Sivas'tan bir okur mektubu
BİR mektup ulaştı elime bu hafta, genç bir kadın okurdan, duygu ve zekâ dolu bir mektup. Önce kitaplarımla ilgili görüşlerini yazmış büyük bir sevgiyle. Neler okuduğunu, neleri takip ettiğini anlatmış. Ardından kendini tanıtmış. "Ben Sivaslıyım ve 25 yaşındayım ancak Alevi değilim. Yanlış anlamayın bizde böyle ayrımlar yapılmaz..."
Durakladım bu satırları okurken, düşündüm. Etnik-dini köken sormak ayıptı Türkiye'de birçok ailede. Böyle konular konuşulmazdı. Kimi zaman gerçek ve samimi bir hoşgörünün ifadesiydi bu sessiz tavır; kimi zamansa tam tersine, umursamazlığın, kayıtsızlığın dışavurumuydu.
Çoğunluk için daha kolaydır geçmişi unutmak ya da hiç bilmemek. Azınlıkların hafızaları ise her zaman daha güçlü olmuştur. Bu her ülkede böyle. Peki mümkün mü farklı kimlikleri açıkça konuşabilmek ama aynı zamanda bir arada huzurla, barış içinde yaşamak? Farklı ama özünde bir olmak? Kimseyi dışlamamak? Ayrımcılığa yol açmayan bir farklılık-farkındalık söylemi mümkün mü?
Okurum başka sorularla devam etmiş satırlarına. Madımak'ta yaşanan insanlık dışı trajediden derin utanç ve üzüntü duyduğunu yazmış. Ancak bu hadisenin Sivas ve Sivaslılar üzerinde bir kara leke gibi kaldığını da eklemiş sözlerine: "Yıllardır bu olaylar yüzünden Sivas'ımıza çok fazla sanatçı, yazar gelmiyor ve kültürel aktiviteler yok denecek kadar azaldı. Eğer üniversiteyi şehir dışında okumasaydım birçok şeyi yaşayamayacaktım! Burada da çok köklü bir üniversite var ama o kadar sosyallikten, kültürden mahrum ki!"
*
Keşke elimizde bir araştırma olsa, somut veriler. Madımak'tan önce ve Madımak'tan sonra gündelik hayata bakabilsek. Sivas'ın kültürel ve sanatsal damarlarının nasıl içten içe kuruduğunu gösteren bir tablo. Sivaslı üniversite öğrencileri senede kaç yazardan imza alabiliyor, kaç tiyatro oyuncusunu sahnede izleyebiliyor, kaç müzisyen dinleyebiliyorlar?
Tersinden soralım bir de bu soruyu. Festival ve etkinlik davetleri geldiğinde biz yazarlar, şairler,tiyatrocular, müzisyenler acaba Sivas'a diğer Anadolu şehirleriyle "bir" bakabiliyor muyuz? Yoksa bir yanımız, belki farkında bile olmadan, uzak mı duruyor bu şehirden? Tüm bu yaşanan acılardan sonra hiç etkilenmediğimizi iddia edebilir miyiz?
Öyle derin bir yaradır ki Madımak, kabuk tutmamış hâlâ. Yaşananlar ayrı bir trajedi, ama faillerin bulunmayışı, yakalananların serbest kalması ve hukukun yerini bulmamış olması ayrı bir trajedi. Bütün bunlar iz bıraktı sanat-kültür dünyasında.
Aysun üniversiteyi Aydın'da okumuş. Orada yeni tanıştığı insanlara "Sivaslı" olduğunu söylerken zorluk çektiğini, zira önyargılarla karşılaştığını söylüyor. Diyor ki: "Bu olayın bütün Sivas'a ve Sivaslılara mal edilmesi beni çok üzüyor! Sizden ricam bu izlenimi silmeye yardımcı olmanız. Bundan yıllar önce yapılan bir hatanın tabii ki bedeli ödenmeli ama bunu biz mi ödemeliyiz bilmiyorum... " Madımak'ın bedelini gerçek suçlular ve onları galeyana getirenler, nefret söylemlerini topluma ekenler ödemeliydi. Sivas'ın bugünkü üniversite gençliği değil.
Evlendikten sonra Almanya'ya yerleşmiş okurum. "Bırakın Alevi'yi, bir sürü dinden insanlar var burada, hatta hiç inanmayanlar bile var. Neticede insanların kişiliğiyle ahbaplık kuruyoruz değil mi?" diye sorarak bitirmiş mektubunu.
Öyle elbette, neticede insanların dini ya da etnik kökeni değil, karakterleri aslolan. Ama bazen bu temel ve evrensel hakikati anlayabilmek için uzun yollar gitmek gerekiyor. Sanat dünyası ile Sivaslı sanatseverler arasındaki adı konulmamış bu kopukluk nasıl giderilecek? Geçmişte yaşanan insanlık suçunu unutmadan ve unutturmadan ama bir şehrin tamamına da mal etmeden...