Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Dile kolay, 1996 yılından beri tanıyorum Ebru Şallı’yı. Çalışır, didinir, boş durmaz. Memlekette pilates denince ilk akla gelen isimdir. Artık tartışmaya bile gerek yok. Instagram’da her gün koyduğu pilates videolarıyla da herkese hâlâ bu sporu aşılamaya çalışıyor. Önceki gün de bebek Happily Ever After’da yaptığı bir davette birlikteydik.

        Estethica ile birlikte hazırladığı ürünlerin tüm gelirini, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’nun sorumluluğunda yetişip 18 yaşında kurumdan ayrılan gençlerin hayatlarını devam ettirebilmeleri için gerekli imkânları sağlayan Murat Akdoğan Eğitim Vakfı’na bağışladığını açıkladı. Yani Ebru buradan kazandığı gelirin tümünü vakfa bağışladığını anlattı. Çok anlamlı bir şey yapıyor, ki zaten birçok kişinin de yapması gereken bir durum. İşte ben de bu konuda kendisini alkışlamaya gittim, ama tabii Ebru’yu yakalamışken sıkıştırmadan olmaz öyle değil mi? Özellikle de “Ne zaman evlenecek?” diye merak edenlere HTDokun videosunu izlemelerini tavsiye ederim.

        - Ebru, yılbaşı paketi gibisin?

        Evet bugün böyle olayım istedim. Yeni yıl geliyor, onun için bu ay hep böyle giyinmek istiyorum. Esin ne zaman pilates yapacağız?

        - Tamam hemen yapalım, hatta çekip HTDokun ile herkese izletelim. Yılbaşı gecesi ne yapıyorsun?

        Evdeyim çocuklarla, hiçbir yere gitmiyorum. Evi seviyorum.

        - Ne bekliyorsun 2016’dan?

        Mutluluk, sağlık ve huzur bekliyorum. Ülkece sıkıntılı günler yaşadık ya onların hepsini arkada bırakıp böyle güneş gibi doğmasını istiyorum herkesin.

        - Evlilik...

        Yok. Böyle güzel, böyle çok mutluyum.

        - 2016’da evlilik olur mu?

        Böyle güzel Esin.

        - İki evlilik yapmış biri olarak dilin yanmış gibi duruyorsun.

        Esin seni evlendirelim.

        - Peki insanlar senin çok zayıf olduğunu düşünüyor. Yağ ve kas oranını biliyor musun?

        Uzun süredir ölçtürmedim. Ama kadınların belli bir yağ oranı olması gerekiyor. Doğurganlığını ve kadınlığını kaybetmemesi için. Ki bu yağ da bende mevcut.

        - Asla ne yemiyorsun?

        Asla et yemiyorum. Onun dışında her şeyi yiyorum. Çikolata var çantamda mesela, göstereyim sana.

        - En güzel hangi yemeği yapıyorsun?

        Yapmadığım yemek yok. İtalyan, Osmanlı, Türk, Çin mutfağı, ne istersen var. Mutfak konusunda acayip iddialıyım.

        - Eline kimse su dökemez mi?

        Çok iyiyim. Elimin bir lezzeti var. Herkes aynı yumurtayı kırıyor ama benim kırdığım yumurtanın tadı başkadır. Herkes bunu söylüyor.

        Gülüşmelerle dolu güzel görüntüleri izleyin derim.

        ‘MİLYONLUK SAATİN ÜSTÜNDEN TAKSİYİ GEÇİRTTİM’

        Geçen akşam kalabalık bir kadın ekibiyle birlikte yemekteyiz. Konu malum: Erkekler. Ve özellikle bütün kadınları pahalı hediyelerle kandıracağını zanneden erkekler. Masada bulunan bazı kadınlar, “Bana pahalı hem de çok pahalı hediye alabilir, hiç mahzuru yok” derken, bazı kadınlar “Asla pahalı hediye istemem” diyor. Aralarından bir kadın arkadaşım, “Yeni çıkmaya başlamışız. İlk hafta pahalı bir saat hediye aldı. Ama benim de üzerinden taksiyi geçirmişliğim, hatta levye ile parçalamışlığım vardır” diyor. Diğer bir kadın, “Evet, çok olay bir hikaye bu. Hatta adı da ‘Levye Hülya’ya çıktı” diye anlatıyor. (Bu arada Hülya ismi tamamen takmadır. Kişi isminin açıklanmasını istemediği için takma isim koydum.)

        Ben tabii mevzunun üstüne gidince Hülya, “Çıkmaya başladık. İlk hafta eve çok pahalı bir saat gönderdi. Ben de aldım saati taksiye bindim. Taksiciye ‘Ben şimdi saati caddeye koyacağım. Lütfen üzerinden geçer misiniz?’ dedim. Adam önce şaşırdı, taksiyle üzerinden geçti, ama saate hiçbir şey olmadı. Çizilmedi bile. Taksici ‘Levye var abla, vereyim’ dedi, ben de ‘Ver’ dedim. Bagajdan levyeyi çıkarıp verdi. Ben de tüm gücümle vurdum, saati parçaladım. Sonra da kese kâğıdına koyup evinin kapısına bıraktım. İçine de ‘Kibir, şeytanın en iyi dostudur’ diye yazdım. Sonra da barıştık tabii. Saati tamire gönderdi, ama hiç alıp takmadım. Şimdi de ayrıyız” dedi.

        Haydi bakalım buyurun buradan yakın. Bu tarz öyle hikâye var ki. Bu daha hiçbir şey değil. Kadın ve erkekler arasında yaşanan inanılmaz olaylardan sadece biri.

        KİMSE İNANMAK İSTEMİYOR

        BU hafta Ali Eyüboğlu imzalı, “Tarkan kız istedi” haberinden sonra birçok kişinin, “Sen bilirsin, gerçekten doğru mu? Doğru olduğunu pek zannetmiyoruz ama...” diyen sözlerine muhatap oldum. Yani insanlar inanmıyor, hatta inanmak istemiyor. Yani demem odur ki Tarkan, “Evet evleniyorum, evet baba oluyorum” dese bile kimse inanmayacak. Durum budur Tarkan konusunda. Kimse onun standart insan formlarında olduğunu düşünemiyor.

        Diğer Yazılar