Terakki nin iktidara gelmesinden sonra ne ikbal peşinde koştu ne makam istedi ne de rütbe.
O, İttihat Terakki kadrolarının sonuna kadar temiz kalan belki de tek isminden biriydi.
Ancak belki parti onun açık sözlülüğünden korktu, ya da bilmediğimiz şeyler oldu.
Resneli Niyazi'yi 1913'te Balkan Savaşı sonrası Selanik düşüp İstanbul a dönmek için limanda beklerken kendisine tahsis edilen koruması vurdu.
İşte bugün dillerde pelesenk olan "Ne şehittir ne gazi, pisi pisine gitti Niyazi" deyişi iddiaya göre bu cinayetten geldi.
Aradan bir asır geçti ama bu kader değişmedi.