Meğer her salı ST. Antuan'da adak günüymüş
Toplumsal bir yara varsa, o yara bende. Annem ve ben büyük kilitlendik. İsterse Tarkan gelsin bizim balkonda şarkılar söylesin, apaçi dansları yapsın, sağa sola savrulalım, yetmez; kimsenin gücü annemin gündemini değiştirmeye yetmez. Hayırlısıyla yaz bitse de Ezel mezel derken unutulsam! İkimizin trajedisi bu yaz 10 yaşına girdi, dile kolay. Tıp annemin “Hadi evladım, sen de artık” takıntısına çare bulamıyor. Şair “Hadi” derken, “Evlen” demek istiyor. Annemin yaz aylarında yakalandığı bu “hastalığın” çeneye de bir etkisi var. Sürekli Beymen Home, Tefal, Esse ürünleriyle bilgi bombardımanına tutuluyorum: “Tefal’in yeni tenceresi muhteşem”, “Bir nevresim yapmışlar, yıka ve ser” gibi reklam kuşağında yaşıyor, “Hepsi var” dediğim anda, okuma gözlüklerini hafifçe indirip gözlerini sulandırarak ve elbette başını 30 derece sola eğerek “Şimdi sen bana kızacaksın ama, hadi...” diyor.
İşte bu cümle beni Fındık’laştırıyor. Hani sürekli gergin, hep havlayan minik köpekler vardır ya, adları genelde “Fındık” olur, işte o benim. Sesim kısılana kadar havlasam da, annem yılmaz bir savaşçı; davet edildikleri düğün davetiyelerini yelpaze gibi suratıma suratıma sallıyor, gözüme tüylü bir davetiye sokmakta beis görmüyor. “Tamam” ya da “Bakarız” da kesmiyor onu: “Lütfen bir de çocuk yapsan, ne tatlı bir anne olursun!” Anneme her gün 0’dan 100 km. sinir hızına bir saniyede çıktığımı söyleyip, “Günün birinde yuva öğretmeni katili olmamı mı istiyorsun” diye sorunca da bant kayıt: “Peki ne zaman, tarih ver, lütfen!”
Ve ben keriz gibi onun bana bir salı günü St. Antuan Kilisesi önünde randevu vermesinden hiç huylanmıyorum. Salı günü, kilisenin adak günüymüş meğerse... Kilisede bir masa, üzerindeki bin sayfalık bir Taç Metod defterin her sayfası “Sevgili Allahım” diye başlayan mektuplarla dolu. Masanın önünde itişen anneler ve kızları. Kalem tabii ki annelerde; “Annıahhh, yazma şöyle” fısıldaşmaları... Sıra bize gelince, annem yazarken ben mektupları karıştırıyorum (bu yaşımda annemden çimdiği yiyorum, nitekim hem yasak hem ayıp ama mesleki deformasyon). Her mektup istisnasız aşka dair! Sayfalarca “Kocamı eve döndür, kardeşim kocasından rahat boşansın, kızım akraba diye kabul etmiyor ama Bülent çok efendi, oğlum Ayça’yla evlensin” mektupları. Tek bir kişinin uzun uzun referanduma dair hislerini yazması defterin istisnası! Kilisenin güvenlik görevlisi her salı günü en az üç tane bu defterden bittiğini, defterlerin bir odada kilitli durduğunu anlatıyor. O odaya girmek istiyorum, “Yasak” diyor. Bizim şair deftere ne yazdıysa artık, en azından “hadi” dediği zaman havlamıyorum!