Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Reşat Nuri Güntekin'in yazdığı Yaprak Dökümü bir dönem romanıydı 174 bölümlük dizi oldu. 5 yıldır milli maçların dahi en büyük tehdidi olan dizide finale üç kala Türkiye, Tekin ailesinin sonunu merak ediyor. Aile tamamen dağılacak mı? Ağaçtaki bütün yapraklar dökülecek mi? Yoksa mutluluk gözyaşları mı akacak gözlerimizden?

        Çok deşerseniz herkesin hayatından bir "Yaprak Dökümü" hikâyesi çıkarırsınız. Sizin olmasa da anneannelerinizin hayatı acılara gark olmuş, dedelerinize ait bir koru üç paraya satılmış, üzerine şimdi siteler dikilmiştir. 5 yıldır televizyonda seyrettiğimiz Tekin ailesinin gerçeği aslında bir yandan Türkiye'nin günümüz gerçeğidir, eskimeyen hikâyedir. Kısacık bir kitaptan yola çıkıp son 5 yılımıza damgasını vuran diziyi; karakterlerini, köşkü, ailenin altında poz verdiği ağacı dizinin senaristleri Ece Yörenç ve Melek Gençoğlu'yla analiz ediyoruz. Onlar yazar, bense iyi bir seyirci. Zaman zaman gözlerimiz doluyor konuşurken. Türk seyircisi son yılların en başarılı dizisiyle değil de sanki Tekin ailesiyle vedalaşmaya hazırlanıyor.

        Dizinin kitabı 24 Aralık'ta satışta

        Kanal D, dizinin fanatikleri için bir kitap hazırlığı içinde. Adı belli değil. Kitapta Yaprak Dökümü ne dair yazılar, dizinin vurucu replikleri olacak. Resimli roman tadında basılacak kitap 24 Aralık'ta, Omurilik Felçliler Derneği yararına satışa sunulacak.

        Kanada'dan bile Lazın Köşkü'nü görmeye geldiler

        Beylerbeyi ndeki köşkün sahibi yıllardır burayı sinemacılara kiraya veriyor. Daha evvel Çemberimde Gül Oya dizisi de burada çekilmişti. Köşkün sahibi, evi ilk gezdikleri gün Yaprak Dökümü ekibine "Çağan genelleri buradan alıyordu" diyen, çekim açılarını anlatan, kendini artık Tekin ailesinden sayan biri. Köşk, "Lazın Köşkü" diye biliniyor. Almanya, Hollanda, Kanada ve İran gibi ülkelerden bile bu köşkü görmek için Beylerbeyi'ne gelenler var. Zaman zaman ziyaretçilerin evden aile fotoğraflarını, eski senaryoları hatıra olsun diye yürüttüğü görülüyor.

        Hikâyenin başı...

        (Dizinin ilk sezonunda Oğuz ile Ali Rıza Bey'in ilk karşılaşmaları, en sarsıcı bölümlerden biriydi...)

        Çiçekleri seviyorsunuz değil mi? Bahçenizde yetiştirdiğiniz çiçeklerden bahsediyorsunuz ara sıra duyuyordum. Eğer paranız yoksa, ne kadar uğraşırsanız uğraşın topraktan istediğiniz kokuda, istediğiniz renkte, çiçek alamazsınız emin olun. Babasınız, beş tane çocuğunuz var değil mi? Hele bir parasız kalın bakalım. O ihtiyaçlar bir karşılanamasın da görün! Ömrünüzün sonuna kadar sadece yaprak dökümü manzarası seyredersiniz!

        ALİ RIZA BEY

        (Halil Ergün) Kaymakam Bey’ken gururu uğruna emekliliğini isteyen ve doğup büyüdüğü eve, İstanbul’a dönen 5 çocuk babası. Dürüstlüğü tartışılmaz, ama kitapta dizideki kadar mücadeleci değil. Sesi yetmediğinde kapıyı çekip gitti. Mücadeleden vazgeçmedi emekli maaşına kaldıkları dönem tercümeler yaptı, ders verdi, kozmetik ürün bile satmaya kalkıştı. Evlatları elinden gitmesin diye savaştı. Bu karakter, senaryo ekibinin göz bebeği oldu. Ali Rıza Bey’i oynayan Halil Ergün, Yaprak Dökümü’nün başladığı günden bu yana tam 40 kilo alarak dizinin fiziksel boyutta en çok değişen karakteri oldu.

        HAYRİYE HANIM

        (Güven Hokna) Ağzında her zaman bir cümle: “Aman Allah ağzımızın tadını bozmasın!” Kitaptaki daha sert bir kadın. Alttan alta Ali Rıza’yı inciten, lafını hiç sakınmayan, güce tapan... Olayların üstünü örttükçe büyümesine sebep veren insan. Bildiği çok şeyi sakladığı için, aileye en büyük zararı veren karakterlerden biri. İstanbul’a gelmeleriyle, Ali Rıza Bey’in emekliye ayrılmasıyla artık kaymakam karısı olmamasının sinirini eşinden çıkarıyor. Aslında onun öfkesi, hikâyenin en başındaki mevkiini kaybetmesine. İlk bölümden beri asabiyetinden ve gözyaşlarından bir şey kaybetmedi.

        FİKRET

        (Bennu Yıldırımlar) Aile, en büyük haksızlığı Fikret’e yaptı. Dizide bir kaymakam kızının niye okumadığının parantezi açılmış; Fikret eli kolu bağlı oturacak bir kadın değil çünkü... Romanda Fikret devamlı kitap okuyan biriyken, senaristler, kitap yerine eline el işi vererek onun da aile bütçesine katkıda bulunmasını sağladı. Babaya en çok benzeyen karakter Fikret’ti. O da gururuyla baş edemediği zamanlarda hep bavulunu eline aldı ve gitti.

        TAHSİN

        (Ahmet Saraçoğlu) Romandaki Tahsin bayağı kötü, kaba saba, Fikret’le çocuklarına bakması için evlenen bir adamdı. Dizideki Tahsin de çocukları için evlendi ama Fikret’i sevmeyi bildi, onunla evlenirken mutlu olacağını tahmin etmiyordu. Tahsin emek veren bir erkekti. Senaristleri en çok etkileyen karakterlerden biriydi, zira bir kelebeğe dönüştü, kadınların da umudu oldu. Tahsin eve geldiğinde tıraş olan bir adam değildi, Fikret için tıraş olduğu gün değişmeye başladı. Tahsin bir hata yaptı ama Fikret onu yüzde yüz affetti mi belli olmadı.

        CEVRİYE

        (Güler Ökten) Fikret’in kaynanası. Romanda Cevriye’nin adı bile yoktu. Bir kaynanadan, bayağı zulmeden bir kadından bahsediliyordu, ama o kadar. Senaristler en çok Cevriye karakterini yazarken eğlendi. Oğluna aşırı düşkündü, derdi Fikret’i evden göndermek, oğlu ve torunlarıyla baş başa kalmaktı. Aslında yaptığı tüm kötülükler oğlunu kaybetme korkusundan kaynaklandı. Ona ne kadar kötü davransa da Fikret’i çok sevdi. Fikret’i kaybetme korkusunu en çok o yaşadı. Tahammül ötesi biriydi ama izleyicinin en sevdiği karakter oldu. Güler Ökten dizi esnasında eşini kaybetti.

        ŞEVKET

        (Hasan Küçükçetin) Ailenin tek erkek çocuğu. Babasının, masadaki yerini ona vermesiyle büyük bir sorumluluk aldı ama bunun altında ezildi. Sürekli babasına kendini ispat etmeye, sevdirmeye çalıştı. İlk kazasını Ferhunde’yle karşılaşarak yaşadı. Şevket, hem kendini hem ailesini zora soktu. Şevket biraz muhallebi, biraz zayıf karakterliydi, ortalama bir oğlandı. Ne annesine, ne de kardeşlerine benzemeyen bir kadına kapıldı. Cinsellik onu yoldan çıkardı. “Ferhunde beni seçti” meselesini kafasında çok büyüttü. Kardeşi için fedakârlık yaptı ama başka birinin yerine hapse girmesi aptallıktı.

        FERHUNDE

        (Deniz Çakır) Aileye Şevket’in sevgilisi, sonra da karısı olarak girdi. İstanbul’a küçücük bir kasabadan gelen Tekin ailesinin gözünü açtı, Ali Rıza Bey onu ilk görüşte sevmedi. O da yaralı bir kadındı. Paraya taptı. Hayatından altı erkek geçti ama o hep Ali Rıza Bey’in kollarının altına girsin, Tekin ailesi onu sevsin istedi. Ailenin aldığı sert virajlarda hep başroldeydi.

        NECLA

        (Fahriye Evcen) Kardeşinin kocasıyla giden, dolayısıyla ailenin şaftının bozulmasına sebebiyet veren karakter. Her şeyi göze aldı, güce taptı. Kendini sıkıntılardan soyutladı, ailesine “Kimse bana güvenmesin” dahi dedi. Onları reddetti. Cem’le evlendi, Cem’i kaybetti, Ali’yle evlendi, Ali’den boşandı. Varlık içinde yokluk yaşadı, ailesini bıçak gibi kesip attı.

        LEYLA

        (Gökçe Bahadır) Ailenin haksızlığa uğrayan üyelerinden biri. Zira Ali Rıza Bey konuşabilen bir baba olmadığı için ona “Her ne olursa olsun sen benim kızımsın” diyemedi, bu yüzden Leyla’nın hayatı mahvoldu. Gerçekten sevebilen bir kadın olduğu için en çok yara o aldı. Oğuz’la zorla birlikte olması, ardından gelen pembe paltolu dönem Leyla’nın düşüşünün ilk basamaklarıydı. Ailenin en hassası, en kırılganıydı.

        OĞUZ

        (Tolga Karel) Romanda kızların hayatına birçok adam giriyordu, ancak Oğuz gibi bir karakter yoktu. Oğuz, romandaki tüm karakterlerin özeti. Dizide, Ali Rıza Bey’in canını en çok yakan isimdi. Bu aileye Oğuz’un büyük sorun olacağını ilk keşfeden ise Ferhunde’ydi. İki kardeşin arasının bozulacağını tahmin eden, onları ayrı ayrı Oğuz’la ilgili besleyen de Ferhunde oldu.

        NEYYİR HANIM

        (Bedia Ener) Ekmeğini taştan çıkaran, çocuğunu yalnız büyüten bir kadın. Fikret’e Tahsin’i Neyyir Hanım buldu. Hep iyi bir komşu oldu. Olay çıkaran değil birleştiren, teskin edendi. Kızı Sedef mahallenin masum kızıydı. Ferhunde’den çok farklıydı. Neyyir Hanım pırlanta gibi bir kız yetiştirdi. Her şeye rağmen kızını sahiplendi, ona “Şevket Allah’ın belasıdır, sen bundan kaç” demedi, “Ben senin daha fazla üzülmeni istemiyorum” dedi. Neyyir Hanım dizinin en tutarlı karakteriydi.

        Diğer Yazılar