Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        HABERTÜRK'te yayınlanan haberi okuyup da İstanbul'un geldiği noktaya üzülmemek mümkün mü? Haberi atlayan varsa internetten bulup okumasını tavsiye ederim. National Geographic kanalının İstanbul dosyasını anlatıyor uzun uzun. Ve ne yazık ki programda İstanbul'un lakabı "dolandırıcılar şehri" ya da "sahtekârlık şehri" olarak geçiyor. Hemen kızmayın! Sebebi var.

        National Geographic şüphesiz dünya basınında en saygı gören ve en köklü kurumlardan biri. Alışıldık "turistik güzergâhlar"ın dışına çıkarak tanımak ve tanıtmak istiyor yerkürenin envai çeşit köşesini. Ezber bozuyor bir anlamda. Bilhassa Conor Woodman'ın programı.

        Doğu-Batı, Kuzey-Güney seyahat ederek yeni bir şehirde yabancı olmak, oradaki dili konuşmamak, yol yordam bilmemek ve suiistimale açık olmak ne demek, sakınmadan anlatıyor. Hele bir de söz konusu şehirler düzensiz, kaotik, kalabalık, rüşvete ya da hilekârlıklara açık mekânlar olduğunda.

        Dolayısıyla Bangkok'a da gidiyor, Barcelona'ya da. Fas'ta da dolaşıyor, Güney Amerika kıtasında da. Ara sokaklar, alt kültürler, gettolar, "tutunamayanlar"... Metropollerin turistik kataloglara yansımayan, karanlıkta kalan yüzünü gösteriyor izleyenlerine.

        Amacı insanları korkutup seyahat etmekten büsbütün vazgeçirmek değil; gerçekleri göstermek, yolcuların ve yabancıların tatsız sürprizlere hazırlıklı olmalarını sağlamak.

        *

        Peki İstanbul belgeselinde ne var? Aslında bildiğimiz ama bilmezden geldiğimiz her şey. Turistlerin yalanla, hileyle, kurnazlıkla, bazen kaba kuvvetle dolandırılmaları, birçok taksi şoförünün şayet müşteri Türkçe bilmiyorsa yahut şehri tanımıyorsa hemen kazıklamaya kalkması, esnafın turistlerden fahiş fiyatlar talep etmesi, zorla mal satması... Başıbozukluk, düzensizlik, denetimsizlik, bilinçsizlik ve çifte standart.

        Woodman Ayasofya, Sultanahmet, Eminönü, İstiklal Caddesi, Talimhane... dolaştıkça karşılaştığı sahtekârların sayısı ve aymazlığı da artıyor. Ve ne yazık ki polisten yardım istediğinde gördüğü muamele pozitif olmuyor. Bütün bunlar kamerayla kaydedilmiş, dünyaya gösteriliyor. İnternet aramalarında "İstanbul" diye girdiğinizde artık bu görüntüler beliriyor. İstiklal Caddesi'nde her gece turist avına çıkan yüzden fazla dolandırıcı olduğunu biliyor muydunuz? Belgeselde bu da vurgulanıyor.

        İstanbul, Bizans'tan, Osmanlı'dan yana kadim şehr-i şehir, bir dünya incisi. Üstelik her sene daha fazla turist çekiyor. Fakat ne yazık ki şehrin artan popülerliği ve albenisiyle doğru orantılı gelişen bir güvenlik ve denetim ağından söz etmek olası değil. Umursamıyoruz galiba gündelik hay huy içinde. "Turistlerin kazıklanmasından bana ne?" dercesine bir halimiz var. Her koyun kendi bacağından asılır ya....

        İstanbul'u gönülden seven ve İstanbulluların iyiliğini isteyen herkes bence National Geographic'in programını izlemeli. Özellikle büyükşehir belediye başkanı, yerel belediyelerin başkanları, emniyet müdürü... Velhasıl bu koca kentin işleyişinde sözü geçen herkes...

        *

        Bu şehri daha güvenli, daha emin, daha yaşanılası ve ziyaret edilesi bir yer haline nasıl getirebiliriz? Süregiden "turist avcılığı"nı nasıl azaltırız? Başka şehirler neler yapmışlar bu konuda, biz ne dersler çıkarabiliriz onların deneyimlerinden?

        Alınmanın, "Bizi dışarıda kötü tanıtıyorlar" diye tepki göstermenin anlamı yok.

        Onun yerine gerçeklerle yüzleşmemiz lazım. Turistlerini ezen, "Nasıl olsa onlar geçici" diye adaletsizliğe ve başıbozukluğa göz yuman bir şehir kendi "kalıcı" insanlarına da hoyrat ve haksız davranıyordur muhakkak.

        Diğer Yazılar