Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Rusya, Ukrayna’ya saldırdığında en fazla sıkıntı yaşadığı husus Bayraktar TB2 İHA/SİHA’ların sahada olmasıydı. Zira Rus tankları arazide Bayraktar TB2’lerin açık hedefi haline gelmişlerdi. İşte o günlerde konvansiyonel savaşlar ve tankların etkisi konuşulmaya başlanmıştı. Açıkça tankların döneminin kapandığına dair bolca yorumlar, değerlendirmeler yapılmıştı.

        Aradan yaklaşık bir yıl geçti tekrar tankları konuşuyoruz. Ama bu defa Ukrayna’nın ihtiyaçları sebebiyle ABD M-1 Abrams, Alman Leopard ve İngiliz Challengers tanklarının ne zaman Rusya’nın karşısına çıkabileceği gündemi meşgul ediyor. Fakat hiç kimse bu tankların hemen bugün Ukrayna’ya verilmiş olması halinde sahada neleri değiştireceğini tam olarak değerlendirmiyor. Çünkü nasıl bir etki yapacağı, hatta etki yapıp yapmayacağı da tam olarak bilinmiyor.

        Ayrıca tanklar en karmaşık teknolojilerle donatılmış ve ağır hareket eden araçlar. Basit bir hadisede etkin bir lojistik desteğe ihtiyaç duyuyor, ama aynı zamanda en açık hedef olarak sürekli olarak da korunması, kollanması gerekiyor. Elbette üzerinde sorumluluk taşımayan bizim gibilerin bu konuda yaptığı yorumların ötesinde bir beklenti var ki tank mevzusu konuşuluyor. Ama işte o husus da Ukrayna’daki savaş değil, NATO müttefiklerinin silahlarını, tanklarını Rusya’nın karşısına çıkarabilme çabası. Sonra etkisine bakılacak.

        Ukrayna’nın tamamen yabancısı olduğu karmaşık sisteme sahip 3 ayrı tank modelinde tek ortak nokta NATO silah sistemi. Ama 3 ayrı model bile yeterince sıkıntılı bir durum ve bu ağır zırhlı tankları etkili şekilde savaş birimlerine dahil etmek, lojistik ve operasyonel ihtiyaçlarını karşılamak kolay olmayacak. Zaten bunun için uzun bir zaman diliminden, aylarca süreden bahsediliyor. Tanklar gelinceye kadar Ukrayna ne yapacak, Rusya bu tanklara fırsat vermemek için nasıl tedbir alacak?

        ABD, Abrams’ın en gelişmiş modeli M1A2’yi Ukrayna’da test edecek. Fakat Ukraynalı askerlerin bu tankları iyi şekilde kullanabilmeleri için alacakları eğitim ve elde edecekleri tecrübeler tanklardan daha önemli bir husus. Eğitim ve tecrübe kazanımı için de zaman yok. Birçok uzman tankları savaşa hazır hale getirebilmek için sadece mürettebatını değil aynı zamanda tedarik zincirine de destek veren herkesin eğitilmesini gerektiğini söylüyor. Çünkü hareket edemeyen, yerinde destek bekleyen tank kısa sürede hedef oluyor.

        Özetle NATO müttefiklerinin tank kararında başka detaylar aramak gerekir. Zira günümüzde taktik sınıftaki İHA ve SİHA’ların etkin kullanıldığı, kamikaze İHA’larla engelsiz şekilde birçok yerinde rahatlıkla hedef alındığı bir zamanda tank konusunu daha irdelemek gerekir. Bu tartışmalar mutlak surette Türkiye’nin Altay Tankı Projesinde katkı sağlayacaktır.

        Yakın zamanda NATO'ya katılma ihtimali olmayan Ukrayna, bir NATO ülkesi gibi silahlandırılıyor. En net husus bu…

        Sigortacılar hastaneler için tarife hazırlayacak!

        Sigortacılar hastaneler için tarife hazırlayacak!
        0:00 / 0:00

        Sigorta şirketleri ile özel hastaneler arasında hastaları mağdur eden ve aşırı ücretlendirmeye sebep olan tuhaf ilişkiye dikkat çeken iki yazı kaleme aldım. Özel hastanelerde peşin parayla alınan hizmetlerin, özel sağlık sigortası kanalıyla 3-4 katına kadar çıktığına dikkat çektim. Sorumluluğu alıp, mevzuyu aydınlatan bu soyguna dair açıklama yapan kamu otoritesi olmadı. Alan razı, veren razı, izleyen, denetleyen zaten razı gibi bir tablo ortaya çıkıyor, ama öyle değil. Sigorta sektörü de hastane tarifelerinden rahatsız.

        Özel hastanelerin, özel sağlık sigortası kanalıyla gelen müşterilerine çıkardıkları yüksek faturalardan sigorta şirketleri de mustaripmiş. Ama tarifelere ve faturalara müdahale etmeleri söz konusu değilmiş! Bu sebeple de sigorta şirketleri tartışmaların önüne geçmek, sigorta sistemine güveni artırmak ve yaygınlaşmasını sağlamak amacıyla kendi tarifelerini hazırlamak için çalışıyorlarmış. Bilginin kaynağı önemli…

        Türkiye Sigorta Birliği Genel Sekreteri Özgür Obalı ile yazılarım üzerine görüştüğümde, sigorta şirketlerinin kendi tarifelerini çıkarmak için çalışmalar yaptığını öğrendim. Böylece siyasi tartışmaların odağındaki Türk Tabipler Birliği’nin (TTB) tartışmalara vesile olan tarifesine sigorta şirketleri de zorunlu kalmayacak. Obalı’nın konuyla ilgili aktardığı diğer notlar ise şöyle;

        Her sağlık kurumunun marka algısı, sigorta tarafından tercih edilebilirliği, kullandığı tıbbi cihaz ve sarf malzemesinin maliyetleri dikkate alındığında farklılaşmaktadır. Dolayısıyla sigorta şirketleri özel sağlık sigortasında TTB referans tablosunu, tamamlayıcı sağlık sigortasında SUT fiyatlarını referans almakta ve sağlık kurumları ile farklı anlaşmalar yapmaktadır. Özel sağlık kurumları ve sigorta şirketleri arasındaki anlaşmalara TSB’nin müdahale etmesi söz konusu değildir.”

        TSB olarak prim artışından en çok rahatsız olan taraf olduklarını vurgulayan Özgür Obalı, artan fiyatların sigortalıyı rahatsız ettiğini ve “yaptırmasam mı?” düşüncesini aklından geçirmesine sebep olduğunu söyledi. Bu sebeple de TSB şu günlerde kendi tarifelerini çalışmak dahil birçok çözüm önerisi üzerinde kafa yoruyormuş.

        TTB’nin tarifesi ve özel sağlık sigortası için keyfi ücretlendirme yöntemi özel hastanelerin hastaya öncelikle ve ilk olarak “Özel sağlık sigortanız var mı?” sorusunu sormalarına sebep oluyor. TTB tarifesinin 3 katına kadar çıkabilen, ama çok daha yukarılara çıkmasına da imkân veren esnek bir tarife modeli aynı zamanda medikal enflasyonu körükleyen bir sistemle çalışıyor. Hastaneler de bu durumu fırsata çeviriyor.

        Özel hastanelerin denetimsiz ortamda çıkardıkları yüksek faturalar doğal olarak medikal enflasyonu artırıyor. Poliçe fiyatlarının aşırı yükselmesine sebep oluyor. Enflasyon ile mücadele eden kamu yetkilileri düzenleyici (regülatör) kurumlar bu hususu nedense görmezlikten geliyor. İlaçların kontrolsüz ve denetimsiz bir şekilde yüksek fiyatlarla satıldığı dönemi andıran uygulamalar söz konusu…

        Özel sağlık sigortalarına hastanelerin keyfi ve kontrolsüz işlemler ve yüksek ücret tarifesi uygulamasında Sağlık Bakanlığı, tamamlayıcı sigortalar için de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı sorumlu. Her şeyde ve her sektörde olduğu gibi enflasyon etkisi, ekonomik dalgalanmalar sigorta ve sağlık sektöründe kendini yoğun bir şekilde hissettiriyor. Ama tarife mevzusu bambaşka bir şey…

        Sağlık sektöründe milyarlar dönüyor. Büyük paraların olduğu yerler de maalesef büyük oyuncular oluyor ve at koşturmak tehlikeli olabiliyor. Fikir vermesi açısından Türkiye’de gerçekleşen sağlık harcamalarının dağılımı şöyle:

        SAĞLIK HARCAMALARI (Milyon TL) 2020 2021 Pay
        Toplam Sağlık Harcaması 249.932 353.941 100,0%
        Genel Devlet 198.062 280.220 79,2%
        Merkezi Devlet 68.927 111.180 31,4%
        Mahalli İdareler 1.632 1.975 0,6%
        Sosyal Güvenlik Kurumu 127.504 167.065 47,2%
        Özel Sektör 51.869 73.721 20,8%
        Hane halkları 40.105 56.342 15,9%
        Sigorta Şirketleri 6.458 9.330 2,6%
        Diğer 5.306 8.050 2,3%

        Taksilere tepe lambası saçmalığı…

        Taksilere tepe lambası saçmalığı…
        0:00 / 0:00

        Bir haftadır İstanbul’daki taksilere takılacak tepe lambası tartışılıyordu. Neticede karar alınmış, dijital çağda taksilerin dolu, boş, rezervli olduğu tepe lambasıyla gösterilecekmiş. Bu durum sadece geriye gidiş değil, çaresizlik, yaşadığı çağı anlayamamak, ulaşımda yeni gelişmeleri okuyamamak şeklinde de okunabilir. Trafikte boş dolaşan taksi sayısını azaltan, verimliliği ve müşteri memnuniyetini artıran uygulamalar yıllardır dünyanın çeşitli metropollerinde hizmetteyken İstanbul’da taksicinin kontrolünde olacak tepe lambasıyla çözüm aranacak. Tabii olarak bu saçmalıkla bir yere varılmayacak. Kimin aklına geldiyse tebrik etmek lazım.

        Singapur’daki taksi örneğini de birkaç kez köşemde yazdım. İstanbul’da benzeri modeli uygulamak için 2-3 tane şirkete taksi hizmeti ihaleyle verilebilir. Şu an plaka sahibi olanlar içinde belli süre istihdam şartı konur ve iş biter. Böylece 3 taksi şirketi hem kendi içinde rekabet eder hem de belediye bunları dijital uygulamalar üzerinden denetler, kontrol eder. Böylece taksi adediyle, her türlü suça bulaşmış taksi sürücüleriyle kimse uğraşmak zorunda kalmaz. Havalimanlarına giden taksiler de orada çöreklenmiş taksi kooperatifleri yüzünden boş dönmez. Her açıdan verimlilik artar.

        Belediye ile merkezi hükümetin sürtüşmesi böyle bir ihaleye veya yeni sistem oluşturulmasına izin vermediğinden tepe lambası gibi saçmalıklar ortaya çıktığının farkındayım, ama artık taksi meselesi ülke meselesi haline geliyor. UBER benzeri uygulamaları şeffaf bir şekilde, ihalelerle ülkemize kazandırmamız şart.

        En basit dijital uygulamalarda bile taksinin markası, modeli, sürücünün kimliği ve kaç dakika sonra yanınızda olacağı bilgisinin paylaşıldığı bir çağda, tepe lambasıyla dolu/boş oynamanın, İstanbulluları taksicilerin oyuncağı haline getirmenin ne alemi var!

        Diğer Yazılar