Tavşan kaç, tazı tut
Mensuplarına göre saat gibi tıkır tıkır işleyen, kurbanlarına ise kağnı izlenimi veren bir bürokrasiye sahip olduğumuzu biliyordum lakin bunun kağıda kaleme dökülmüş haline pek vakıf değildim.
Meğer, devletlularımız “Resmi Yazışma Kuralları” adı altında, elbette bireysel hiçbir tasarrufa 1 milimetrekare dahi yer bırakmayan bir dizi direktif hazırlamış ve vatana katkıda bulunmuşlar.
Benim bundan haberdar olmam, Milas’ta 2400 yıllık paha biçilemez Kral Mezarı’nın soyulmasına engel olan ancak durumu jandarmaya bildirdiği için “Vay nasıl Kaymakam’a değil de jandarmaya söylersin bu soygunu?” diye cezalandırılan Emekli Müze Müdürü’yle konuşmamdan sonra gerçekleşti.
Müze Müdürü’nün Resmi Yazışma Kuralları’na göre önce Kaymakam’a “Burada bir Kral Mezarı var. Bunun etrafında garip adamlar geziyor. Burayı soymak istiyorlar galiba” diye bildirmesi gerekiyormuş. Sonra Kaymakam’ın savcıyı, onun da polis ya da jandarmayı bu soruşturmayla görevlendirmesi icap ediyormuş. Artık kaç ay geçerse geçsin, eserler uçup gitsin önemli değil.
Milas Müze Müdürü, bu kurallar silsilesini çiğnereyerek meğer büyük kabahat işlemiş.
Tamam, adam son 20 yılın en büyük tarih kaçakçılığını ortaya çıkarmış ama keşke yazışma kurallarına da riayet edeymiş. Keşke...
Neyse, bu hikaye burada bitmiyor. Müze Müdürü Erol Özen, soygun girişimini jandarmadan 3 ay önce polise de haber verdiğini söylüyor. İddiasına göre, polis o dönem yerinden kalkıp bir şey yapmamış. O da gidip jandarmaya söylemiş. Bu durumda görevini yapmayan sadece müze müdürü mü acaba?
Türkiye’de bazı şeylerin değiştiği söyleniyor ama bazı şeyler de ebedi galiba. Hukuk, bürokrasi, yönetmelikler, kalın kalın kanun kitapları raflarda güzel duruyor ama önceden olduğu gibi tüm bunlar “vasatın” savunma mekanizmasına dönüşmüş durumda. Yine organize sıradanlığa karşı, bireysel sıradışılığın tarihi mücadelesi sahnede. Zihinlerde bıraktığı, ‘Hiçbir iyilik cezasız kalmaz’ düsturu da cabası.