Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin


Hiçbir şey…

Sokaklarda hissettiğim duygu şöyle: Değişen tek şey yüzlerdeki maske.

Onu da bazıları polis kontrolünden geçtikten sonra çenesine indiriyor.

Onun dışında:

-İnsanların çoğu yine yere tükürmeye devam ediyor.

-Bazıları hapşırırken kollarına değil ellerine hapşırıp ellerini yıkamıyor. Hatta dezenfekte etmeyip bir arkadaşını görünce tokalaşıyor, sarılıyor.

-Bazıları “Bende korona yok ben öperim de sarılırım da” deyip sarılmayan, öpüşmeyen kişiyi eleştiriyor, gülüyor.

-Yine birçokları tıksırıyor, öksürüyor ve sonra hoppp elini üstüne başına siliyor.

Sarılmalar, öpmeleri hiç söylemiyorum.

Pikniklere gidilip yerlere çöpler atmaları hiç ama hiç söylemiyorum.

Bebek yolundan yürürken denizin pisliğini de hiç söylemiyorum.

Orada bulunan teknelerde oturan kişilerin denize sigara izmaritlerini atmalarını da saymıyorum.

Daha çok şey var yazılacak ama şu var ki, korona falan hak getire…

Artık insanlar verilere bile doğru düzgün bakmıyor. Bakmak da istemiyor.

Evet restoranlar da tıklım tıklımdı.

Ve saatler 00:00’ı gösterdiğinde kimse mekandan da ayrılmak istemiyor.

Daha da uzatmak istiyor ve hatta sabaha kadar devam etmek istiyor kimileri.

Çünkü sıkıldı insanlar..

İnsanlar normalleşti ve artık bir an önce salgının da konuşulmasını istemiyor.

Benim hissettiğim durum budur…

Hanımların yaptıkları alışverişleri hiç söylemiyorum. Nişantaşı’ndaki lüks mağazaların içi kalabalık.

Pandemi döneminde de bazılarının satışları hız kaybetmemiş.

Özellikle lüks tüketimin.


Ve işte lüks tüketim demişken yine geldik zenginin parasının züğürdün çenesini yorduğu yazıya.

Hermes çantaları artık sokaktaki çocuk biliyor.

Çakması çok.

Seveni daha çok.

Renk renk, boy boy çoğu kadının kolunda.

Ben anlamıyorum bu tutkuyu ancak şunu çok iyi biliyorum ki şu Covid 19’lu günlerden geçerken en çok satılan çanta oldu diyebilirim.

Ben “Ne çanta, ne ayakkabı, ne kıyafet. Kıyafet dolabıma bakmıyorum bile. Market el yakıyor. Sarımsak olmuş şu kadar, aman o çok pahalı, bilmem ne kadar şeye çok zam gelmiş. Ben hala tayt-tişört” dediğim şu günlerde çanta satışı almış başını gitmiş.

Evlerde otururken bazı hanımlar sıkıntıdan çanta savaşına girmiş meğer.

Bakın yeni kapışmaları anlatacağım. Ama en son yedi yıl önce 2013’te bu köşede, bu konuyla ilgili şöyle yazmışım:

Çarşamba saat 15.00... Etiler'in en meşhur mekanı Papermoon tıklım tıklım. Zannedersiniz ki akşam iş çıkışı ve saat 20.00... Benim oturduğum masanın tam yanında yedi erkek oturuyor. Hepsi de tanınmış hatta kendi alanlarında başarılı işadamları. Kimi borsacı, kimi tekstilci, kimi ise mekan sahibi. Konu da ne borsa, ne iş dünyası. Konu masada olmayan erkek arkadaşlarının eşlerinin Hermes çantaları. Biri, "Yok ya onun 4 Hermes'i var" diyor, diğeri de "Evet evet onda dört tane. Ama öbür kadında 8 Hermes var" diyor. Bu beyler eşlerinin Hermes çantalarının modellerine kadar konuşuyor. Arada mücevherler de konuya dahil oluyor. Ama en hararetli konu çantalar. Vallahi ne yalan söyleyeyim ben bir kadın olarak bu kadar Hermes modeli bilmiyorum bu beyler kadar. Ve bu beyler Ferrari modeli ya da diğer başka bir araba modeli konuşsalar anlayacağım hatta dikkatimi bu kadar çekmeyecek. Sonra da hak verdim. Çünkü malum bu bahsettikleri çantaların fiyatları pek hatırı sayılır ücretler. O yüzden de hanımların kollarında taşıdıkları çantalar beylerin çek defterlerini de ortaya koyuyor. Mücevherler paraya döndürülebiliyor sonucunda. Ama ya çantalar. İşte onlar sadece gösteriş ve güç için kollara takılıyor. Yani beyefendilerin bu kadar ilgili olmaları pek normal geldi sonrasında” demişim.

Şimdi de değişen bir şey yok.

Tek fark bu çantaların ikinci ellerinin de peynir, ekmek gibi satıldığı.

Ve ciddi paralara satıldığı.

Lüks tüketim ikinci el mağazası olan Deluxuseconds’ın sahibi Zeynep Akçıray ile ne zaman bir araya gelip bu mevzu hakkında konuşsam şok oluyorum.

Ben “Nedir Allah aşkına ne saçma bu olay” diye konuşurken Zeynep’in anlattıkları ve söylediklerine ara ara “Şaka mı yapıyorsunuz?” falan diyorum.

Çünkü gerçekten bu çanta yüzünden ciddi savaşlar yaşanıyor hanımlar arasında.

Benim kafam basmasa da.

En son Zeynep’in “Evlere kapanılan dönemde ben en çok Hermes çanta sattım. Kadınlar bir çanta için kavga bile ediyor. Benim evime gelip çanta satın alanlar çok oldu mağazaların kapalı olduğu dönemde” demesiyle daha da merakım uyanıyor.

En son Zeynep “Bazı çanta renkleri ve modelleri bulunmuyor. Bulunduğu anda da kapış kapış gidiyor. Yani Covid falan durdurmadı satışları. Bazı modeller mağazada da olmadığı için ve aranan bir model olduğu için hemen satılır. Mesela mağazada sıfır bir Hermes 9 bin Euro diyelim. Eğer bulunmuyorsa ikinci elde 14 bin Euro’ya alıcı bulur ve anında satılır” dedi.

Şaka değil.

Ciddi bir rakam 14 bin Euro.

Yüz bini geçiyor. Biraz daha kastırsan ev alırsın bazı semtlerden.

Ve bazı restoranlarda bu çanta için özel sandalye konuyor masaya.

Masada insanların yanında oturan bir çanta oluyor düşünün.

Güler misin ağlar mısın?

Ben gözlerimle gördüğüm için evet doğru.

Çanta masanın baş köşesinde.

Yani, "Hermes bir yana Dünya bir yana…”

Ne salgın, ne kriz, ne de başka bir durum dinlemiyor bu lüks tutkusu.

Ben de Zeynep’e bir kaç şey sordum.

İşte yanıtları:

-Pandemi döneminde ciddi sattın bildiğim kadarıyla bu çantayı...

Mağazamızı belirli aralıklarla açtık ve satışlarımız oldu. Bu süreçte bir kısmın psikolojisi para harcama üzerine kuruluydu ve çoğu alışveriş yapmaya devam etti. Hermes her dönem alıcısı olan bir marka. Çanta almaktan ziyade zaten bir yatırım artık. Hiçbir zaman değer kaybetmiyor. Pandemi sürecinde talep o kadar fazlaydı ki çantayı kaçırmamak adına sabah 09.00'da benim evimden almaya gelenler oldu. Bu talebin normal süreçte de alışveriş yapan kesimden olduğunu ve devamlılık sağladığını söyleyebilirim. Tabi Hermes’in kendi mağazasının açık olmamasının da etkisi büyüktü.

-Kadınların bu tutkusunu nasıl değerlendiriyorsun?

Hermes bir çantaya sahip olduğunuz zaman ömür boyu değerini koruyacak bir yatırım yapmış oluyorsunuz. Ve bir de o duyguyu hissediyorsunuz.

-Kadınlar birbirleriyle kavga ediyor sanırım bu çanta yüzünden...

Aslında evet özel parçalar için yarışılıyor çünkü istediğiniz renk ve modeli bulmak hiç kolay olmuyor. Bulunan renk ve modeli çoğu zaman yakın arkadaşlar ya da aynı aileden bireyler talep ediyor, talep edilen ürün aylarca bazen yıllarca beklemenin sonucunda 1 adet sunulunca, arkadaşlar arasında hatta aile arasında kavgalara sebep oluyor. Ben bunlarla sürekli karşılaşıyorum. Yakınının almasını engellemek ve kendi sahip olmak için daha fazla para vermeyi ve satışı iptal etmemi talep eden bayanlarla ben de sürekli karşılaşıyorum. Hermes çantaya sahip olmak birçok arkadaşın arasını açtığı gibi günümüzde ailelerde de (eltiler arası:)) kavga sebebi...

-Ev fiyatına var mı? İkinci el fiyatları kaçla kaç arası?

Evet aslında ev fiyatına denk gelen çantalar var. Mağazadan daha düşüğe aldığınız çantaları yine piyasada bulmak zor olduğu için yüksek fiyatlara satabiliyorsunuz. Mağazadan 7-8 bin Euro civarında satılan çantaları ikinci el olarak 13-14 bin Euro gibi fiyatlara satılabiliyor. Tabi bu fiyatları etkileyen birçok unsur var derisi, rengi materyali gibi. Mesela krokodil olan Hermesler yaklaşık 45-50 bin Euro aralığında satılıyor. İkinci elde genel bir aralık vermek gerekirse 7 bin Euro olarak başlayıp 60 bin Euro'lara kadar çıkabiliyor fiyatlar. Hermes çantaları yatırım aracı olarak görenler çok fazla dediğim gibi. Paralarının altında dolarda beklemesi yerine Hermes olarak değerini katlayanlar çok fazla. Artık kadınlar bankada para bekletmek yerine Hermes alıyor.


Yıl 2012'de yine bu köşede Derin Mermerci’nin Hermes çantalı pastasını yazmıştım.

O dönem ilkti ve çok ses getirdi.

Şimdi ise çoğu kadın bu çantanın pastasını da yaptırıyor.

Bu arada Derin Mermerci de bir Hermes yatırımcısı.

Sanırım yatırım artık doğru kelime. Hem kullanıp hem de gelecekte satabiliyorlar.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00