O çocuk o kitabı okuyacak
İlkokul 1’deyim. Okuma bayramı var. Öğretmenimiz diyor ki; “Kendinize bir okuma parçası seçin!” Ben de nasıl kararsızım, ya Samed Behrengi’den Kara Balık’ı okuyacağım ya da Nâzım Hikmet’ten Sevdalı Bulut’u. Odamda gizli gizli denemeler yapıyorum. Kararımı Sevdalı Bulut! Kitabı çantama atıp okula gidiyorum.
İlk teneffüste öğretmenin yanında bitiyorum, kitap da elimde, “Ben bunu okuyacağım”. Öğretmenin suratı dün gibi aklımda, yanakları kıpkırmızı oluyor ve “Bana ödev defterini getirir misin Elif’ciğim?” diyor. Gidip tıpış tıpış getiriyorum, öğretmen en arka sayfasına “İlke Hanım, yarın okula gelebilir misiniz?” Ve KİTABIMI ALIYOR. Aklımda kalan ikinci sahne paçavra gibi okulun bahçesine çıkışımdır! O kadar sinirleniyorum ki, okul ilk kez gözüme o kadar büyük gözüküyor, bir ağacın altında duruyorum. “Gidip çantasından çalacağım, dolabını kıracağım” gibi planlar yapıyorum. Pıs pıs eve dönüyorum. Önlüğümün yakasını attığım gibi anneme koşup, defteri veriyorum; “Öğretmen sizi okula çağırıyor, kitabımı da aldı!” Annem deliriyor. “Baban gelsin bir bekle bakalım” diyor. En ufak bir fikrim yok. Neden okula gelecekler, kitabımı neden aldı, kabahatim ne, annem de babamı beklememi söyledi. “Çok kötü bir şey yaptım herhalde” diye kendimi yiyorum. O gün dayım uğruyor bize. İçeriden annemin sesi geliyor, “Böyle bir rezalet olamaz! Hadlerini bildirmek lazım. Kitabı almak ne demek? Çocuğa “Başka bir kitap oku” dersin olur biter! Hangi devirde yaşıyoruz. Bunlar bizim başımıza bela olacak bela. Hele bir İrfan gelsin, o okulu yıkar başlarına.” O gece ateşim çıkıyor.
Ertesi gün, annemle babam okulda, ben de kenardan laf dinliyorum. Öğretmen diyor ki; “Nâzım Hikmet sakıncalı”. Babam “Kime göre?” diyor. Öğretmen, “Nâzım Hikmet’i biliyorsunuz. Çocukların kafalarını böyle şeylerle karıştırmayın” diyor. Babam bir yandan, annem bir yandan bağırıyor; “Çocuk bizim çocuğumuz, onun kafası karışmaz! Elif okuma bayramında bu kitabı okuyacak. İzin vermiyorsanız da okuma bayramına katılmayacak.” Kırmızı kurdele takamayacağıma mı yanayım, kitabın gidişine mi? Avukat olan babamın beni ilk savunması ve ilk davamızı kazanıyoruz: “Tamam okusun. Elif gel kitabını al.” Okuma bayramında ben Nâzım’ın o masalını okudukça annemle babam hem gülüyor hem ağlıyor. Benim keyfim yerinde, sahnede arkadaşlarımla “Tohumlar fidana fidanlar ağaca ağaçlar ormana” diye bas bas şarkı söylüyorum. Biliyorum ki; bu ülke kitaplara küsme, yazarlarına sırtını dönme huyundan vazgeçmeyecek. Ama 10 sene sonra yine bazı çocuklar ellerinde “sakıncalı” kitaplarla okula gidecek. Öğretmenleri sinir krizi geçirecek, velileri okula gidip bağırıp çağıracak ama o çocuk o kitabı okuyacak!